Açık Uçlu Sorularınız 📋


(Witch-Dentist of Muhit) #3338

(marko) #3339

Benim dediklerimin bu sorularla alakası yok.

Post-rock gruplarının belli bir kısmı (örnek olarak GY!BE gibi çok popüler bir örnek verebilirim) ortalama bir müzik grubundan çok fazla enstrüman kullanır, aktif enstrüman kullanımı anlamında da birçok orkestradan daha fazla enstrüman kullanırlar. Rock müzik tıpkı diğer türler gibi belli başlı enstrümanlardan oluşmaz, zaten esas kalitenin olaylarından biri bunu iyi bir şekilde icra edebilmekte.

Barış Manço. Kendi döneminde başka rock gruplarından farklı olarak İngiliz rock müziğinden klavyeyi ve uzun şarkı yapılarını aldı, Türk rock müziğine yedirdi ve organik bir şekilde besteler yaptı. Bu yüzden kendi dönemindeki bu isimlerden daha kalitelidir. Yoksa daha iyi şarkılar vardır belki o dönem Barış Manço dışında, fakat farklı bir yolu deneyip iyi beste yapması onu farklı kılıyor. Daha bir çok farklı etken de farklı kılabilirdi, tonla örnek verebilirim.


(Dilay) #3340

Vallahi ciddiyim.


(I sexually Identify as an Attack Helicopter. Ever since I was a boy I dreamed of soaring over the oilfields dropping hot sticky loads on disgusting foreigners. People say to me that a person being a helicopter is Impossible and I’m fucking retarded.) #3341

Şarkıyı hala ezbere biliyorum bu bir başarıdır.


(Taylor Swift Fanboi) #3342

Tamam benim sorduğum şu GY!BE sırf bu yüzden Pink Floyd’dan daha iyi mi örneğin?

Sen diyorsun ki farklılılaşmak farklı enstrümanların başarılı olarak o türün içinde eritilmesi sanatçıyı başarılı kılar. Birincisi bunun nesnel iyilik kriteri olduğuna kim karar veriyor? Birine göre senin söylediğin bir kalite unsuru, bir başkasına göre minumum enstrümanla verilen performans kalite unsuru olabiliyor. İkincisi başarılı uyarlama kısmına kim karar veriyor. Örneğin halk müziğine etkilenen tecno tınılar beni rahatsız ediyor. Başarılı bir eklemleme olduğunu varsaysak bile yine bu konuda da birine göre senin dediğin kalite unsuru iken bir diğerine göre türün içindeki enstrümanların kullanımının farklılaşması kalite ölçütü.


(Kürşad the Falcone) #3343

Aslında bu konuda teknik açıdan bir hiyerarşi olabilir. Tekdüze ritim üzerine iki nakarat bir melodiyle yapılan bir şarkıyı iyi bir kompozisyonla sürekli farklı melodilerle yükselerek alçalarak değişen bir klasik müzik eserinin karşısında teknik açıdan daha hakir ve basit görebiliriz. Ama başta dediğim gibi sonuç yine hitap ettiği duygular.

Benim bunun dışında pop müziğe ve pop müzik dinleyicisine dair ön yargım var. Genelleyerek konuşuyorum; pop müzik dinleyicisinin pop müziği dinleyip beğendiği için değil, önüne konulanı tüketme olarak dinlediğini düşünüyorum. Radyoyu açıyor, Youtube’a giriyor, karşına pop müzik çıkıyor ve beğeneceği türü araştırıp keşfetmeden önüne çıkanı dinliyor.

Pop müzik ise bence karaktersiz bir müzik türü. Disney benzeri; herhangi bir türü alıyor, onu inceltip basitleştirip herkesin dinleyebileceği hale getiriyor ve piyasaya sürüyor. 90’larda rock’a öykünürdü, country’ye hiphop’a öykündü, electro-techno’ya öykünüyor falan filan.


(marko) #3344

İyilik ile kalite farklı şeyler, kaldı ki iki grup da çok kaliteli gruplar. Biri post-rock’ın, diğeri psychodelic rock’ın öncü grupları, çıktıkları zamanlar da çok farklı (PF 60’lar, GY!BE 90’lar) ve kendilerinden sonra bir sürü taklitleri ve esinlenenleri çıkmış. Dolayısıyla net bir kıyaslama yapılamaz ama ikisi de çok kaliteli işler yaptılar, hala daha yapıyor hatta GY!BE ve David Gilmour.

Ben bunu reddetmiyorum ki. Minimal eserlerde yaratıcı olabilmek de kalitenin bir unsuru olabilir, ben orada sadece bir örnek verdim. Kendi adıma konuşursam tekrara dayalı ve çok az enstrüman kullanan Tool bence kalite anlamında bir çok benim diyen rock grubunu cebinden çıkarır. Burada kalite ölçütü yaratıcı olmak. Yaratıcılığın ölçütü de ortamda halihazırda bulunandan bir fark yaratıp bu farklı unsuru organik bir şekilde müziği ilerletecek şekilde kullanabilmek.

Benim dediğim bununla alakasız, yukarıda açıkladığımı düşünüyorum.


(Taylor Swift Fanboi) #3345

Bak mesela bu Mark Rothko’nun bir tablosu;
resim

Bu da Charles Bukowski’nin bir şiiri;
Evet Evet
tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydısenin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattıbazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren’ in üzerine boşaldı.

Bu iki eser de aşırı sade ama bu onları kendi türlerinin otoriteleri (ki bence aşırı saçma) tarafından değersiz yapmıyor. Müzikte niye yapsın?

İşte bu senin ölçütün. Farklı bir şey yapmadan ‘kaliteli’ müzik yapan bir sürü insan var. Ama sana bunlar kaliteli gelmiyor olabilir.

Yoo alakalı sürekli bahsettiğin farklılığı organik bir şekilde kullanmaktan bahsediyorsun. Nedir organiklik, ölçütü nedir?


(nam-ı diğer) #3346

Iyilik de kalite de kime göre neye göre beyler? Kalite dediğin şey senin kabul ettiğin bazı kriterlere uyup uymaması ile belirlenmiyor mu? Kriterler herkes için farklı. Kaldı ki türleri karşılaştırmak daha da abes.


(Semih) #3347

En nihayetinde olay beynimizde bitiyor sonuçta. Hatta ilk deneyimler çok etkili bu konuda. İlk yediği insan yemeği pilav olan bir insanın hayatı boyunca pilavdan vazgeçememesi gibi araştırma sonuçları da var. Keşke teknik bilgim olsaydı da atomların yapılarından, DNA-RNA’dan, ribozomdan, lizozomdan, hatta fallop tüplerinden dem vursaydım. Malesef cahilim. Ama genel olarak durum bu. 20’li yaşlarda John Lennon’a, Prog Rock’a, Rap’e, Raggie’ye, Türk sanat müsikisine sarmış olabilirsin. Ancak malesef bunlara sarmanda en büyük rolü 2-3 yaşında duyduğun bir Ricky Martin şarkısı oynadı. Kusura bakmayalım.


(Durukan İlkhan) #3348

Bağlı olduğu türün içinde ki kuralları temiz ve pürüzsüz bir şekilde sözlere ve müziğe aktarmasıdır bence. Ama bunların en en önünde kişisellik gelir.


(Martha Kemal) #3349

(i) #3350

Ah, yine Freudçuluk ! Çocukluk yaşantılarının kişiliğimiz üzerinde etkisi büyüktür evet ama zaten nesnel ölçümü ve kanıtlanabilirliği düşük olan, günümüzde geçerliliğini hayli yitirmiş psikanalizi böyle her şeye mutlak açıklama olarak getirmek yarım entelektüelliğin ürünü.


(Ahyoka) #3351

60-90 arası iki darbeyi, sağ sol çatışmasını, işkenceleri, idamları, katliamları iyicene öğrenmek için önerebileceğiniz kaynaklar var mı?
Kitap, film, belgesel…


(Berkay Küçük) #3352

Mehmet Ali Birand’ın belgeselleri döneme yönelik edinebileceğimiz en temiz iş bence ancak yer yer belirli olayları atlamasıyla taraflı yer yer de imkanlar dahilinde sınırlı olabiliyor.


( ◉) #3353

Öncelikle vereceğim tavsiyeler epey kısıtlı olacaktır. Sadece kendim bizzat okuduğum/izlediğim öneriler vermeye çalışacağım. Baştan uyarı, bu listedeki, dahası genel olarak bu konudaki yapım veyahut kitaplar genellikle sol tandanslıdır. Solcuların gözünden solcuları okur/izlersiniz. Aksine çok az rastladığımı belirteyim.

Kitaplarla başlayalım. Yüksel Hocanın '60 sonrası Türkiye Tarihi adlı kitabı, İlber Ortaylı’nın Türkiye’nin Yakın Tarihi kitabı. Bunlar direkt olarak siyasi tarih kitapları.

Roman olarak, Gizli Emir(Melih Cevdet Anday) 47’liler(Firüzan), Zübük(Aziz Nesin)( Bu kitabın filmi de var Kemal Sunal’ın oynadığı), Bir Düğün Gecesi(Adalet Ağaoğlu), Uçurtmayı Vurmasınlar(Feride Çiçekoğlu)(Aynı şekilde filmi var). Bu romanlar direkt olarak konu ile ilgili olmasalar da, satır aralarında hep bir mesajları mevcut. O dönemi anlayabilmek bu şekilde daha mümkün oluyor.

Belgesel olarak, Mehmet Ali Birand’ın Yakın Tarih serisine bakabilirsin.

Film olarak net olarak aklımda az film kalmış ancak özellikle Yılmaz Güney filmleri, Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele serisi(Darbe döneminden bahsetse de suya sabuna pek dokunmaz), Babam ve Oğlum, Uçurtmayı Vurmasınlar, Ecevit dönemini anlatan Zincirbozan, sağ sol ile daha ilgili olan Hoşçakal Yarın( Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın öyküsü) gibi filmler sayabilirim. Aklıma gelirse eklemeye devam edeceğim.

Dizi olarak, Hatırla Sevgili, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Çemberimde Gül Oya.

Edit Ek olarak şöyle bir yazı buldum. Kendim de faydalanacağım, ilgili arkadaşlar da bakabilirler. Yakın Tarih ile alakalı romanlar hakkında bir yazı.


(Berkay Küçük) #3354

Uçurtmayı Vurmasınlarda bir kaç replikle geçiştiriliyor ancak olayın etkisini pekiştirmek adına önemli elbette. Konudan bağımsız filmi izlemediysen @Hanife_Aldemir kesin izle bence.


(Ahyoka) #3355

Hatırla sevgili’yi baştan sona izlemiştim birkaç sene önce. Orada gösterilen idam sahneleri beni hep derinden yaralamıştı gerçi o dizi sol tarafı anlatıyor daha çok sağcı birkaç bireye değiniyor ama tam fikirlerin oluşmaya başladığı zamanlar izlediğim için hep solcu gençlere yakın hissettim kendimi Aynı zamanda dizideki gazete kupürleri de hoşuma gidiyordu. Yalnız o devirde bir genç olsaydım garanti olaylara karışır hapis cezası falan alırdım çok şükür ki yaşamamışım ama bir zaman makinesi olsa gidip tarafsızca görmek kendi fikirlerimi edinmek isterdim


(Kürşad the Falcone) #3357

Tüm filmlerini izlediğiniz yönetmenler kimler (uzun metrajlı filmlerini)? Bir eksikleri de altına iliştirebilirsiniz.

Quentin Tarantino
Martin McDonagh
Matthew Vaughn
Selçuk Aydemir :expressionless:
(Swept Away hariç) Guy Ritchie
(Memento hariç) Christopher Nolan


(Deniz) #3358

Hayao Miyazaki
Lars von Trier
Kubrick
Nolan

Aklima bunlar geldi.

Şimdi millet şov yapicak :pensive: