Açık Uçlu Sorularınız 📋


(Serkan of İzmir) #3379

Hayır ben varım.


(Ertunç Doğan) #3380

Cennetin bir tasarlama atölyesi olmasını isterdim. Böylece insanlar bulundukları yerden sıkılınca kendilerine farklı bir yer tasarlasınlar.


(Berkay Küçük) #3381

Gerçekliğin içinde olmazdı belkide, kader diye bir kavramın olmayacağına inanıyorum. Sanki sonsuz kapılarla döşeli bir labirent her bir kapı bambaşka birer mutluluk. Bilemiyorum cennetin bizim zihnimizle hayal edebileceğimizden çok daha güzel olduğuna inandım hep. Bahsettiğim birazda benim cennet hayalim.


(Robotik Çılgın Ejderha Meto'o) #3382

Bi’ çeşit reenkarnasyon durumu gibi, ölünce başka hayatlar yaşayabileceğim bir yer tasarlardım galiba. Her ölümüm o hayatımın bitişi olacak ve aralarında hiçbir bağlantı olmayacak


(.) #3383

Bence RPO’daki OASIS , kendini istediğin şekile,zamana ve yere koyabiliyorsun. Zaten “oasis” kelimesi Türkçe anlamı cennet


(Ece) #3384

Herkesin istediği hayatı yaşadığı, robotlarla dolu evrenler topluluğu. Robottan kastım özgür iradesi olmayan insan. Çevremizde istediğimiz insanlar, hayal ettiğimiz şekilde programlanacağı için robottan farksız oluyorlar sanırım, başka ne ad koyulabilir bilemedim. Ayrıca bu evrenlerde onların gerçek olduklarını sanmalıyız. Ancak o zaman cennet olabilir bence.


(Taylor Swift Fanboi) #3385

Herkesin hayatının en mutlu anını tekrar tekrar yaşadığı bir yer olurdu


(bite my shiny metal a**) #3386

Tüm insanların yeniden dirildiği sonsuzluk içinde,en iyi halleriyle hayal gücümün sınırlarını zorladığı kadarıyla her kişinin farklı hayali,mutluluğu ve sevgisiyle o sonsuzluğun içinde herşeyi bir arada yaşamak,sanırım.


(Hande) #3388

Herkesin kişisel zevklerine göre tasarlanmış bir evde yaşadığı, ruh eşlerinin olduğu ve her yerde donmuş yoğurt dükkanlarının olduğu bir yer… hmm bir dakika…

Diğer yandan The Good Place’deki fikir bir anlamda güzel, keyif aldığın şeyleri üzerine binmiş bir sorumluluk olmadan yapabildiğin, sevdiğin insanlarla etkileşimde kaldığın, yaşadığımız dünyanın cehenneminden arınmış bir versiyonu hiç de fena gelmiyor.


(Fransuva'nın Ayranı) #3389

Huri ?


(Ece) #3390

Hurilerin biraz şey olması… Yok ya huri sayılmaz bunlar


(sergen) #3391

Bu soruyu öğlen gördüm ancak o an müsait değildim, yazamadım sonra da unuttum… Düşündüğüm şey şuna benziyordu:

Kişiye özel olurdu ve cennetteki diğer her şey ve her canlı(gerçek değiller) kişinin bilinçaltına bağımlı ancak aynı zamanda da geçen süreçte de kendilerini geliştiren bir yapıda olurdu. Bu sayede başta her şeyin gerçekleştiği ancak bir süre sonra zorlanmaya başlanan bir yapı oluşmuş olurdu.

Ancak şimdi şuan yazdıktan sonra okuyunca bir açıdan dünyayı tasvir etmiş gibi hissettim.


(falanfilan) #3392

Azalan marjinal fayda yasasını artan şekilde ayarladın mı? Tamam işte orası. Bir denize girem diyorsun çıkıyorsun, normalde sıkılırsın hop ikinci girdiğinde daha güzel.

Sanal gerçeklik tavan hatta direkt kendimiz oluşturuyoruz wasteland sağda solda hayatta kalmaya çalışıyorsun. Her girdiğin dungeon’ın hikayesi lootu öncekinden daha güzel. Diyorsun ki şu film ne kötüydü keşke şöyle olsaydı. Tak o filmin olmuş hali geliyor.

En azından böyle olsun isterim.


(Berk Kaynak) #3393

Çok doğru.

Ben cennet kavramının mekandan çok “bizimle” alakalı olduğunu düşünüyorum. En mutlu anını sonsuza dek yaşarken bir noktada sıkılacaksan, sonsuza kadar yarattığın dünyalar eninde sonunda yaratıcılığını kaybedip seni bunaltacaksa cennet neresi olursa olsun herhangi bir şekilde bir anlamı olmuyor benim için. Canlı dünyadaki ölümsüzlük kavramı ile karıştırmamak lazım. Bu dünyada azalan marjinal fayda ayarlanmasa bile yok olmaktansa sonsuza kadar yaşamayı yeğlerim. Ancak sonsuz güzelliğin bahşedildiği cennet kavramı için tanımım elbette bu dünyadaki “insan” anlayışımızdan farklı bir şekilde zuhur etmek olurdu.


(büşra) #3394

Bu soruya çok güzel cevaplar geldi, ben de birazcık üstünde konuşmak istiyorum; herkesin cevap verebilmesi adına biraz beklemeyi uygun gördüm.

Doğruyu söylemek gerekirse bu konu üzerinde çok düşünmediğim için sanırım cennet denince aklıma gelen ilk görüntü belli arketiplerle bize gelen bağ bahçe yeşillik görüntüsüydü. :smiley: Geçmiş zaman tasvirleriyle şimdiki sizin tasvirleriniz arasındaki farkı görmek açısından da hoş bi soru olduğunu düşünüyorum.

Doğrusu bir simülasyon fikri çok cazip geliyor. Hatta söylenen fikirler arasında en cazip olanı da bu sanırim. Sürekli zorlasan ve ödülleri artan, evrenini bizim tasarladığımız bir sanal gerçeklik oyunu hoş olurdu cennet kavramı için. Böylece sonsuzluk fikrinin bize yaşatacağını düşündüğümüz sıkıcılıktan da kurtulmuş olurduk belki ama şunu merak ediyorum; bunun bir sonu var mı? Örneğin @Krios’un bahsettiği artan marjinal faydanın tıkanacağı bir yer mesela? Ya da @thargalin’in dediği gibi bu biraz dünyevi bir hayal olmaz mı? Sözüm ona burası da bir simülasyon istediğimiz de bu simülasyonun bir boy büyüğü olabilir.

“Sıkılmak” bu konuda en çok aklımıza gelen şey sanırım. Sonsuzluk fikrini idrak edemiyoruz ve duygusal olarak da Kim yaşayacak o kadar şimdi diye düşünüp sıkılmamayı diliyoruz. Belki biraz emeklilik gibi görüyoruz bu durumu. Burada tüm işi bitirdik sıra mutlu olmaya geldi. Ancak engel yoksa insanın önünde elde edilen mutluluktan da alınan zevk azalıyor, kolaylıkla elde edilen şeyden çabuk sıkılır insan. Gibi gibi.

Bu ilginç bir yorum olmuş. Yalnızca tek bir anı mı, diğer güzel anlarımız da olsaymış keşke dedim. Bir de sonsuz bir looptan bahsediyorsun, bir süre sonra cehenneme dönüşmez mi bu? Yoksa öyle bir an olmalı ki asla sıkılmamalı mıyız? Ya da Gizem’in söylediği gibi ya böyle bi anımız yoksa? Çok trajik bir senaryo olurdu sanırım. Ya da Orhan Pamuk sevebilirdi bu durumu, bilemedim.

Hahaha. Işte beklediğim cevap geldi. :green_heart:

Aslında bu soruyu biraz da Good Place üzerinde düşünürken sordum kendime. İkinci sezonun başlarında Michael’in cenneti/cehennemi tasarlarken yaşadığı buhranları düşündüm,
gerçekten içine düştüğü durum üzücüydü. Üstelik başında boza pişiren biri varken…
Ve tasvir edilen cennet de yani cidden bir emeklilik hayatı boyunca gibi geliyor bana. Fazla durgun geliyor. Sonra aklıma zaten cennete gidecek kadar münzevi olan insanların buna okey oldukları, zaten böyle bir hırs yapmayacakları geldi. :smiley:

Yine dönüp dolaşıp o soruya geldim. Buna lüzum var mı cidden? Yani madem iyi yaşayanların hayatları devam edecek yalnızca yine aynı iç rahatlığı ile; ne demeye sevap point kasılıyor ki? Burayı good place yapalım; güllük gülistanlık yaşayalım bitsin.

O yüzden sanırım ben bir cennet tasarlasam herkese istediği kadar günah hakkı verirdim. Her şeyi yapmakta özgür olurdu insanlar. Orası zaten cennet olduğu için de yapılan günahın zevki durur, olayın sonucu kimseyi kötü etkilemezdi. Ancak bu da bir süre sonra orada karmasikliklara yol açardı sanırım. Belki de en iyisi sonuçlarına katlanmaktır. İnsanlar ne günahlarından korkarak ne de yaptığı iyilikler için ödül umarak yaşardı; coşkun akan bir sel gibi, sonucu düşünmeden ama sorumluluğunu alacak kadar yüreklilikle. Oh, wait…

Biliyorum fazlasıyla uzun bir post oldu ama ne zamandır yazmak, konuşmak istediğim bir konuydu. İlginizi çeker mi bilmiyorum ama konuşmak isterseniz durmayın, yazın. Bu çiçek de sizin. :cherry_blossom:


(Taylor Swift Fanboi) #3395

Kişi loopun başına döndüğünü fark etmeyecek ki. Süreç her başa döndüğünde bilinç sıfırlanacak. Böylece sonsuz tek bir an olacak. İnsanın en mutlu anındaki mutluluğu da sonsuz olacak. Böyle bir anın olmaması ihtimalini çok mantıklı bulmuyorum. İnsan hayatının bir anında mutlu olmuştur.


(sergen) #3396

“Sözün ona” içerisinde bulunduğumuz similasyonda etken olarak başka canlılar var. Similasyon evren teorisine göre biz hepimiz tek bir similasyon içerisindeyiz. Detaylarına hakim olmadığım için bu kısımda daha fazla bilgi veremiyorum ancak benim bahsettiğim cennette etken tek canlı sensin ve geri kalan canlılar da o similasyonun bir parçası…

Yine bahsettiğim yapıda anahtar kelime bilinçaltıydı. Bunu özellikle söyledim çünkü bizim bilmediğimiz yada kabul etmek istemediğimiz pek çok orada depolanıyor. Hatta ve hatta içten içe kazanma ve kaybetme dürtülerimizin bile orada bulunduğunu düşünüyorum ve tamamen bundan ötürü bahsettiğim cenneti kişinin bilinçaltına bağlı olacak bu şekilde tasarladım. Eğer kişi kazanmaktan sıkılırsa önüne kazanamayacağı bir challenge çıkacaktı. Cennetteki diğer herkesi gelişmeye açık bir şekilde konumlandırdım. Çünkü düz bir çizgidense yükselen ve alçalan bir eğri cennetten alınacak hazzı da etkileyecektir.

Bir noktada evet haklısın, similasyon evren modelinin değiştirilmiş bir versiyonu diyebiliriz. Ancak düşününce bir video oyununa daha yakın bir yapıya sahip. Bir oyunda ana karakteri(yahut birden fazla ana karakterkleri) oynarsın ve çevrende olan her şey oyunun bir parçasıdır. Mesela Dishonored oyununda bizim ana karakterimiz Corvo Attano’dur. Oyun boyunca önüne çıkan npc’leri öldürerek ilerlediğinde her defasında bir sonraki sefere daha güçlü npc’ler karşına çıkar.

Bu benzetme şu an aklıma geldi dün post yazarken aklımda yoktu.


(marko) #3397

“Yapılabilecek tüm özgün sanat eserleri yapılmıştır; artık yapılacak her film, müzik ve resim bir öncekilerin bir kopyasıdır ve orijinal değildir.” önermesine katılıyor musunuz? Sizce gerçekten söylenebilecek tüm sözler söylendi ve biz sadece tekrarlarını mı tüketiyoruz?


(Kürşad the Falcone) #3398

Bence bu aynısını yapmak değil, bir birikim süreci. Bir sanatçı, o sanata ilgi duymaya o sanatın eserlerini tüketmeye başlayınca başlar. Gözündeki “iyi eser” kavramı o tükettiği iyi eserlerle oluşur. Kendi eser meydana getirmeye başladığında da, iyi eserler meydana getirmek istediği için gözündeki iyi eser tanımına öykünür. O da tükettiği diğer sanatçıların eserleri. Mesela Tarantino Sergio Leone hayranı bir adam. Onun filmlerini izlemiş, sevmiş kendi tarzında da ona öykünmüş. Eğer Sergio Leone olmasaydı bugünkü Tarantino’nun tarzı da olmazdı.
Yani demek istediğim yapılacak her şey yapıldı demek doğru olmaz, çünkü hiçbir şeyin yapımı tamamlanmadı. Sanat da bilim de birikerek ilerleyen bir süreç.


(Taylor Swift Fanboi) #3399

Fanatiklik seviyesinde sevdiğiniz bir şey var mı?