En Son Ne İzlediniz/Oynadınız/Okudunuz? Yorumunuz&Naçizane Notunuz 🎬🎮🃏


(Son akşam yemeğinde ki garson. ) #734

Küçük Prens

Şimdi düşünüyorum ki bir çocuğun düşünceleri ancak bu denli masum ve içten olur.

Küçük Prens yüce bir dağa tırmandı. Dağ olarak şimdiye kadar yalnız kendi gezegenindeki üç yanar dağı görmüştü; onlar da ancak dizlerine geliyordu. Hatta sönmüş yanardağı tabure olarak kullanırdı. Kendi kendine, “Bu yükseklikteki bir dağdan bir bakışta bütün dünyayı ve insanları görebilirim,” diye düşündü.
Ama sipsivri tepelerden başka hiçbir şey ilişmedi gözüne:
“Günaydın,” dedi usulca.
“Günaydın… Günaydın… Günaydın…” diye karşılık verdi yankı.
“Kimsiniz?”
“Kimsiniz?.. Kimsiniz?.. Kimsiniz?..”
“Hepiniz dostum olun. Yapayalnızdım.”
“Yapayalnızım… Yapayalnızım…”
“Ne tuhaf bir gezegen!” diye düşündü Küçük Prens. “Her yer kuru, her yer sivri, her yer sert ve acımasız. İnsanlarda da düş kurabilme gücü hiç yokmuş. Ne söylerseniz onu tekrarlıyorlar. Benim gezegenimde bir çiçeğim vardı, söze ilk o başlardı…”


(elif) #735

Kısacık çok tatlı ve komik bir filmdi. Saoirse Ronan ve Laurie Metcalf’a bayıldım, Oscar adaylığını hak etmişler. Filmdeki tüm karakterlere bayıldım, çünkü tüm karakterleri güzelce anlatıyor ama bunu yaparken hiçbir şekilde baymıyor. Danny’nin gay olduğunu ailesinin bilmemesi ve filmin bunu hem çok güzel bir şekilde anlatıp hem de uzatmadan geçmesi hoşuma gitti. 8.5/10 :beetle:

Dün gece yatmadan önce öylesine izleyeyim diye açmıştım, pek bir beklentim yoktu. Bir gecede tüm bölümleri izledim. Her bölümde absürtleşen çok eğlenceli bir diziydi. “James” karakterini canlandıran oyuncuya -adını bilmiyorum- bayıldım, mimikleri çok tatlıydı. Müzikleri aşırı güzeldi, gün boyu dizinin playlistini dinledim. Boş zamanlarda izlemelik çok şeker bir dizi olmuş. 8/10 :man_dancing: :dancer:


(K) #736

Aynı oyuncunun yer aldığı Black Mirror bölümünü de (Shut Up And Dance) izlemeni öneririm. Zaten birbirinden farklı hikayeler anlatıyor, kısa film tadında karma izlesen de bir şey kaybetmezsin.


(elif) #737

İlk iki sezonu bitirmiştim, üçüncü sezona geçme fırsatım olmamıştı. Sezona üçüncü bölümle başlayayım en iyisi :smile:


(Umut) #738

Benim izlediğim ikinci Black Mirror bölümüydü Shut Up and Dance. Bayağı etkileyici gelmişti bana. Bahsettiğin oyuncu da çok iyi bir performans sergilemişti.


(Son akşam yemeğinde ki garson. ) #739

Biliyor musun ben de James’i oynayan çocuktan tiksindim bölümleri izlerken. Ama daha bitirmedim diziyi. Kızı da (spoiler değeri taşır mı bilmiyorum ama) peruğu taktıktan sonra sevmeye başladım. Çok tatlı ve şirin gözükmüştü gözüme.


(elif) #740

Bana da aynısı oldu. Başta çok itici gelmişti.


(seço) #741

En son 3 yada 4 sene önce izlediğim The Sopranos’u izlemeye başladım yeniden…Jean Dubuffet in boğucu kültürünü okuyorum halihazırda.
Tavsiye eder miyim?
Evet ve evet


(alana) #742

İzledim - Call Me By Your Name

Film hakkında ne hissedeceğimi veya ne yorum yapacağımı bilmiyorum. Kesinlikle güzel bir filmdi ama herkes bu kadar övdükten sonra daha fazla şey beklemiştim açıkçası. Armie Hammer ve Timothée Chalamet gerçekten mükemmeldi. Film her şeyden önce görsel bir şölendi. İzlerken valizimi hazırlayıp İtalya’ya gitmek istedim. Ancak film bana duygusal anlamda ulaşamadı sanırım. Puan vermeye çalışsam 8/10 veririm ama 8’i de o kadar hak etmiyor. Daha düşük versem filme haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. Dolayısıyla puanlamamışım gibi düşünün.
Özetle filmi izledim ve sevdim ama daha sonra bir daha açıp izlemem :confused:

İzledim - The End of the Fucking World

ON ÜZERİNDEN ON.
Oh be. O H B E.
Uzun süredir dizi izlemiyordum. Bu dizi ile güzel geri döndüm. Hiçbir şey söylemeyeceğim, oturun izleyin. Bir tane mi kötü yanı olmaz? En başından itibaren kalite olarak giderek yükseliyor. Bayıldım.


(Son akşam yemeğinde ki garson. ) #743

Şimdi, inatla bekledim JL’in nete düşmesini.
Arkadaşlarım benden önce sinemada izlemişlerdi ve bana beğenmediklerini söylediklerini için ben de korsan izlemeye karar verdim. Özür dilerim korsan izlediğim için.

Karakterler
Öncelikle Batman’den bahsedeyim.
Batman’in takım kurması fikrini hiç sevemedim. Pek yakıştıramadım adama.
Ekibin Steppenwolf’la ilk karşılaşmalarına giderken bir gemiden veya uçaktan iniş sahneleri var. Batman’in yere atladığını falan görüyoruz. Ulan o şekilde kütük gibi ben atlarım senin Batman olarak biraz estetik atlaman gerekmiyor mu?
Ya Bruce’ un Barry’yi almaya geldiği araba ne çirkindi bee. Ve “Ben zenginim” esprisini hiç söylemiyorum.
Sevdiğim tek yanı Arkham Origins’tekine benzeyen kostümü.

Wonder Woman.
Ben BvS’den beri Diana ablamızı oynayan Gal Gadot ablayı yakıştırmıyorum role ama fiziksel olarak. Bir Amazon bu kadar cılız olmamalı bence.
Bruce’ la olan yakınlaşmaları çok hoşuma gitti açıkçası.

Superman.
Bıyık muhabbetine hiç girmek istemiyorum. Bu kadar gülünç bir durum olamaz.
Steppenwolf’a karşı çok mu gücü abartılmıştı bana mı öyle geldi? Steppenwolf’un bir yumruk bile atamaması beni düşündürdü.
Lois Lane’den nefret ediyorum. Bu yüzden Amy Adams’dan da nefret ediyorum. Lan özel silah olarak bula bula bunu mu buldunuz?
Dirildikten sonra ki bizim ekiple olan kavga sahnesini çok beğendim. Keşke biraz daha uzun olsaydı. WW’a havalanıp kafa atması acayip hoşuma gitti.

Aquaman.
Khal Drogo olmuş ya. Laf yok adam Aquaman.
Biraz toy bir Aquaman izlediğimi düşünüyorum ben. Kendi filminde umarım daha pişmiş bir Aquaman görürüz.

Flash.
Flash neden K-POP dinliyor ağabey neden?
Bütün koşma sahnelerini çok beğendim. Filmi inşallah gelir de koşa koşa izlemeye giderim.

Cyborg.
Ne bileyim ne iyi buldum ne de kötü.


(Umur) #744

Lacasa de Papel

Şimdi, bazı yapımlar vardır. Mükemmel olmak zorunda değildir, mükemmel olmak umrunda da değildir. Bir mesaj için yazılmıştır bu yapımlar, bir anlam içerirler. Bu anlamı vermek onlar için en önemli şeydir, geri kalan her şey önemsizdir. Bu dizi o mesajı, o anlamı o kadar iyi veriyor ki, tüyleriniz diken diken, ağzınızda Bella Ciao izliyorsunuz. Berlin koşarken bağırıyorsunuz siz de, Müfettiş geri dönerken gülümsüyorsunuz, Angel konuşmadığında gururlanıyorsunuz. Monica eline silahı alınca evet diyorsunuz. Bu dizi bunları güzel başarmış.

Diziye eleştirisel bir gözle bakarsam, puanım 8,5/10 olur. Diziye daha kişisel/duygusal bir açıdan bakarsam vereceğim puan 10/10 olur. Kolay kolay unutabileceğiniz bir dizi değil. İzleyin. İzleyin.

Artıları eksileri nedir diye sorarsanız, çok eksisi yok aslında dizinin. Kullandığı anlatım biçimi bir yerden sonra sizi sıkabilecek bir anlatım biçimi, ilk bölümdeki bazı monologlar biraz zorlama gibi tabii çeviriden dolayı da olabilir bu anlaşılmazlık. Müfettiş karakterinin sonu da biraz klişe gibiydi, onun dışında dizinin bir eksisi bulunmamaktadır. İzleyin.

Bir de şeye takıldım, hikayeyi sürekli Tokyo’nun ağzından dinledik, Tokyo’yu final sahnesinde göremedik. Hani sosyalizmdik ya biz, ben şey isterdim finalde, müfettiş geldiğinde tüm ekibi yanyana görmek falan, klişe olurdu ama güzel olurdu, sanki…


La Casa De Papel Emirlikleri
(Iron Man) #745

Öncelikle yükseldiğim kadar iyi bir film ile karşılaşmadığımı belirteyim. Fakat geçen sene Moonlight’ın Oscar aldığı yerde bu filme 3 Oscar verilse yine az. Oyunculukların iyi olduğu, konunun güzel işlendiği samimi bir film izledim. Bu yıl aday olan filmlerden izlediklerim ile karşılaştırırsam son sıraya koymak zorunda kalıyorum şimdilik. Bu film çok kötü diye değil, diğerleri bundan daha güzel geldiğinden.
Bu arada filmin mekanı, çekimleri falan oldukça muhteşem. Buna değinmeden edemeyeceğim.

Bu arada bu yıl ki adaylardan beni “Manchester By The Sea” veya “Arrival” kadar etkileyen olmadı. Dunkirk yaklaştı ama olmadı maalesef.


(korhan) #746

Filmle ilgili benim de sinir olduğum şey tam olarak bu. Tamam dramadan ölelim demiyorum da bu kadar ütopik anlatılmaz ki böyle bir ilişki. Cinselliklerinin psikolojilerine ve çevrelerine etkisi sıfır yani. Karakterlerden birini kadın yap hikaye değişmez resmen. Bu yönü seviliyor belki bilmiyorum ama bu yüzden almak istediğim duyguları alamadım ben filmden.


(Xibalba) #747

La Fille Sur Le Pont (Köprüdeki Kız)

"-Geleceğimi, büyük bir istasyonun sıralarla ve banklarla dolu bekleme odası gibi görüyorum. Dışarıda kalabalık insan grupları beni görmeden koşuşturuyor. Hepsinin acelesi var. Trene yetişiyorlar, taksi tutuyorlar. Gidecek bir yerleri var, buluşacak birileri. Ve ben oturmuş bekliyorum.

+Neyi bekliyorsun Adele?

–Bana bir şeyler olmasını."

Kendisine bir şeyler olmasını, şansın onun da kapısını çalmasını bekleyen bir kızın, tam her şeyden vazgeçtiği anda şansla karşılaşmasıyla başlıyor film. Bence çok güzel sahneleri, çok güzel diyalogları da olan bir film. Birine ya da bir şeye karşı duyulan güveni, aşkı, tutkuyu çok güzel veriyor. Bilmiyorum o kadar muhteşem bi film değil belki ama ben çok sevdim. Etkilendim. Ayıca bitiş mekanıyla da +1 puanı hak ediyor bence. :hugs:

Ve çok güzel müzikleri var:

Ya şansımız bizi bulmadan önce köprüden atlamış olursak?

I’m Not There

Bob Dylan belgeseli olarak geçiyor ama aslında değil de gibi. Bob Dylan’a atfedilen özelliklerin 6 farklı kişiye paylaştırıldığı ve her birinin Bob Dylan olarak karşımıza çıktığını düşünün, ama isimleri farklı olarak. Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer filmi izleyecekseniz Bob Dylan hakkında bilgi sahibi olmanız lazım, yoksa sadece muhteşem Cate Blanchett ve müzikler kalıyor geriye. Filmin oyuncuları zaten birbirinden güzel ama ben özellikle bir kadın olarak oynamasına rağmen Cate Blanchett’ın Bob Dylan’ını sevdim. Bazı yerlerde filmden kopmuş gibi oldum, bazı yerlerde gözlerimi açıp izledim. Yine de güzel bir film/belgesel. Bob Dylan’a özel olarak bir ilginiz varsa izlemenizi tavsiye ederim.


(alana) #748

Sadece ilişkileri değil her şey ütopik. Benim asıl takıldığım şey ütopikliği değil. İki karakter arasındaki tutku bana hiç geçemedi. Ayrıca Oliver gittikten sonra Elio’nun evlilik haberini alışı herkesin her şey konusunda aşırı anlayışlı olması saçmaydı. Genel anlamda tek bir sahne hariç ”Call me by your name and I’ll call you by mine.” çok etkilendiğim bir kısmı olmadı maalesef.


(marko) #749

The End of the F***ing World - 9/10
Mükemmeldi ya, özellikle müzik seçimi ve olayın akıcılığı çok güzeldi. Başroldeki elemana ara ara çok sinir olsam da karakterin olayının biraz da o olmasından dolayı çok da bir şey diyemedim. Umarım hak ettiği ilgiyi görür.


(Şıpıdık öldürmeli) #750

The End of F***ing World
İki gündür özellikle muhitte olmak üzere her yerde karşıma çıkıyor dizi, ilk bölümünü izledim az önce. Müzikler güzel, kesinlikle devam edeceğim belki birkaç saat içinde belki de yarın bitireceğim diziyi. Uzun zamandır karakterleri böyle olan bir dizi/film izlememiştim. Bitirince editlerim diye umuyorum.

edit: 20 dklık bir dizi yani hiçbir şey beklemeyerek başladım 5.bölümü izleyeceğim ve bayıldım. İzlenir bu.

edöt: üfff beğenildiği kadar varmış, bayıldım. Az önce bitirdiğim ve etkisinden çıkamadığım için bana göre 10/10 bu dizi. Müzikler harika.


(sergen) #751

Ma vie de Coutgette (Kabakçığın Hayatı)
Bir çocuğun yetimhanede geçirdiği zamanı ve edindiği arkadaşlıkların anlatıldığı stop motion film. Gayet hoşuma gitti.


(Ceren Gülis) #752

Chew’un 2. cildini bitirdim
Evet, resmi olarak en sevdiğim çizgi roman serisi oldu, ilkini de çok fazla okumuştum, bunu da okuyacağım çünkü gerçekten orijinal ve ilgi çekici bir konusu var ayrıca bu çizim tarzına ve anlatış tekniğine BAYILIYORUM yani kısaca benim için çizgi romanda önemli olan her şey bu seride harika bir biçimde mevcut 10/10 (evet aşırı subjektif bir şey oldu şu ana kadar hiçbir şeye 10/10 vermemiştim tarihe kazınsın)


(Xibalba) #753

Call Me By Your Name

Filmi ben beğendim ve belki de duygusal biri olduğumdan epey de duygulandım. İlk olarak arkadan gelen piyano sesleri, Kuzey İtalya manzaraları, hepsi filme çok güzel bir hava katmış. Özellikle Timothée Chalamet’in ve babasını oynayan kişinin oyunculukları çok çok güzeldi. Filmin sonunda babasıyla yaptığı konuşmayı defalarca kez izleyebilirim. O sahne dışında tekrar açıp izleyeceğimi sanmıyorum ama yine bu filmin güzelliğini değiştirmiyor. Eşcinsellik temasını işleyen filmler arasında en beğendiklerimden diyebilirim.
Herkes Moonlight ile karşılaştırmış, ben izlemediğim için bir şey diyemeyeceğim. Oscar kazanacak kadar iyi bir film miydi, bence değildi ama Oscar dışında değerlendirirsek gayet güzel bir film, bence.

Midnight in Paris

Woody Allen’ı sevmiyorum, o yüzden yaptığı şeylere de önyargılı yaklaşıyorum ama ben uzun zamandır hiçbir filmi yüzümde bu kadar sırıtışla izlememiştim. Hep eski zamanlarda yaşasam daha mutlu olacağımı düşünmüştüm, bu filmi izledim hala aynısını düşünüyorum. Tüm film boyunca Gil’le beraber 20’lerin Paris’ine gittim, Picasso’yla, Hemingway’le, Dali’yle tanıştım. Nasıl tekrar günümüze dönebilirim ki. Filmin vermek istediği mesajı almamak için ısrar ediyorum :hugs:. Kadrosu da çok güzel, ufak rollerde oynayan kişiler bile şahane.
Filmde Paris’i o kadar güzellemişler ki, hemen yarın Paris’e gidip o arabayı bulmak geldi içimden.Tabi bunlar hayal.
Kısacası ben büyülendim, belki fazla abartıyorumdur ama olsun, izleyin.

Bu da şahane soundtrack’i: