En Son Ne İzlediniz/Oynadınız/Okudunuz? Yorumunuz&Naçizane Notunuz 🎬🎮🃏


(Umut) #814

Bir ritim oyunu. Oynanış şöyle:
Küçük bir ordu ile birlikte yola çıkıyoruz ve yolda karşımıza çıkan şeylere X O □ ∆ tuşlarıyla ritim tutarak tepki veriyoruz. Mesela kare, kare, kare, yuvarlak tuşlarına bastığımızda yürüyoruz, yuvarlak, yuvarlak, kare, yuvarlak tuşlarıyla da saldırıyoruz. Bir sürü başka kombinasyon da giriyor işin içine.


Bu video da güzel anlatıyor oyunun nasıl bir şey olduğunu. Herkese hitap eden bir şey değil ama.

(Oğuzhan) #815

Teşekkürler bakacağım


(Ömer Taşkaya) #816

Dunkirk izledim.

Linç yememek için sadece şunu diyeceğim ;

Bu filmin neden bu kadar sevildiğini ve birşeylere felan aday gösterilmesini beynimin kapasitesi almıyor.

Uluslararası İlişkiler okuyorum belkide ondandır bilemem ama nerdeyse tarihi olay, politik, savaş, içerikli her dönem filmini/dizisini sömürmek gibi bir huyum var. En sevdiğim türdür , çok hoşuma gider ve ciddiyim hayatımda bir filmi izlerken bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum (ha birde film 1 sa 38 dk yani dikkatinizi çekerim bir film için aşırı az bir süre)
Yani ne biliyim baya eksik geldi birşeyler.
Bunların kuşkusuz ilki ;

filmin cidden gram akıcı olmaması ve haddinden fazla az hareketli olması. Biliyorum bu bir aksiyon filmi değil psikoloji filmi. Askerlerin hissettiklerini felan çok iyi aktarmış hatta ona eyvallahım var ama konusu ve teması “savaş” olan bir filmin insanı bayacak kadar yavaş ve ağır olması ne bileyim insana " The Walking Dead mi izliyorum ben ya bune yavaşlık" dedirtmemesi gerekiyor.

Bir diğer sorun ise filmde çok çok çok az replik olması yani cidden toplasak 3 sayfa çıkarmı acaba.
Dolayısıyla insan bir süre sonra sıkılıyor.

Bir diğer problemim ise filmin zaman sorunu. Bir ileriyi gösteriyor bir geriye atlıyor, ve bunu sinema kültürüne çok aşina olmayan izleyicinin kafasını karıştıracak şekilde yapıyor. Hoş olmamış beğenmedim.

Kafamda çok çok fazla soru var.
Nolan’ın en kötü filmi diyebilirim kendime göre baya bir overrated buldum. Zevkler ve renkler derim en fazla, bana göre bir film değil.

Puanım 5/10


(The Godwoken) #817

Kimin haddine yahu sen filmi beğenmedim diyorsan bitmiştir. Linç kültürü muhitte yoktur. herhalde?-

Film ile ilgili,

Akıcı olmadığına katılıyorum.

Ayrıca kaynak aldığı tarihsel olayı filmi izlemeden önce araştırmıştım. Araştırdığım yazılı kaynaklar daha ilgi çekiciydi.


(The Godwoken) #818

Valerian and the City of a Thousand Planets


Öncelikle film ile alakalı kök bir bilgim yok. Bu film haricinde konu ile ilgili herhangi bir materyal tüketmedim.

İlk farkettiğim şey filmin birazcık Star Wars, fazlaca Star Trek, başında ve sonunda Avatar tadı içermesi oldu.

  • İnanılmaz tür çeşitliliği
  • İnanılmaz renk skalası ve canlılığı
  • Mekanlar
  • Bir noktaya kadar güçlü Kadın karakter

  • Cara Delevingne’nin Kaşları


  • Ve tabi ki Rihanna.

Bunlar filmin artı yönleri.

Gel gelelim neden IMDB puanı 6.5,

  • Hikaye zayıf.
  • Yeni hiçbir şey denenmemiş.
  • Blöf yönü yok bütün twistler ortada.
  • Belli başlı noktalarda kopukluklar ve anlam kaymaları hatta cevaplanmayan sorular.
  • Valerian’ı oynayan oyuncuya duyduğum şahsi antipati

Fakat şöyle bir noktası var ki film Star Wars’ın eksik yönlerini, Star Trek’in güzel yönlerini barındırıyor.
Ben hiç sıkılmadan izledim. Olaylar tanıdık gelse bile kendisini izlettiriyor.
İzledikçe insan o “dünyayı” keşfetmek istiyor.

Dediğim gibi fena değil, ancak harcanan potansiyel üzücü (klişe). Çünkü TFA ve TLJ’de gördüğümüz uzaylı türlerinin sayısını tek filmde geçmiş olabilir. Hatta bunu yalnızca giriş sahnesiyle bile yapmış olabilir.

Saydığım tüm bu sebeplerden ötürü puanım 10 üzerinden 7


(Can) #819

:clapper:: Maze Runner: The Death izledim. Serinin ilk iki filmini izledim diye sonuncusunu da izleyip bitirmek istedim ama keşke öyle bir şey yapmasaydım. Filmi gereksiz yere 2 küsür saat yapmışlar biraz kısa yapıp izleyenlerini sıkmasalardı daha iyi olabilirdi. Üstelik filmde biraz da dram olsun diye o binadan atlama sahnesini çok saçma yapmışlar, izlerken bu neydi şimdi dedim şahsen, yersizdi kısaca. Filmde tek beğendiğim kısım ise en son ki mektup kısmıydı güzel işlemişler o kısmı beğendim güzeldi. Eğer ilk iki filmi izlediyseniz izleyebilirsiniz ama izlemediyseniz boş yere 2 küsür saatinizi harcamayın derim. 5/10


(Kaan ) #820

Bence senin filmden beklentilerinle filmin sana verdiği şeyler çok farklı. Bu filmi klasik ikinci dünya dünya savaşı kahramanlık filmi değilde, savaşın psikolojik tarafını anlatan bir film olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bu şekilde değerlendirirsek ortaya vaad ettiğini çok güzel veren blr film çıkıyor.


(Kaan ) #821

Okula gidip-gelirken, tuvalette, gece yatmadan önce bol bol PSP oynayan ve PSP’nin gelmiş geçmiş en kullanışlı handheld konsol olduğunu düşünen biri olarak en sevdiğim PSP oyunları;

-MGS: Peace Walker
-God Of War Oyunları
-Patapon Oyunları
-Monster Hunter Oyunlar
-Kingdom Hearts Birth By Sleep
-3rd Birthday
-Persona 3
-Daxter
-Tactics Ogre
-Castlevania The Dracula X Chronicles
-Silent Hill Origins


(Oğuzhan) #822

Kullanışlı kısmına katılmıyorum ama burada bir kaç tane oynadığım oyun var ve gerçekten çok iyi oyunlar bence


(Ceren Gülis) #823

İzledim
Star Trek: The Motion Picture
Filmle ilgili tek bir sorunum vardı (ki bu benim için yeni bi’ şey çünkü genelde beğenmediğim kısımları beynimde eleyerek yazdığım yazıları yazıyorum, bunda ise öyle bir durum yok) o da bazı sahnelerin aşırı aşırı uzatılmasıydı, bundan kastım diyaloglar falan değil, hepsi yerindeydi, zaten hepsi de az ve özdü, benim bahsettiğim şeye örnek Enterprise’ın 2 dakika aralıksız bir şekilde gösterilmesi veya daha da gözüme batan V’ger’ın içine girerlerkenki sahnenin 5 DAKİKA BOYUNCA HİC DİYALOGSUZ SADECE MÜZİKLE gösterilmesi.
Tamamen sallıyorum ama belki o zamanlarda böyle bir teknoloji çok etkileyici olduğu için yapmış olabilirler, ama o teknolojinin güzeli cirkiniyle beraber büyüdüğüm için beni etkilemedi hatta teknolojiyi geç eğer sinemada izlesem efektler ses vs beni çok etkilerdi ama evde boktan bilgisayarımın yansıyan ekranında izleyince o sahneler bana ulaşmadı (ben buna dunkirk etkisi diyorum, üstteki yorumlara ayrıca cevap yazmak yerine bunu da araya sıkıştırayım dedim)
Onu dışında BAYILDIM gerçekten bayıldım sonunu çok zekice bağlamışlar ve nasıl kurtulacaklar diye aşırı meraklanmıştım(bu da bir artıdır) karakter arasındaki ilişkilrr çok eğlenceliydi ne bileyim çok güzeldi ya, eğer seri böyle devam ederse bir sıtar vorsçu daha karşı tarafa geçecek (şka)


(sergen) #824

Eğer bundan rahatsız olduysan 2001: a space odyssey izlememişsin demektir. Listende falansa da uyarı düşeyim, filmin yarısından fazlası klasik müzik içerek uzun uzadıya gösterilen sahneler.


(Ceren Gülis) #825

evet listemde, ama sanırım aradaki fark ne bekleyerek girdiğim, mesela 2001 çok uzun süredir duruyor listemde çünkü karanlık bir ortamda pür dikkatle ve gerçekten tadını çıkararak izlemek istiyorum, yani öyle şeylere dayanamıyorum değil, sadece olacak şeyleri merakla beklerken onlar reklam arası gibi girdi eh işte açıklayamadım ama öyle


(sergen) #826

Anladım ben, olayı merak ettiğin için o sahne sıkıcı geliyor. Dayanabiliyorsan kesinlikle izle, hani sana bir şey katar mı bilmem ama yapıldığı zamana göre değerlendirince ne çok şeyi o zamandan keşfetmişler diyorsun.

notla karışık itiraf: ben izlerken kafamı sık sık telefona gömdüm ve acaba bir şey kaçırdım mı diye o sahneleri tekrar izledim.


(fza) #827

Powerless

01x09

Güzel bölümdü, karaoke olayını da iyi bağlamışlar. Uzun bir ara vermiştim ama şimdi bitmesine 3 bölüm kaldı sadece. Üzülmedim değil, çerezlik olarak gideri varDI aslında; arada güzel göndermeler de oluyordu.


(Boş İnsan) #828

Get Out!

Yavaş ilerleyen ve gerilimi güzel veren bir filmdi. Rod karakterine bayıldım ama sanki bu filme biraz garip kaçmıştı.Yine de güldüm onun sahnelerine. Film çok hoşuma gitti. Özellikle son sahnelerde Chriss’in vura vura ilerlediği,yorulduğu,kurtulmaya çalıştığı bölümler çok güzeldi. Ama bir yandan da filmi kafanızda çabuk çözebiliyordunuz. Gerçi ben Rose’un masum olduğunu,onun da hipnotize edildiğini sanıyordum son saniyeye kadar. Hatta fragmanda böyle bir sahne vardı sanki. İkinci bir O… Eyşan vakası.
Chriss’in, annesinin ölümünü anlattığı gibi, sokakta bir başına kimsenin onun için gelmediğini görerek ölmesi içimin yağlarını eritti ama hala soğumadım.
Neyse çok hoş bir filmdi benden bir 8.5 çalışır.


(korhan) #829

Perihan Mağden’in Ali ile Ramazan’ını okudum. Dışarıda vakit öldürmek için bir şey arıyordum, aldım bir kitapçıdan ve tek oturuşta bitirdim. Ellerim falan uyuşmuş soğuktan zor yazıyorum şu an, fark etmedim bile okurken. Böyle bir trajediyi ne okudum, ne izledim daha önce. Karnıma yumruk yemiş gibi dolandım Kızılay’da ağlamamak için zor tutarak kendimi. İlla ki kusurları var, mükemmel bir edebiyat örneği değil ama çok içten, çok gerçek. Vıcık vıcık dramdan hiç hazzetmem normalde ama öyle değildi işte bu. Yutkunamıyorum lan ben okurken böyle oldum kadın yazarken ne yaşadı kim bilir. Gerçek bir olaydan esinlenmiş bir de, İstanbul’dan da hayattan da tiksindim. Puan falan vermiyorum.


(Ömer Taşkaya) #830

It izledim

Tek kelime ile çok güzel olmuş zaten Stephen King işi ne beklemezsin ki.
Baya akıyor film ya 2sa 10 dk imiş bide, bir kere bile durdurmadım yada saate bakmadım baya sürükleyici olmuş ya film.
Yalnız keşke Pennywise hakkında az daha anlatılsaymıș, bilgi verilseymiş filmin kesilen sahnelerinde Pennywise’ın 1600’lü yıllarda flashbackleri varmış. Çok ilgimi çekti keşke silmeselermiș.
Dediğim gibi Pennywise’ın az anlatılması dışında çok güzel ve komik bir film çocukların özellikle 3 tanesi felan aşırı komik tepkileri ve küfürleri baya komikti.
Bir kaç mantık hatasıda var ama neyse spoiler vermeden anlatıyım Baba - kız meselesi mesela…
Neyse güzel film aile ile izlenebilir.

Puanım 8/10


(Berk Kaynak) #831

Oynadım: Undertale. Biraz uzun gireceğim, vaziyet alın.

Tek kelimeyle bir şaheserdi. İlk çıktığı günden beri oldukça övülen bir oyun olduğunu biliyordum ancak buna rağmen böyle bir şey ile karşılacağımı hiç düşünmemiştim. Oyun eğlenceli bir aktiviteden öte bir “deneyim” oldu benim için. Yıllar içinde unuttukça tekrar dönmek isteyeceğim bir deneyim. Hikaye anlatım şekli, atmosferi, müzikleri, karakterleri; her şey tek kelimeyle muazzam tasarlanmış. 8-Bit grafikler bir oyuna ancak bu kadar uyabilir zannediyorum. Vermek istediği her şeyi çok güzel veren bir oyun.

Oyunu oynamadan önce üç çeşit farklı route olduğunu duymuştum ve spoiler yemeden bu routeları nasıl bitiririm onu araştırdım. İlk olarak Neutral route ile oyunu bitirmek istedim çünkü en doğalı o gelmişti başta. Bu routeta kafanıza göre karşınıza çıkan yaratıkları öldürüyor veya bağışlıyorsunuz ve oyun sonuna kadar hangi boss ile arkadaş olup hangisini öldüreceğiniz sizin tercihinize kalıyor. Bazı karakterleri sevip bazı karakterleri sevmeyeceğimi düşündüğüm için bu route ile çıktım yola. Yeri geldi güldüm, yeri geldi hüzünlendim ancak bu route en sonda mahvetti beni resmen. Hiç böyle karmaşık bir duygu yaşayacağımı düşünmemiştim. Öldürdüğüm bütün canavarları öldürdükten sonra pişmanlık duydum. Yetmiyormuş gibi bir yerden sonra öldürmeden gitmeye çalıştım ancak “Exp” kazanıp “Lv” atlamak bir yandan hoşuma gittiği için arada öldürmeye de devam ettim. Oyunun sonuna öldürdüğüm bütün canavarların pişmanlığıyla geldim ve ilk olarak Sans’ın “judgement” kısmındaki replikleri yüzüme tokat gibi çarptı. Kendimi sanki öteki dünyada bir sorgulamadaymış gibi hissettim. Bütün oyun boyunca kazanmaktan zevk aldığım Exp experience point değil,
execution point idi. Lv ise level of violence olarak karşıma çıktı.
Daha sonra oyunun son bossuna geldim ve yaptıklarımı bir şekilde telafi edeceğimi düşündüm. -Bundan sonrası büyük spoiler. Yalnızca oynayanları davet ediyorum. > Monster King Asgore ile dövüşüm bittikten sonra karşıma Mercy x Kill seçeneği çıktı. Canavarlar dünyasına yeterince zarar verdiğimi düşünerek kendisini affetmeyi seçtim. Bu saatten sonra karakterimin Underground’dan kurtulmasının bir önemi kalmamıştı benim için. Bir de ne olsun? Allah kahretsin kral öldü! Flowey denen oyunun başındaki ruh hastası çiçek beni bütün oyun boyunca takip etmişti ve kralı öldürerek elindeki ruhları alıp godlike bir varlığa dönüştü. Üstüne bütün oyun boyunca öldürmüş birisi olarak ilk defa iyi bir şey yaptığımı düşünerek kralı bağışladıktan sonra bana “This world is like this. Kill or be killed.” dedi ve hepten nevrim döndü. Sonra oyun kapandı. Flowey oyunu ele geçirdi. Saykodelik ve garip bir boss dövüşü ile Flowey’i yendikten sonra aynı Mercy ve Kill seçeneği karşıma çıktı. Flowey’i saf kötülük sahibi bir karakter olarak benimsediğim için önceki pişmanlıklarımı sonuna kadar unutmuştum. “Al bakalım kill or be killed” diyerek çiçeği öldürdüm. Sonra bana dönerek “I knew you had it in you.” dedi ve kahkaha attı. O an kendimi Joker karşısında yenik düşmüş Batman gibi hissettim. Oturup düşünmek için kendimi sorguladım. Her zaman yaptığım felsefi sorgulamaları bu oyundan sonra daha da derinleştirdim. Oyun bittiğinden beri düşünceler içerisindeyim.

İkinci bitirdiğim route olan True Pacifist Route oynaması en zor ancak manevi olarak en kolay ve en çok zevk aldığım oyun oldu. Oyunun zorluğu kimseyi öldürmediğimiz için hiçbir geliştirme kazanamamızdan geliyor. Ancak bu oyunu taktiksel anlamda oldukça geliştiriyor. Her canavarı bağışlamak için onların huyuna gitmeyi ve elinizdeki azıcık canla hayatta kalmayı öğreniyorsunuz. Oynanış olarak en sevdiğim route kesinlikle bu oldu. Hikayesi ise yine oldukça yerindeydi. Bu sefer verdikleri bütün duyguların yanında işin içine gizem ve gerilim de katmışlar. Sonu ise tam anlamıyla bir mutlu son olarak bitiyor. Önceki route’un üstümde yarattığı ağırlığı bu son ile kaldırmış oldum. Keyifliydi.

Son route ise Genocide Route. Bütün canavarları tek tek avladığınız ve soykırım yaptığınız route. Allah kahretsin böyle işi yahu. Bu route’u başa alsanız oyunu bir daha tam anlamıyla eskisi gibi oynayamıyorsunuz. Ufak farklılıklar oluyor. Save dosyalarını klasörden silmeniz gerekiyor. Ben de oyunun sistematiğini bozmamak için bunu sona attım. Bu ise bitirmesi en kolay ancak manevi anlamda en çok zorlandığım route oldu. Bütün sevdiğim o karakterleri tek tek öldürmek, üstüne avlayacak daha da fazla canavar aramak resmen içimi zorladı. 3 gündür gece gündüz oynadığım için sanırım sadece bir oyun olarak görmekte zorlandım. Sonu hakkında bir yorum yapmak istemiyorum. Yine inanılmaz etkileyici bir sondu. Açıklanamaz bir his.

Belki biraz abarttım ve oynamayı düşünen arkadaşlara gereksiz hype yükledim, bilmiyorum. Ancak bu dünyanın içine girebileceğinize inanıyorsanız, kesinlikle alın oynayın. Mümkünse oyun hakkında hiç spoiler yemeyin. Müthiş atmosfere, karakterlere ve müziklere kendinizi kaptırın. İlk paragrafta dediğim gibi, bu oyun eğlenceli bir boş zaman aktivitesinden çok bir deneyim. Öyle görerek başlayın, öyle oynayın.

10/10

"Knowing that one day Muhit will play Undertale and be satisfied with it. It fills you with determination.

SAVE :heart: Return"


(I sexually Identify as an Attack Helicopter. Ever since I was a boy I dreamed of soaring over the oilfields dropping hot sticky loads on disgusting foreigners. People say to me that a person being a helicopter is Impossible and I’m fucking retarded.) #832

Stay determined Svartir


(Yasin Duyar) #833

İzledim: War for the Planet of the Apes
Son bir kaç gündür geçen sene izleyemediğim filmler için maraton yapıyorum. Önce Thor Ragnarokla başladım sonra Wonder Womanla devam ettim, araya çerez niyetine Power Rangers sıkıştırdım ve geçen gece de yeni üçlemenin son filmini izledim. Maraton şimdilik iyi gidiyor öyle memnun olunmayacak durumla fazla karşılaşmadım, özellikle de Planet of the Apes konusunda. Geçen sene filme sinemada gitmeyi çok istiyordum -hatta film gelene kadar tüm franchise’ı baştan sona( 14 bölümlük dizi hariç) izledim- ama türlü aksilikten gidememiştim keşke gidebilseydim, içimde ukde olarak kaldı.

Film çok iyiydi, Sezar’ın hikayesi sağlam bir şekilde nihayete erdirilmiş. Benim için bu finalle seri son zamanlardaki eli yüzü en düzgün üçlemelerden biri oldu. Filmin başlangıç kısmında askerler için Sezar’ın sanki bir mitmiş efsaneymiş gibi anlatılmasını sevdim, Reeves Batman’le Sezar arasında paralellikler var derken filmi izlerken daha da iyi anladım. Filmdeki Sezar’ın karakter gelişimini gördükten sonra Matt Reeves’e Batman konusunda bir kez daha güvenim arttı. Sezar’ın film boyunca halkıyla intikamı arasında gidip gelmesi ve türlü badirelerden sonra ölenlerin intikamını almaktansa hayatta kalan halkını korumayı seçmesi gerçekten iyi işlenmişti. Filmin antagonisti Albay’ı Woody Harrelson iyi oynamış, karakter ne fazla düzdü ne de fazla derindi. Aslında daha iyisi olabilirmiş ama film her şeyden öte Sezar odaklı olduğu için Albay fazla ön plana çıkamamış. Bazıları ilginç bir şekilde filmde savaş yoktu demiş, galiba tüm film boyunca düz bir şekilde maymunlarla insanlar savaşacak diye beklemişler. İyi ki öyle olmamış zaten eski seride battle for the planet of the apes bunu yapmıştı, düz savaş isteyen o filmi izlesin. Fazla uzatmadan bitirecek olursam iyi bir üçleme finaliydi, benden 8.4/10 gibi bir puan alır.

Eski Seriye Göndermeler:

Film boyunca Sezar ve ekibiyle birlikte hareket eden kız filmin sonlarında Nova adını alıyor. Bu karakter eski seride de yer alıyordu ve ilk filmdeki ana karakter Taylor’la birlikteydi.

İlk seride insanların düşünme, konuşma gibi yetilerini nasıl kaybedip ilkelleştiği tam açıklanmamıştı, yeni seride ise virüsün mutasyona uğrayarak bu yetileri kaybettirmesine bağlamışlar.