En Son Ne İzlediniz/Oynadınız/Okudunuz? Yorumunuz&Naçizane Notunuz 🎬🎮🃏


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #957

Gravity Falls’un finalinin özeti.


([Godwoken]) #958

Atomic Blonde Spoiler’ı

Sonu tam bir Amerikan propagandası.

“İngilizler, Ruslarla kapışır ama her zaman Amerika kazanır” dan başka bir şey değildi.


(fza) #959

Bu olay beni direkt soğutuyor o eserden. Bak, kendim anlamamış olsam kabul ederim ama yok yani; bildiğin es geçmiş.

@Aybrk

Direkt olmasa da filme dair bilgi ima ediyor. Spoiler içinde yaz bence. Ben sevdim işin propaganda kısmından bağımsız olarak, hoş bir twist olmuş.


([Godwoken]) #960

Haklısın düzeltiyorum.


(Iron Man) #961

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

Bu ne mükemmel bir filmdi ya. Sonu inanılmaz bir tat bıraktı damağımda. (Whiplash en son böyle bir tat bırakmıştı.) Gerçekten film olarak, müzikler olarak, oyunculuklar olarak yani her şeyiyle kusursuza yakın bir filmdi. Oscar filmlerini izlemeye başladığım zaman pek iyi film çıkmayacak diye düşünmüştüm ama ağır yanıldım. Umarım Oscar bu filme gider.

Özel olarak oyunculuklara girmek istiyorum. Başrol olan hanfendi Oscar’ı kesinlikle ama kesinlikle almalı. Uzun zamandır böyle iyi bir oyunculuk görmemiştim. Aynı zamanda Sam ve Woody de oyunculukları ile büyüledi resmen. Bu iki isimden birisi almalı “Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü.

Ya bu 3 ödül bu filme gelmezse ağır hayal kırıklığı yaşarım ben.


(Emre) #962

Watchmen (Çizgi Roman) - Okumak yeni nasip oldu. ÇR Dünyasına yeni yeni giren biriyim. Yapıldığı dönem, yapılış amacı, hikâyesi, olayları, kurgusu, karakterleri, diyalogları, replikleri, detayları, panelleri, çizimleri, gerçekçiliği, mesajı ve daha aklıma gelmeyen sayısız özelliğiyle mükemmel bir eserdi. Neden bu kadar övüldüğünü, ödüllendirildiğini, devrim niteliğinde değerlendirildiği daha iyi anladım ve hak ettiği konusunda aynı fikirdeyim. 10/10

Watchmen (Film) - Çizgi romanı okumadan önce 2 kere daha izlemiştim. İzledikten sonra süper kahraman filmleri arasında en sevdiğim film olmuştu. Daha sonrasında çizgi romanı okumaya yöneldim. Çizgi romanı bitirdikten sonra bir de çizgi romanı okumuş birinin gözüyle tekrar izleyeyim deyip 3. kez izlemeye karar verdim. İzlerken filmin eksikleri çok net şekilde sırıtmaya başladı. Eksik kalan yerler vardı. Çizgi romanda ki gibi tatmin etmiyordu ama ben bunları filmin eksisi olarak görmek istemedim. 3 Saatte o kadar detay ancak bu kadar sığdırılabilmiş diye düşündüm. Karakterlerin motivasyonlarının çizgi romanı okuduktan sonra eksik kaldığı bariz belli oluyor, Ozymandias’ın planını değiştirmeleri beni pek sinirlendirmedi (çoğu kişi bundan dolayı kızgın sanırsam), olabilir diye düşündüm. Çizgi romandaki plan ve kurgu çok daha iyiydi orası ayrı tabii ama yine de çok iyi bir yapım olduğunu düşünüyorum filmin. Çizgi romanı okumadan önce filme 9/10’u lâyık görmüştüm ama okuduktan sonra hislerim değişti. Fakat çizgi romanı düşünmeden sadece film olarak ele alınca benim için hâlâ 9/10’luk bir film oluyor. Oyunculuklarda Jackie Earle Haley performansı ayrı mest ediyor, geri kalan cast’lerde gayet iyilerdi. Yine Zack baba detayları hoştu. Sonuç olarak müthiş bir kaynak materyale sahip olması filmi bariz bir şekilde yücelten şey ve hâlâ sevdiğim bir iş.


(H. Yakup) #963

Okudum
Düzeltmeler - Jonathan Franzen / Bir diğer kitabı Özgürlük ile benzer yapıda buda. Onu sevdiğim gibi bunu da sevdim. Aile, çocuklar, hayal kırıklıkları derken akıp gidiyor kitap.

İzledim
War for the Planet of the Apes - Yeni üçlemenin en zayıf filmi oldu gözümde. Sanki çekerken kendileri de sıkılmış bir anca bitse de gitsek modun da olmuş. Yarım yamalak ilerleyen bir film çıkmış sonunda.
Coco - Çok tutmadım. Toy Story haricinde bütün Pixar filmleri aynı konuyu pişirip pişirip anlatıyor gibi geliyor artık bana.
Batman: Gotham by Gaslight - Beğenmem diye açtım lakin beğendim. Normalde bu tarz uyarlamaları sevmem pek ama gayet İzlenir olmuş.

Oynadım
Doom 2016 - Doom 3’ü beş altı kez tüm ek paketleriyle birlikte bitirmişimdir. Bu oyunda başlarda güzel gelse de ben üçüncü oyundaki o ağırlığı ve atmosferi sevmişim meğer. İlerledikçe 3. oyunu arar oldum. Karikatürize edilmiş gibi geldi bana. Bu oyunda dört dörtlük olmuş ona lafım yok ama insan işte kafası başka şeyde kalınca zevk alamıyor diğerinden.


(Ceren Gülis) #964

Popstar: Never Stop Never Stopping
images (11)

Öncelikle şunu söylemek istiyorum, çook geç keşfetmiş olsam da The Lonely Island’a bayılırım, her şarkılarını dinlemişimdir, araştırma falan da yapmıştım haklarında, çok fazla röportaj izledim ve 15ten fazla şarkıları telefonumda inili, kısacası gerçekten severim. Her zaman Andy Samberg’in aralarından biraz fazla sivrildiğini düşünmüştüm(ki hak ediyor ama ne bileyim işte) ve biraz üzülmüştüm grubun diğer üyeleri için. Film bunun üzerine kurulu zaten, 3 kişilik bir grup olan The Style Boyz grup üyelerinden Conner’ın yavaş yavaş arkadaşlarını bastırmasını anlatıyor.
Şimdi şunu söyleyeyim, gerçekten bu filmin bu kadar underrated olmasına sinir olmakla beraber biraz da nedenini anlayabiliyorum, fragmanlar cidden bok gibiydi hatta izlemesem mi ya, eğer kötüyse tli’ı bu şekilde hatırlamak istemem diye düşündüm. Ama filmi açtığım anda şüphelerim geçti çünkü ilk andan son ana kadar güldüm, yanaklarım ağrıdı.Ana olay zaten müzik endüstrisiyle dalga geçmekti, bence oni da cok güzel başarmışlar. Filmde her şeye gönderme vardı, HER ŞEYE. Örnek vermek gerekirse adı zaten Never Say Never’a gönderme, Conner’ın en baştaki 1 yaşındayken bateri çalan hali de Justin Bieber’ın belgeseline. Onun dışında bir suru The Lonely Island göndermesi olması da beni mutlu etti. Filmi gerçekten çok beğendim, çok güldüm ve bazı yerlerde üzüldüm, sanırım grupla kendimi aşırı bağdaştırdığım için. Unuttuğum çok şey varmış gibi hissediyorum ama aklıma da gelmedi, belki sonra editlerim. Ha bu arada o kadar çok ünlü vardı ki filmde sayısını tutamadım, Emma Stone’dan A$ap’a kadar(hatta Justin Bieber bile:D). Çok dağınık yazdığım için kendime sinir oldum, konudan konuya atladım ama düzenleyemem su anda.
Sonuc: Eğer The Lonely Island’ın mizah anlayışına tanıdıksanız ve biraz da olsa gülüyorsanız kesinlikle öneririm.
SON BİR NOKTA: MÜZİKLERİ DE ÇOK GÜZELDİ.
Aşırı subjektif not: 9/10


(anon17803553) #965

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

Hikaye iyi güzel de oyunculuklar filmi başka bir noktaya taşımış. Filmdeki kara mizah ayrı hoşuma gitti, fazla güldüm bu filmde hatta gereğinden fazla, yine de dramatik anlar etkisini kaybetmemiş. 2017’nin en iyi filmleri sıralamamda en üstte şu anda. Frances McDormand ve Sam Rockwell Oscar’ı almalı, ayrıca en iyi film Oscar’ı da bu filme gitmeli.


(Mert Özden) #966

Üstat ile filmlerinde pek hoşlaşmamamıza rağmen, tam da tahmin ettiğim gibi kafasının içinde dolaşırken büyük zevk aldım. Okuyucu ile mektuplaşır gibi yazdığı bu eserde, Tarkovsky sanattan, sinemadan, filmlerinden, hayattan bahsediyor. Size de bunları okumak kalıyor.

Yalnız kitabı bitirdiğimde, 80’lerde Spielberg’ten bile dert yanan adam, günümüzü iyi ki görmemiş dedim.

10/10


(Cem Ekiz) #967

Şu aralar hiçbir yeni işe girişmiyorum, eskilere dönmek bana çok fazla haz veriyor. Ama eskiden okuduğum/izlediğim/oynadığım sırada aldığım tat ile şimdiki arasında baya bir fark var. O yüzden hepsini yorumlama ihtiyacı hissettim.

Oynadıklarım

  1. Age of Empires: Rise of Rome: İlk AoE oyununun ek paketli hali. 1998 yapımı bir iş. Sonradan gelecek AoE oyunlarındaki bütün kısayolların kullanıldığı ilk oyun. Idle villager olsun, function tuşlarıyla ordu yönlendirme olsun, bir üniteye iki kere basınca ekranda aynı türdeki bütün üniteleri seçmeniz olsun vs… Geçenlerde başka bir başlıkta belirttiğim gibi yine en iyi, en dengeli, en sevdiğim AoE oyunu ama faction sayısı, doğal olarak çeşitlendirme çok az. Dengeyi biraz da bu sağlıyor olabilir. Pop limit’in 50 ile sınırlandırılması da oyunun en kötü tarafı. Yine de eğlenceli, ben seviyorum nedense. Diğer AoE oyunlarında hiç uğraşılmayan sanat yönetimi, çok az faction’a rağmen yine güzel görünüyor. Müzikleri de müthiş.

  2. Quake III Arena: Fazla yorumlamaya gerek yok sanıyorum. 1999 yapımı bir oyun malum. Sırf bu iş için bile John Carmack’a tapılır. Tabi Romero’nun da hakkını yememek lazım. Multi’ye giremiyorum ama. Steam versiyonunda oynuyorum, bilmiyorum atan var mı server’larda ama olsa bile kendime güvenim kalmadı. El-göz koordinasyonları zayıfladı tabi aradan geçen zaman içerisinde.

  3. Fallout New Vegas: Aslında FO serisine en başından başlamayı düşündüm ama zamanım yok. Ben de en sevdiğim, en eğlendiğim FO oyununu, New Vegas’ı tercih ettim ister istemez. Hikayesi tabi ilk iki oyun kadar kalıcı değil ama işte o lanet olasıca atmosferi yok mu!.. NV’yi seçmemin bir diğer nedeni de okuduklarım arasında yazacağım bir seriye fazlasıyla benzetmem.

İzlediklerim

Burada tek bir şey yazacağım, o da Freaks and Geeks. Bunu da daha öncesinde belki 3, belki 4 defa izlemişimdir. Zaten hepi topu 18 bölüm. Ama hayatımda izlediğim en güzel dizi diyebilirim. Devamının gelmemesi dünyanın en kötü, en saçma kararlarından biri olabilir. Bu arada ilk izlediğim sıralarda favorim olsa da şimdilerde Sam’e ciddi gıcık kapıyorum, “Lan bu mu yapılır şimdi? Beyinsiz çocuk!” diyorum, sonra da o yaşlardaki halimi hatırlayıp susuyorum :slight_smile: Koça fake telefon numarası ve koçun bütün sınıfa kendisine sövülüp sayılanları okutması en eğlenceli işlerden biri olabilir :smiley:

Okuduklarım

Bu bölüm uzun olacak, şimdiden üzgünüm

  1. The Dark Tower serisi: Daha önceden okuduğum bu efsane seriye tekrar başladım, Wizard and Glass’ın ortalarındayım şu an. The Dark Tower serisi, edebiyatın bütün türlerini harmanlayan mükemmel bir eser. En sevdiğim seri demem, çünkü bu LotR’un pabucunu dama atmak olur. Bu haksızlığı üstad Tolkien’e yapamam. Ama en çok duygulandığım, en çok heyecanlandığım, kendimi iyi-kötü, zeki-aptal bütün karakterlerle bir noktada özdeşleştirebildiğim, en çok korktuğum ve en çok sevindiğim iş kesinlikle The Dark Tower. Yukarıda da bahsettiğim gibi FO: NV’ye tekrar başlama sebebim de bu. Çünkü atmosferini çok benzetiyorum her ikisinin.

  2. Benerci Kendini Niçin Öldürdü: Nâzım’ın bu muhteşem eserini de daha önce pek çok kereler okumuştum. Özellikle kitabın sonundaki o efsanevi, Türkçede yazılmış en mükemmel epope "Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı"nı tekrar tekrar okumak bana büyük haz veriyor. Anadilimin Türkçe olmasından gurur duyuyorum. Belki de büyük ustanın destana zeyl olarak eklediği o “milli gurur” bahsindeki gibi bir gurur.

  3. Tutuklunun Günlüğü: Attila İlhan, edebiyatımızda en çok hakkı yenen şairlerden. Ben de kendisine şu ara yaşadığım karmaşık duyguların da etkisiyle dönmek istedim. Okudukça tekrar tekrar anlıyorum ki Attila İlhan; kimilerinin iddia ettiği gibi “okullu genç kızların okuduğu” bir şair değildir, olamaz. Onun aşka ve sevdaya duruşu benim zaten hoşuma gitse de aynı zamanda bir ergenin rüyalarını düşlemekten uzak bir siyasal bakışı da var. Buraya bahsini ettiğim kitaptan diğer iki kıtası bestelenmiş ama son kıtası sanıyorum içerdiği politik mesajdan es geçilmiş o muhteşem Sultan-ı Yegâh’ın son kıtasını alıyorum:

bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak
çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak
su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak
belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

  1. Bütün Yort Savul’lar: Ece Ayhan’ın toplu şiirleri. O güzel tanımlamayla karaşın şairimiz. Benim yeniden dönme nedenim özel, burada açıklamasına açıklarım da açık etmiş olurum, ayıp olur.

  2. Gece Vardiyası - Gezintiler - Alavara: Bu üç kitap Can Yücel’in. Üçünü de aldım çünkü her üç kitap da yıllar önce farklı yayınevlerince basılmış ama sonraları İş Kültür, Can Yücel’in yayın haklarını alınca ortadan kaybolmuş kitaplar. Sonunda ne olduysa İş Kültür bu ay her üçünü de bastı. Ben aralarında Gezintiler hariç diğer ikisini okumamıştım ama okumaya başlayınca anladım ki o özlediğim çocuksu, haşarı ama duygu yüklü üslûp, Can Baba’nın ilk kitabı olan Yazma’dan bu saydığım son üç kitabına kadar değişmeden devam etmiş. Beğenmediğim kısımları var, yalan söyleyemem. Sonuçta her ne kadar “Can Baba” diye tanımlasam da hiçbir zaman en sevdiğim şairlerden olmadı. Ama en sıkıntılı anlarımızda bir yaramazlık etmiş de gözlerinizin içine hınzır hınzır gülümsüyormuş gibi bakan bir çocuğun diline ihtiyaç var. Can Baba da bu dille konuşuyor bence.

Özetle şiire geri dönüş yaptım diyebilirim. Şiirler ve şiirsellikler. Bu döndüklerimi tamamladıktan sonra daha önce hiç okumadığım bir modern şairin eserlerine bakarım. Bir itiraf gibi koyayım buraya: Mesela Nilgün Marmara’nın, Didem Madak’ın falan işlerini post-modern görüp hep uzak durdum. Belki onları okurum.


(Özgür Yağız) #968

2 dk önce Sıcarıo’yu bitirdim. Neredeyse 3-4 aydır elimin altındaydı ama hani bazı filmler vardır ya sizi vuracağını,etkileyeceğinizi biliyorsunuzdur o yüzden sonra sonra diye erteleyip duruyorsunuzdur. Gerek Dennis Villeneuve sayesinde gerek fragmanından mükemmel bir film olacağını bildiğim için bu kadar güzel bir filmi izlemeye elim gitmiyordu. Nihayet bugün izledim ve tahmin ettiğim gibi mükemmeldi. Yalnız uyarayım 2.si buna kıyasla kötü olacak.


(Iron Man) #969

Bunu diye diye 3 yıldır Godfather serisini erteliyorum. Ertelemeye devam edeceğim sanırım.


(Özgür Yağız) #970

3 yıl fazla yav yalnız olduğun bir gün aç izle kurtul :slight_smile:


(imnotevensorry) #971

Ben de bir 5 yıl ertelemiştim Godfather serisini. Şimdi ismi geçtiği an saygı duruşuna geçiyorum:)


(Iron Man) #972

OVER THE GARDEN WALL

10 bölüm olan ve her bölümü 10 dakikadan oluşan çok güzel bir çizgi dizi. İki kardeşin ormandaki macerasını destansı bir biçimde anlatıyor. İzleyin, izlettirin.


(Son akşam yemeğinde ki garson. ) #973

İnsanların gözünden kahramanları, mucizeleri gördüğümüz bir eser.
J. Jonah Jameson gibi kişilerin karalamalarına inanan halk, kahramanları tehlikeli bulmaktadır. Kahramanlara inananların da inançları sorgulanmaktadır.
Mutantların ortaya çıkması da ortalığı iyice karıştırır. Mutant ırkçılığı tavan yapmış durumda. Bir gazetecinin, halkın mutantları sıkıştırdığı bir yerde Cyclops’ un ettiği laf olaylara bakış açımızı değiştirir. " Boşver, değmezler." Bu olaydan sonra bizim gazeteci insanların kahramanların hakkını yediğini, onlara duyulması gereken minnetin duyulmadığını fark eder. “Mucizeler” adlı bir albüm yapıp satar falan.
Eğer bulabilirseniz okuyun.


(İbrahim Kaya) #974

Alex Ross :star_struck: :star_struck: :heart_eyes:


(Xibalba) #976


Dune
Pek sanmıyordum ama söylenen kadar varmış film, kötü, bayağı kötü. Sanki kitaptan bölümleri kesik kesik alıp kısaltmaya çalışmış gibi. Ama tüm bunlar olurken de ne bir karakter gelişimi oluyor ne de başka bir şey. Kimsenin motivasyonunu anlayamıyorsun. Sanıyorum ki kitabı okumadan filmi izlemiş olsaydım hiçbir şey anlamazdım, bomboş bir film olarak kalırdı aklımda Dune.

Onun dışında efektler, kostümler, şarkılar hepsi berbattı ve ben bunları dönemin teknik yetersizliğine verip de geçemem. Hepsi havada kalınca affedecek bir kısım olmuyor çünkü.

Jodorowsky’s Dune

Bu belgesel de Jodorowsky’nin çekmek isteyip ve bunun için de oldukça büyük bir çaba gösterip, yapım şirketleri yüzünden çekemediği filmi anlatıyor. Sonra da film David Lynch’e verilmiş zaten.

Jodorowsky’nin Dune’u benim aklımdakinden -sanıyorum ki hepimizin aklındakinden- çok daha farklı bir şey. O film çekilseydi Frank Herbert’in Dune’u değil, gerçekten Jodorowsky’nin Dune’u olurdu. Her şeyin daha renkli, daha sürreal olduğu bir Dune. İmparator’u Salvador Dali’nin oynayacağı, Dük Leto’nun müziklerinin Pink Floyd tarafından hazırlanacağı bir Dune. Jodorowsky sadece bu kişileri değil, daha bir sürü kişiyi toplayıp, kendine muhteşem bir ekip oluşturmuş. Moebius’u bulup filmin senaryosunu çizgi roman şeklinde çizip, kocaman bir kitap oluşturmuşlar ve daha bir sürü şey. Gerçekten işlerini o kadar tutkulu yapmışlar ki, bunu şimdi 84 yaşındaki Jodorowsky’nin hala gözlerinin içi parıldayarak anlatmasından anlıyorsunuz. O bir peygamber yaratmak istiyordu, dünyadaki tüm genç beyinleri değiştirmek için.

Bu Dune benim hayalimdeki Dune’dan apayrı bir şeydi belki, ama Lynch’inkini görmek yerine; kitaptan ayrı bir şey olarak Jodorowsky’ninkini izleyebilmeyi çok çok isterdim. Sadece yapım şirketlerine yollanmış olan senaryo çizgi romanı bile kendisinden sonra gelen şeyleri bu kadar etkilemiş bir yapımın filmi, kim bilir şimdi izlediğimiz izleyemediğimiz filmlerin nasıl etkilerdi.


([Godwoken]) #977

Ne zamandır niyetleniyorum şu lanet filmi izlemeye. Hakkında o kötü yorum gördüm ki korkuyorum izlemeye.
En iyisi hiç bulaşmamak. Kitapların verdiği tadla avunmaya devam ederim en azından.