En Son Ne İzlediniz/Oynadınız/Okudunuz? Yorumunuz&Naçizane Notunuz 🎬🎮🃏


(Muhsin Bayram) #1039

¯_(ツ)_/¯


("Daisy Ridley Fanboi" ) #1040

@EnkiTheFailBoy film izlemedim ama yine büyük bir yavı edip dumur olmuşsun. Sana bir tavsiye vereyim bu tarz konular da konuşmadan önce bir film yapılan eleştiriler ve verilen puanlar bakmak daha mantıklı olur. :slight_smile:


(Berkay Küçük) #1041

Adam gitmiş !F’te izlemiş kritiğini yapmış.
Neden eleştirilere bakıp düşüncelerini değiştirmesi gereksin, düzenlemesi gereksin. Söylediğin şey sanatın bireysellik ilkesine aykırı.
Ayrıca adam filmi festivalde izliyor ortada daha eleştirmen kritiği açiklanmamış. Festivallerin en güzel özelliği de bu kritiğini en duru haliyle yapmana olanak sağlıyor.


(Tsuchigumo) #1042

Hollywoodreporter hiç yorum yapmamış sadece filmi anlatmış.

The Verge sinematografiyi övmüş, ki iyiydi bence de. Özellikle de ilk defa yönetmenlik yapan biri için bayağı güzel gözüküyordu film. Ve de başrolün oyunculuğunu övmüş, hiç çocuksu veya komik bir havaya bürünmemesini sağlamayı başarmıştı oyuncu karakterin, her ne kadar kostümü filan öyle gözükse de demiş. Ki bence bu o kızın oyunculuğundan çok kostüm tasarımı set tasarımı filan prodüksiyonun başarısı, gerçekçilik yedirilmiş o kostüme ki prodüksiyon yönünden de kaliteliydi film zaten. Oyunculuk olarak öne çıkan hiçbi yanı yoktu başrolün bence, illa oyunculuk övülcekse kızın ablası da, Sophia da çok daha iyi performanslar sergileyen aktörler tarafından canlandırılmışlardı, he onalr da yine aşırı iyi öne çıkan birer oyunculuk örneği değiller, ama iyilerdi, izleyen bi casting director he ben bunları bi kenara yaziyim kendim bi filme castlerim dese yeridir hani. Ama The Verge de hikayeye sadece bir cümleliğine değinmiş, ve gömmüş, ve sonra hızıca o konudan uzaklaşmış çünkü filme sövmekten kaçınmaya çalışmış belli.

Screendaily ise tam tersine sadece hikayeye değinmiş, ve onda da filmin her adımı kolayca tahmin edilebilirdi ve toplaya bildiği azıcık ilgi çekiciliği bile korumayı zarzor başarıyordu demiş.

Doğru düzgün öven yok ve üç yazı da tamamen “inceleme yazmak zorunda olmasam film hakkında yazmazdım ve yeniden bu filmi izlediğim gibi etkinliklere davet edilmek istiyorum o yüzden gömmeyeceğim” filmi" diye bağıran yazarlar tarafından yazılmışlar çok belli.


(Muhsin Bayram) #1043

Eh, anlattıkları benim için yeterli görünüyor. Zevkler, renkler, beklentiler diyelim. Filmi bizzat izleyip hayal kırıklığına uğramadığım sürece Joe Kelly’nin başyapıtının kendisi tarafından kötü bir şekilde uyarlandığına inanmamayı tercih ediyorum.


(claude pure) #1044

Kış Uykusu

Çok sıkılacağıma dair büyük bir önyargıyla izlemeye başladım ama izledikçe doğallığı sardı beni filmin. Filmin benim için en etkileyici yanı doğallığıydı sanırım. Diyaloglar, karakterler, yaşananlar, her şey gerçekten yaşarken çekilmiş gibiydi. Bunu sevdim. Uzun geldi onu itiraf edeyim, mini dizi mi olsaydı dedim, ama ne biliyim, beni şaşırtan bir film oldu, önyargımı bir kenara bırakırsam da hiç beklemediğim doğallığıyla.

V for Vendetta

Bu filme de uzaktan yakından alakası olmasa da Kış Uykusu’ndaki gibi önyargılı başladım ki, burda önyargım aşırı popüler olmasına dayanıyordu tabi. İnsanlar V’yi neden seviyor anladım. Ben de sevdim. Ama film bana aceleye gelmiş hissi verdi, sanki işlenmesi gereken yerler geçiştirilmiş, bu kadarıyla yetinilmiş gibi. Belki daha fazlasını görmek istediğimdendir bilmiyorum.


(Salih Alp Gökçek ) #1045

Kış Uykusu çok sevdiğim ama başyapıt olabilecekken köşeden dönmüş bir yapıt. Film 196 dakika, ben 396 dakika olsa da sıkılmadan izlerdim ama “her güzel şey gerekli midir?” sorusu akla geliyor. Filmdeki oyunculuklar, Gökhan Tiryaki’nin sinematografisi (ki bence dünya çapında bir sinematograf) kesinlikle harika. Aydın ile toplum arasındaki çatışma, aile-kişi arası uyuşmazlıklar ve beklenti çatışmaları, üst-alt sınıf eleştirileri de gayet iyiydi.

Filmin tek ve en önemli kusuru diyaloglardı. Nuri Bilge Ceylan auteur sendromuna yakalanmış biraz, diyaloglar çok zevkli ama bir noktadan sonra öyle bir teatral havaya giriyor ki doğallıktan sapıyor. Hani sürekli benzer eksen etrafında dönmeler ritim kaybettirici unsurlar. Film derdini 130 dakikada da anlatırdı, hadi 150 olsun ama hem 196 dakika olunca, hem de metinlerin altı çok dolmayınca; o tam olmamışlık hissediliyor.


(claude pure) #1046

Aslında diyalogların uzunluğu, benzer eksende dönmesi bana karakterlerin yüzünden geldi baya. Yani o karakterler dertlerini öyle anlatırlarmış da ondan diyaloglar böyle olmuş sanki. Tamamen karakterlere özgü bir durum gibi, bu yüzden filmin sevdiğim doğallığına dahil ettiğim şeylerden diyaloglar.

Katılıyorum, ayrıca kimseyi tamamen haklı ya da haksız olarak ele almayıp hikayeyi çok yönlü anlatması da benim için artılardan.


(Salih Alp Gökçek ) #1047

Haluk Bilginer’in karakteri Aydın eski bir tiyatrocu olduğu için ondaki tavırlar normaldi bence de ama geri kalan karakterlerle olan diyaloglar uzadıkça, o karakterlerin doğallıklarının da saptığını hissetmeye başladım. Bu Bir Zamanlar Anadolu’da’da yoktu mesela, verilmek istenenler tam verilmişti ve tüm karakterler de yaptıklarının altını dolduruyordu. Kış Uykusu’nda bir olmamışlık hissettim ben. Örnek olarak Bir Zamanlar Anadolu’da’nın muhtar sahnesini atayım, bir sahne ancak bu kadar iyi işlenebilir. Ercan Kesal çok büyük oyuncu gerçekten:


(claude pure) #1048

Bir Zamanlar Anadolu’yu izlemedim ama, spoiler olacaksa ya da sahneyi ilk defa filmi izlediğim sırada görmem daha iyi olacaksa izlemeyeyim şimdi.

Videoyu açmamla durdurmam bir oldu :smile:


(Salih Alp Gökçek ) #1049

Filmle alakalı hiçbir video spoiler olmaz bence, zaten durumlar ve iç hesaplaşmalar üzerinden giden bir film. Hani belki film içinde izlemen daha iyi olur ama izlesen de olumsuz bir etkisi olmaz gibi. Zaten Nuri Bilge Ceylan’ın kendi kanalından aldığım bir video, spoiler verecek bir içeriği olsa kendisi de koymazdı sanırım. Bayağı Çehovyen bir film Bir Zamanlar Anadolu’da, keza Kış Uykusu da öyleydi. Nuri Bilge Ceylan’ın özellikle yazımında en çok etkilendiği isimlerden biri Çehov, özellikle iç hesaplaşmalarda bayağı hissediliyor.


(korhan) #1050

Bence kötü bir şey değil bu. Bazı filmler bilinçli olarak o havaya giriyor çünkü, doğal olma kaygısı taşısaydı doğal olurdu diye düşünüyorum ki bu tipteki çoğu filme göre daha doğal diyaloglar. Tiyatro metnini neredeyse hiç bozmayarak çekilen filmler de var. Arada kaldığını düşündün belki de.


(Salih Alp Gökçek ) #1051

Film ile vermek istediği ton, o şekilde işlenince bir eksiklik hissettim aslında. Farklı bir tonda bu diyaloglar benim için sorun teşkil etmezdi, öyle çok büyük problemler de değil açıkçası ama etkiliyor bence. Süreyi uzun tutup, arada uzun tutmuşken de her şeye gireyim diyip, bir de o tarz diyaloglar oluşunca; filmde bir şişkinlik hissettim.


(claude pure) #1052

Anladım sanırım ne demek istediğini ve Bir Zamanlar Anadolu’yu çok izlemek istiyorum şimdi, teşekkürler :blush:


(Salih Alp Gökçek ) #1053

Estağfurullah rica ederim, umarım keyif alarak izlersin.


(Oneironaut) #1055

Sevgili Oktay, insanlarla emir verir tonda konuşmamalısın. Ayrıca o yorumu yazmak için muhitin tarihini okumaya gerek yok.


("Daisy Ridley Fanboi" ) #1056

Emir verir gibi konuşmadım sadece tavsiye verdim o kadar. :slight_smile:


("Daisy Ridley Fanboi" ) #1058

Ophelia derken Naomi Watts ve Daisy Ridley birlikte oynadıkları film de mi Bahsediyorsun?:slight_smile:


(Berkay Küçük) #1059

I Tonya’yı izledim.


Öncelikle NEON yeni bir firma için çok iyi bir iş başarmış taktir etmemek elde değil.
Filmin sizi çekmesi için 2 dakika yeterli oluyor. Kara komedi’nin ve karakterlerimizin 4. duvarı yıkması filmin temposunda çok önemli bir yere sahip ancak bunlara rağmen film sana diyor ki, Bunların hepsi gerçek. Olayın gerçekliğini iliklerinizde hissedebiliyorsunuz.
Film izlerken şu soruyu sorduruyor kendinize:
Tüm bunların suçlusu kimdi?
Cevabını film o kadar iyi veriyor ki ve bunu izlediğimiz her bir sahnenin hikayeye sorunsuz hizmet etmesiyle anlayabiliyorsunuz. Yaşanan her olayın Tonya Harding’in yaşadıklarına bir etkisi var. Filmin gerçek bir hikayeden uyarlanmasını ve röportajlardan yararlanmasını yer yer Jackie’ye benzettim.

Oyunculuklara gelirsek:
Margot Robbie’nin en iyi performansı desek yalan olmaz. Filmin finaline yaklaştığımız her an oyunculuk şöleni yaşatıyor. THREE BILLBOARDS OUTSIDE EBBING, MISSOURI’yi henüz izlemediğim için Oscar Tahmini yapamıyorum.
Allison Janney kusursuz bir performans sergiliyor söyleyecek çok şey yok. Oscar Predictions sitelerinde uzun süre televizyon oyuncusu olması dezavantaj olarak göründü. Katılmıyorum, fiziksel dönüşümün getirdiği avantajla oscar heykelciliğini evine götürecektir.
Sebastian Stan’in Marvel Cinematic Universe dışında izlediğim ilk performansıydı. Oyunculuğunu beğendim. Kendisini böyle yapımlarda daha çok görmek isterim.
diğer oyunculukların da gözüme çarpan bir yanı yoktu film zaten gücünü gerçek bir olayın uyarlanmasından alıyor bunu sağlayanlar da tamamiyle oyunculuklar.

Yönetmen Craig Gillespie’nin izlediğim ilk filmiydi. Önceki filmlerine baktığım kadarıyla en iyi işi.

Ses&Görüntü
Filmin genelinde dönem müzikleri hakim olsa da buz panteni performansları sırasında devreye giren Score filme çok hoş bir derinlik katıyor. Açınız dinleyiniz efendim. Soundtrack ve Score’u genel olarak çok beğendim.

Görüntü yönetmenliğinde dönem filminin getirdiği sadelik güzel sinematografik anlara sebep oluyor. Kamera kullanımı özel bir övgüyü hakediyor. 4. duvarı kırma
esnasındaki kamera açısının değişmesi çok güzeldi mesela.

Filmin sonundaki gerçek röportajları izlemeyi unutmayınız.
Tüm bunların dışında filmi diğerlerinden güçlü kılan büyük bir unsurun olmaması söyleyebileceğim en büyük eksik.

Filme puanım temizinden bir 8.3


(Geekiz ama ergeniz) #1060

Daisy i göremedim filmde desem, gözüm aradı onu ama göremedim bir türlü.