En Son Ne İzlediniz/Oynadınız/Okudunuz? Yorumunuz&Naçizane Notunuz 🎬🎮🃏


(*kahkaha atan çay bardağı*) #1142

Tezer Özlü-Çocukluğun Soğuk Geceleri
Kitap için güzeldi gibi bir yorumda bulunamam,ama kesinlikle etkileyici olduğunu söyleyebilirim.

Her bir satırında cesaretine hayran kaldım,hayatını o kadar yalın bir şekilde ortaya koymuştu ki.Süslemeye çalışmamış,olumsuzlukları güzellemeye çalışmamıştı,insanların hayattaki her türlü kararı ‘‘büyük,dramatik büyülü anlar’’ olarak görmesine karşıydı.Hayatın çok daha basit olduğunu düşünüyordu.Sadece yaşamak istiyordu.Deliliğin kıyılarında dolaşıyor oluşu,intiharı,hep içinde boşluğu doldurmak için çırpınışı…Beni gerçekten etkiledi.Ama en çok da intihar etmeden önce kafasından geçenler etkiledi.Her bir satırına hak vermiş ve ‘‘Evet,evet çok yakından biliyorum bu hissi,anlıyorum seni.’’ demiştim.Ben bu cümleleri kurduktan yaklaşık on on beş satır sonra intihar etmesi beni bir düşündürtmedi değil.
Hayatı yaşamadığımız ve bir ders gibi görüp ezberlediğimizle ilgili olan kısmı çok çok sevdim.
Bir süredir aklımda dolanıp duran tilkilerin kuyruklarını birbirine bağlamıştım,bu kitap gelip usulca o bağları çözdü.Ama bu durumdan memnunum.
Söylenilenlerin aksine delilik üzerine yazdığı için haddinden fazla büyük görüldüğünü veya Oğuz Atay özentisi olduğunu düşünmüyorum.
Bence insanları asıl etkileyen yaşadıklarını ortaya koymaktan hiç çekinmemesi.Yazdığı herhangi bir şeyi yayımlayan insanlarda da kocaman bir cesaret olduğunu düşünür ve imrenirim hep.Çünkü ortaya koyduğu şey,kendi yürekleri ve gelecek her türlü tepkiyi göğüsleyebilmek demek yayınlama cesaretini göstermek.Bunların ötesinde bir de kendi hayatını yazıya dökmek bambaşka bir cesaret.Yaşarken mektuplarını yayınlayabilme cesaretini gösteren insanlar,kendi hayatını ortaya koymaktan çekinmeyen insanlar…
Bu kocaman bir saygı duruşunu hak eden bir tavır bence.Üstelik toplumun genel itibariyle onaylamadığı bir hayat çizgisi olduğunu bilmesine rağmen bunu yapması…
Okurken içimin burkulduğu çok fazla an oldu,ama okuması zordu diyemem.Okuyan bir çok insan kopukluğun çok fazla olduğunu,soyut olduğu için okumakta zorlandığını söylemişti.Bende öyle bir durum olmadı.Sadece -özellikle sonlarına doğru-benim bir saatte okuyup geçtiğim şeyleri bir insanın gerçekten yaşadığını ve bütün bunların onun hayatı olduğunu; hayatlarımızın,her türlü çabamızın ne kadar kolay akıp gittiğini/gideceğini,hiç etkimizin olmadığını bir kere daha fark ettim .Ve o andan itibaren kitap benim için biraz ağırlaştı,çünkü her bir cümlesinde içim daha da burkuldu.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu-Stefan Zweig
Yazarın okuduğum bütün kitapları arasında en az sevdiğim oldu sanırım.

Aslında seveceğimi düşündüğüm bir konuydu,ama işlenişi sayesinde bir yerden sonra '‘E bu da Tanzimat dönemi romanları gibi,o kadar tesadüf olsun,karşılaşıp dursunlar,adam da bunu hatırlamasın,olacak iş değil.’'derken buldum kendimi.Saplantılı aşklar güzel işlendiği zaman gerçekten okuması keyifli şeyler,ama burada kadının yapıp ettiklerine anlam veremedim ve bir yerden sonra sinirimi bozmaya başladı.Bütün bir hayatını seni hiç hatırlamayacak bir adam için harcamak,bilmiyorum ya bana çok ağır geldi.

Oğuz Atay-Oyunlarla Yaşayanlar
Tazecik bitirdiğim bir kitap.Masamın üstünde duruyor hala,çok çok sevdim.Niyeyse Oğuz Atay için hep ‘‘Okuması zordur,şu dönemde okuma,kafanın biraz daha rahat olduğu bir zamana bırak.’’ dediler,ama okurken hiç yormadı beni.Belki de bu sözleri sarf eden insanlar Tutunamayanlar ile başlamışlardır Oğuz Atay okumaya,çünkü genelde ‘‘bu bir yerden sonra kopup gitme durumu’’ Tutunamayanlar’ı okumaya çalışırken görülüyormuş.Bilerek onunla başlamak istemedim,çünkü arama belli bir mesafe girmesini istemediğim,tam aksine çok çok sevmek istediğim bir yazardı.
Bazen kendi kendinize ‘‘Şu kitabı okuyacağım ve kesin çok güzel çıkacak.’’ diye hayal kurarsınız ama o kitap beklentilerinizi karşılamaz,bu durumdan çok korkuyordum.Ama öyle olmadı.
Dilini çok sevdim,söylemek istediklerini bir tiyatro metni içerisinde dile getiren ve hayatını da tiyatrolardan biri gibi gören Coşkun’u çok sevdim.Her yerde tekrarlayan Turgut ve Selim isimlerini,kitabın alakasız yerlerinde ondan parçalar görmeyi,küçük küçük göndermelerini çok sevdim.
Tiyatro okumaya biraz mesafeliydim,o mesafili duruşumu da büyük ölçüde yıkan bir kitap oldu.

Yusuf Atılgan-Aylak Adam
Ne zamandır okumayı düşündüğüm kitaplardan biriydi benim için.Ama ne yazık ki aradığım tadı alamadım.Belki de kendi zihnimde canlandırdığım/konumlandırdığım gibi çıkmadığı için biraz kırıldım.Kitabın başlarında C’yi hem çok sevmiş,hem de aylaklık yapabilme hakkını elinde bulundurduğu için bir miktar kıskanmıştım.İlerleyen sayfalarda aşktan bahsediyordu ve hayatında giren iki kadında da aradığı bir şeyler vardı.Kitabın benim için biraz temposunun düştüğü ve pek sevemediğim kısımları işte burada başladı,hayatına Güler’in girdiği kısımlar.Ama Güler’e hep ‘‘Zaten Ayşe’nin boşluğunu doldurmak için hayatına zorla dahil etmeye çalıştığı bir insan’’ diye yaklaştığım için onu sevmemiş olmam pek de sorun olmadı.Sonra Ayşe’yi tekrar bulduğu kısımları geldik,tamam dedim,aradığı cevapların bir kısmı Ayşe’de.Ama onda da hiçbir cevap yoktu,ve en son her şeye başladığı yerden çok da farklı olmayan bir noktada sonlandı roman.Kendini arıyordu ve bulamamıştı,bunun suçlusu Ayşe de değildi bir başkası da.Biliyorum,aşk her şeyin cevabı değil,ama böyle bir şey beklemiştim,Ayşe ile birlikte bazı şeylerin çözüleceğini düşlemiştim.Onun da hiçbir faydasının dokunmaması beni hayatın gerçekliğine çevirdi biraz.Bu yüzden sevmedim o sonu hiç.Kendime yakın hissettiğim bir karakterdi ve bir sonu olmasını istemiştim.En azından benim hayatımdaki gibi bir belirsizlikle sonuçlanmasın,onun bir sonu olsun istedim.Biliyorum,hayat bir peri masalı değil,her yolculuğun bir sonu her sorunun bir cevabı olmak zorunda da değil.Hatta en başından beri belirli bir sonu olmayacağı belli de olan bir kitaptı.Ama yine de üzüldüm.Dediğim gibi sevememiş olmamın tek sebebi,benim kendi kendime girdiğim beklentiler.


(Fransuva'nın Ayranı) #1143

Spoilerlı alan denemede çözemediğim sorunun metni gibi :grin: sorunun cevabı ise


(büşra) #1144

Ya Tezer Özlü’nün iki kitabını okudum önce fikrim olușsun diye. Bu kitabını da daha sonra okurum diyordum; ama bana o iki kitapta biraz nasıl derler drama queen gibi davranıyormuș hissi vermişti. Belki doğru değil böyle düşünmem ama bilmiyorum. İçindeki boşluğu güzel aktarıyor ama ona itirazım yok. Sen sevince tekrar bir şans verme isteği duydum.

Bence bununla başlayarak güzel bir seçim yapmışsın Makiciğim. Tutunamayanlar konusunda da haklısın - Oğuz Atay tutunması zor biri- ama nedense ben onu da çok seveceğini düşünüyorum. Tabi önce Tehlikeli Oyunlar’ı okuyup çok seveceğini düşünüyorum, Tutunamayanlar sonra. Ehehe.

İtiraf edeyim bu kitabı ilk okuduğumda ben de böyle hissetmiştim. Daha doğrusu içimi geçmeyen bir boşluk hissi kaplamıştı, uzun uzun yürümem gerekmişti. Özellikle son cümlesi sanki beynimde yankılanıp Konuşmak gereksiz, biliyorsun anlamayacaklar. a dönüşmüştü. Bu kitabın güzel yanı dönüp tekrar okuduğunda bambaşka çok farklı bir tat vermesi… Başka başka olaylarla yoğrulup değiştikten sonra tekrar okuduğunda C’ye hak vermeye hatta onun yerinde olmak istemeye başlıyorsun. Bir itiraf daha ilk okuduğumda C’den hoşlanmamıștım; yaptıkları tutarsız ve biraz da aptalca gelmişti. Hayatı çok büyük oyunlardan ibaret sanıyordum sanırım o zaman.

Bi de yazmışken minik bir trivia, bir edebiyatçı gıybeti yazayım. Hazır Oğuz Atay’ı da anmıșken; Tutunamayanlar fikri/ismi bu kitapta geçen tramvaylardaki tutamaklar ile ilgili kısım var ya:
Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! şeklinde
oradan geliyormuş. Ne kadar doğru bilmiyorum. :cherry_blossom:

Ay ne uzun yazmışım yine ya ama ne yapayım sen böyle güzel kitaplar okuyunca duramadım. :heart:


(İnadına Reylo(Geekiz ama ergeniz)) #1145

Star Wars-Kan Bağı(Blood Line)
Öncelikle kitap bence TFA dan önceki zamanı öğrenmek için ideal olmakla beraber, The Resisdance ın kuruluşuna giden yolu net bir şekilde görebiliyoruz.Olayların Leia nın gözünden görmek güzel ama Leia nın Darth Vader ın kızı olmasının Casterfo tarafında ilan edilmesinden önceki paranoyak halinin açıklamasını bulamadım ben.Ben Solo hakkında çok cümle görmemize rağmen hiçbir şey öğrenemiyoruz aslında.Han Solo yine Han Solo ama biraz fazla canım, çiçeğim, böceğim olmuş bence.
Puanım:6/10


(And Now My Watch Begins) #1146

Gods of Egypt izledim ve çok beğendim herkese tavisye ediyorum :+1:

Ama bir sorum var, o da şudur ki : Bu film neden beğenilmedi ey ahali???


(Fransuva'nın Ayranı) #1147

the greatest showman izledim.
Film tek kelime muhteşemdi. O müzikler, müziklerin yerleştirilmesi oyunculuklar hepsi çok iyiydi. Ben normalde müzikal sevmem ama bu muhteşem olmuştu.


(Oğuzhan) #1148

True Detective 1. Sezon bitti
Bu kadar geciktirdiğim için çok fena pişmanım. Dizinin her tarafından kalite akıyor. Oyunculuklar ders niteliğinde gerçekten.


(Sevde Bulbul) #1149

En son McMafia’nın sezon finalini izledim. Ve şuana kadar izlediğim diziler arasında efsaneler girebildi. Bilmeyenler için:
BBC’nin aynı isimli kitap uyarlaması olan yapımın başrolündeki Alex Godman çocukken babasının Rusya’da sürgüne uğraması sonucu İngiltere’de yaşamaya başlar. Bir bankacı olan Alex, intikam için Rus Mafyasıyla karşı karşıya gelir.
Çok bilinen bir dizi değil ama 7.bölümü İstanbul’da geçiyor, sırf bunun için izlenir.

Kitap olarak halen The Lord Of The Rings okumaktayım.

Film olaraksa en son The Book Thief’i bitirdim. O kadar iyi bir film değildi, çerezlik.


(Kürşad (Chieh-she-shuai) Şahin) #1150

Burn After Reading’i izliyordum sarmadı 25. dakikada kapattım.


(öğnkü) #1151

Az önce The Shape of Water’ı izledim. Meh. Fena film değil, senaryosu sallantıda ama yine de güzel gözüküyor. Bilmiyorum, bence bu konu Oscar tedirginliği olmadan ele alınsa ortaya daha iyi bir film çıkabilirmiş. Notum 6.5


(K) #1152

Annihilation,

Alex Garland sanırım bu sektör içerisinde en saygı duyduğum adamlardan birisi. The Island, Sunshine, Dredd, Ex Machina ve şimdi de Annihilation. Herkesin çerezlik bir film olarak gördüğü, gelişine yakın konuşulmayan, takımın tamamen kadınlardan oluştuğu ve baya güzel yedirildiği bir film var karşımızda. Ucuzluğa kaçılmadan, vermek istediği mesajı veren, seyirciye aptal muhamelesi yapmayan, kirli şeyleri ve en küçük detayı gözüne soka soka gösteren tuhaf bir melankoli hissiyatına sahip bir film bu. Bitirince ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu zamanlarda hâla bu tarz filmlerin çıkmasına cidden şaşırıyorum, çok yaşa Garland.

8.5/10


(Mert Özden) #1153

Steve Jobs

Kitap, Jobs’ın doğumundan önce başlayıp cenaze töreniyle sonlanıyor. Ne kadar iyi olduğunu nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum. Sanırım kitap boyunca siz kendinizi Steve Wozniak’ın yerine koyuyorsunuz, Jobs’ın yaşadığı tüm maceralarda onun yanındaymışsınız hissine kapılıyorsunuz. Dili hem yalın, hem de çok akıcı. Tam da ana karakterimizin istediği türden bir eser yani. Steve Jobs’ı her şeyi ile anlıyorsunuz. Zevkleri, takıntıları, hayat felsefesini, ailesini…her şeyi ile kitap çok olmuş. Ağzına kadar dolu. Jobs’ın hayatı için modern destan tanımı bile yapılabilir. Kendisi de film karakteri gibi zaten.

Aşağıda yazacağım bölüm, kitabın gayriresmi sonunda yazanlar. Okumak istiyorsanız okuyun. Ama kitabın sonunda bu cümleleri okuduğunuzda sizi 500 kat daha derinden vuruyor.

‘‘Onca deneyimi biriktirdikten sonra, belki biraz da bilgeliğe ulaştıktan sonra, bütün bunların yok olduğunu düşünmek tuhaf. Yani ölümden sonra bir şeylerin sürdüğüne, en azından bilincin sürdüğüne inanmayı cidden istiyorum.’’

Çok uzun süre sessiz kaldı. ‘‘Ama öte yandan, belki de açma kapama düğmesi gibidir’’ dedi. ‘‘Tık diye gidiveriyorsundur.’’

Sonra tekrar duraksayıp hafifçe gülümsedi. ‘‘Belki de bu yüzden Apple cihazlarına açma kapama düğmeleri koymaktan hoşlanmadım hiç.’’

Kitabı okuyun.


(Deniz) #1154

Tesla Maskelerle Çevrili Bir Hayat
okumanızı tavsiye ederim.
8/10
’‘Fikrimi çalmaları mühim değil… asıl mühim olan kendi fikirlerinin olmaması.’’


(Umur) #1155


Annihilation.

Film hakkında hem iyi hem kötü bir ton yorum görmem üzerine merakım da bindi izledim, izledikten sonra öncelikle 2018’de izlediğim en iyi film olduğu kararını aldım. Plot holes diye size atılan bir kaç yorum görebilirsiniz, aldırış etmenizi önermem çünkü hiçbirisi mantıklı değil. Film, aşırı güzel tablolar çizerek, garip ancak güzel anlamda olan bir gariplikteki bir hikayeyi anlatıyor. Filmle ilgili tek sıkıntım, bazı şeylerin geleceğini önceden tahmin edebilmek ve filmin başında üstünden küçük de olsa geçilmesi gerektiğini düşündüğüm bir kaç detay. Film güzel, gerçek anlamda güzel, oyunculuklar gerektiği gibi yerinde ve hatta bazı yerlerde üst kademelerde, yönetmenlik ise aşırı değil ancak hoşunuza gidecek bir güzelliğe sahip. Filmin başından son dakikasına kadar küçük küçük detaylar fırlatılıyor size, ne oldu, nasıl oldu düşünebilin diye yapıldığına inanıyorum. Bu benim aşırı hoşuma gitti, anlatılan hikaye ise daha da hoşuma gitti. Uyarlandığı esere çok fazla bağlı kalmamış bunu da belirteyim, eserin ikinci kitabını da okumadan bu yapıma kollarını sıvamış Alex Garland, o yüzden okuyanlara mantıksız gelen bir kaç şey olmuş doğal olarak. Bir devam filmini getirip Garland’ın versiyonuna devam ederiz diye umuyorum.

9/10


Netflix Türkiye
(İbrahim Özaydın) #1156

Ben de izledikten sonra daha fazla cevap almak , daha fazla bu muazzam evreni öğrenmek istediğimden Alfa’dan çıkma Yok oluş kitabını sipariş ettim.Üzerinde bence baya baya konuşulması gereken bir eser.


(Salih Alp Gökçek ) #1157

Genelde takip ettiğim eleştirmenler Tarkovsky’nin Stalker’ına benzediğini söylediler, merakım iyice arttı filme karşı. Orijinal ve etkileyici bir işe benziyor.


(Umur) #1158

The Witcher - Kader Kılıcı’nı okudum.

İlk kitap gibi çok güzeldi.

Bunun altına imzamı atarım. Yani bazen aksiyon bitse de diyalog kısmına dönsek diyorum.

Ne Yennefer ne Triss… tek gerçek Essi Daven. Hikayenin son kısımlarını ölmez ölmez ölmez ölmez diye okudum ama maalesef. Hastalığa kurban gitmiş. Oyunda görmek isterdim. Kendisinden baladlar dinlemek isterdim. Yerin ayrı, Göznuru.

Ciri’yle tanışmaları ne güzelmiş be! Oyunu bir daha oynamak için kitapları bitirmeyi beklemek çok yerinde karar oldu. Şu an Ciri’nin yeri çok daha ayrı ben de. Ya da, eskisinden biraz fazlası sadece. Hani bi’ kitap okurken gözlerim dolmaz diyordum ama Ciri ve Geralt’ın buluşma anında dayanamadım.

Dandelion ve Geralt’ın hikayeleri mükemmel ya. Son hikayede “Geraaaalt!” yazısını okuyunca, güler bir yüzle, dedim aha geldi. Ayrı bir keyif.
Şapkandaki tüyüne kurban Dandelion.


Batman New 52 son 5 cildini okudum.

Son 4 cilt harikaydı ya.

Jim Gordon’un Batman olarak, Batman’i de Bruce Wayne olarak okumak farklı ve güzel bir deneyimdi. Hani, Julie ile birlikteyken çocuklara yardım ediyordu, mutluydu ama onun yeri orası değildi. Hayır, benim. diyerek yine cool bir şekilde çıktı ortaya. Tam zamanında. Gotham için o an ne gerekiyorsa o olmak için. Bloom da güzel bir villain’dı bence. Tasarımı zaten hoştu da, şehrin ortasında yaptığı konuşma da güzeldi.


(Boş İnsan) #1159

İzledim: Star Wars: The Last Jedi

Bugün filmin malum sitelere düşmesi ile kolladığım fırsatı yakaladım ve bol çekirdek, cips, kola ile iş yerindeki televizyonlardan birinde filmi patronla beraber izledim. Arkadaşlar, mesleğim icabı çok fazla katı atık numunesi inceledim. Hem yurt içinden hem yurt dışından çeşit çeşit katı atık numunesinin onlarca analizini yaptım. Ama hiç daha önce böyle büyük bir bok ile karşılaşmamıştım. Şimdi izin verirseniz spoiler yerim diye daha önce okumadığım Yiğitcan abinin ve Audo’nun gömme yazılarını okumaya gidiyorum. Puanım 10 üzerinden katı atık.


(Geek Velet) #1160

DC Rebirth: Özel Edisyon:Çok keyifli, duygusal, aynı zamanda eski bir dost gibi karşıladığım çok keyifli, sonunda gözümden iki damla yaş düşürdüğüm bir ÇR. :slightly_smiling_face:


(sergen) #1161

Moonrise Kingdom


Bu klibin filmi varmış ya la… hoş filmdi, sevdim.

baya sevdim. öyle böyle değil… film listesi yapacak olsam ilk onda garanti yeri var.