Felsefe Kulübü - La Scuola di Atene


(Oneironaut) #1137

Bence değildir. Oy kullanma hakkınının elde edildiğini varsayalım; elde etmeyenler ne olacak?
Oy kullanma hakkına sahip olanların takdiriyle yönetilecekler. Metine göre oy kullanmayı bir yetki sayarsak bu yetkiyle yönetimi seçme (ve doyasıyla yönetilme) sorumluluğunu üstleniriz. Bu haliyle o kullanma hakkına sahip olmayanlar, yani elde edememiş olanlar, kullanamadıkları bir yetkinin sorumluluğunu üstleniyorlar. Yetkiyle sorumluluk eşit değil, yetki yok sorumluluk var. Pratik olarak (çoğunluğun iyiliği zırvalığı) doğru olabilir ama

doğru değil.
Acemice yorumlamaya çalıştım, kendimi ne derece anlatabildim hiç bilmiyorum. :sweat_smile:

Hayati önem.
Altında yaşamayı seçtiğin yönetim, senin hayatını her noktada etkiliyor. Seçtiğin, seçemediğin yönetimin politikaları akşam evine girebilecek ekmeği belirliyorken hayati önemi yok diyemeyiz bence.

Kendlme güvensizlikten değil de, bu konulardaki bilgimin az olmasından mütevellit saçmalamadığımı umuyorum. Bu başlığa ne zaman yazsam geriliyorum. Kendimi rahat ifade edemeyişim biraz da bundan dolayı.

Edit: Kitap ilgimi çekti bu arada. Listeme aldım.


(Ece) #1138

Kitaptan anladığım kadarıyla bu bahsettiğimiz sorumluluk, kendi çıkarından çok bütünün çıkarını düşünmek. Bu sorumluluğu üstlenenler yetki sahibi oluyor. Üstlenmek istemeyenler, kendi çıkarını daha ön planda tutanlar, askerlik yapmayarak oy hakkından vazgeçiyor. Yani onlara bu sorumluluk yüklenmemiş oluyor bence. Şu sorumluluk kafamı karıştırdı, doğru şeyi anladığımı umuyorum :expressionless:

Tamamen katılıyorum.
Ben şöyle düşünüyorum genel olarak: Oy hakkını kazanmak için bir şeyler yapmalıyız ancak ne yapmamız gerektiği hakkında bir fikrim yok. Kitaptaki gibi bir sistem ne kadar adil olur bilemiyorum.

Ben ilk kez bu başlığa bir şeyler yazıyorum.
Kitaptaki ifadeleri tamamen anladığımı söylersem yalan olur. Bu yüzden hem belki biraz açıklık getiren olur hem de farklı fikirler okurum diye yazıyım dedim. Yazarken titriyorum cidden bu nasıl bi ortam?


(Oneironaut) #1139

Parçadan çıkarım yapıp yorum yapmaya çalıştım ama kitabın bütünü okumak daha iyi olacak sanırım. Dediğim gibi ilgimi çekti, listeye aldım. :ok_hand:

Adil bir sistem mümkün olabilir mi? Sanmıyorum. Belki yeterince uzun süre düşünmediğimden ya da yeterince araştırma yapamadığımdandır.
Oy kullanma hakkı sonradan kazanılması gereken bir hak değil bence, sınırlar içinde yaşayan(tabii ki belli kriterler olabilir; vatandaş ya da değil, yaş, sınırlar içinde yaşama veya yaşamama, mülteciler, vb.) herkesin bu hakkı doğuştan kazanması lazım. Şahsen oy kullanma hakkından feragata da karşı gibiyim, ama emin değilim. Üzerine düşünmem lazım.

Başlıktakiler yüzünden değil bu çekinme tabii ama başlığın havası böyle ne yazık ki. Yaza yaza alışıyorsun sanırım, biraz da o yüzden yorum yapmak istedim. Doğru ya da yanlış yapa yapa gelişim sağlanıyor nihayetinde. :sweat_smile:


(i) #1140

Daha önce konuşuldu mu bilmiyorum. Muhitkarların politik doğruculuk hakkındaki görüşlerini merak ediyor ve arttırıyorum:

İnsanlar politik doğrucu olmak zorunda mıdır ?
İnsanlar neden politik doğrucu olmak zorunda hissediyor veya hissettiriliyor ?
Politik doğruculuk normlarını kim belirliyor ve kaynağı nedir ?


(Protogonos (Ali)) #1141

Evrenle bir olması gerektiğini soylemiyormuş.
Evrenin, Tanrı’nın bir parçası olması gerektiğini ima ediyormuş,yeniden okudum

Neden böyle olduğu da Kybalion adlı başka bir kitapta anlatılıyor


(tulpar) #1142

Mantıksal Pozitivizm’in bana eksi ve artılarını söyleyebilir misiniz? Günümüzde bu kavramla çalışma yapmam sağlıklı olur mu?


(Fransuva'nın Ayranı) #1143

Tanrı hakkında burada uzun uzun tartışıldı o yüzden bunun yeri(bence) burasıdır.


(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #1144

Bizi biz yapan düşüncelerimiz midir ?
Yoksa vücudumuz mudur ?
Klonumuzu yapsalar o yapılan şey biz miyiz ?
Beynimizi bilgisayar ortamına aktarsalar o biz olur muyuz ?


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1145

Bizi biz yapan bunların hiçbiri olamaz zira hepsi değişiyor. Vücudumuz, anılarımız, düşüncelerimiz. Bu değişimi tek bir şey olarak tanımlayabilmemiz için değişmeyen bir şey olması gerekiyor. Bu şey de süregelen öz-farkındalık bence, bilinç.

Bu yüzden beynimizi bilgisayar ortamına aktardığımızda oluşacak şeyin biz olmayacağını düşünüyorum. Çünkü bu şeyin öz-farkındalığı olsa dahi, süreklilik bozulacak, dolayısıyla bizim süregelen öz-farkındalığımız olmayacak bu şey.


(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #1146

Sorumu cevaplandırdığınız için çok teşekkür ederim.
(Şu üst cümlede belki de yağcılık yapıyorumdur kim bilir :grin:)

Buna var olduğunu anlama yetisi denilebilir mi ?

Sürekliliğin bozulması derken var olduğunu anlayamamasını mı kast ettiniz ?

Süreklilik derken ne demek istediğinizi sanırım anlayamadım.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1147

Şöyle, bir çizgi olduğunu düşün, bu çizgi bir süreklilik içinde, bu çizginin bir yerini kessek, çizgide bir boşluk olur, bu da çizgiyi iki ayrı parçaya ayırmış olur. İkisi artık aynı çizgi olmaz.


(halı, kilim, travel) #1148

(1)_10 = (1)_3
(2)_10 = (2)_3
(3)_10 = (10)_3
(4)_10 = (11)_3
(5)_10 = (12)_3

(12)_3+(12)_3 = ?

3^0 basamağı
(2)_3 + (2)_3 = (11)_3
(1)_3 yazılır; elde var (1)_3.

3^1 basamağı
(1)_3 + (1)_3 = (2)_3
Bir de elde vardı (1)_3
(2)_3 + (1)_3 = (10)_3

Sonuç
(12)_3+(12)_3 = (101)_3

Ondalık sistemde
(101)_3 = 1x3^2 + 0x3^1 + 1x3^0 = (10)_10


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1149

Oradaki örnek bahsi geçen şeyi doğru ifade edemiyor, soru daha çok ondalık sistemden kaynaklanan (1/3)*3’ün teker teker hesaplanması ve pi sayısına limitli bir değer verilememesi olması.

Fakat bence doğru aksiyomlarla matematik elimizdeki en doğru şeydir.

Nitekim @Krios 'un meselede anlayamadığı şey empirik verinin rasyonel olarak kesin kabul edilemeyeceğiydi. Zira empirik veri bazen kendi içinde tutarsızlıklara (beynimizin boş noktaları doldurması, illüzyonlar) sebep olabiliyor. Ama tamamen tutarlı hâle getirilse bile dediğim gibi doğruluğu kesin olarak kanıtlanamaz.

Fakat, mantıklı olan bu bizi şimdilik hiçbir yere vardırmayan şüpheyi kenara bırakmak ve realist bir tutum sergilemektir. Yine de empirik gözlemin hakikat olduğundan bahsedilemez.

Bu ifadeler mesela felsefenin doğasını pragmatizm ile sınırlayan ve tarihin bize uzun vadede gösterdiği kadarıyla pragmatik olarak yanlış bir ifade.


(halı, kilim, travel) #1150

Sadece soruyu cevapladım, tartışmadan bağımsız olarak.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1151

Zaten benzer bir cevabı Krios’ta vermiş. Ama teşekkürler.

Keşke tartışmalarda daha aktif bulunsan.


(halı, kilim, travel) #1152

Bu biraz daha nizami bir cevap oldu gibi. Bildiğim konular oldu mu katılmaya çalışacağım. :grinning:


(falanfilan) #1153

Kendin de demişsin reyiz burada bizi bir yere vardırmayan bir şey. Biz elimizdeki bilgilerin hepsinin doğruluğunu kesin bulmasak gram ileri gidebilir miyiz? Bir sayının karesi kendisi ile çarpımıdır doğruluğunu pisagor kesin bulmasa teoremini ortaya atamazdı. Kayan yıldıza adamlar uydu indiriyor biz hala burada kesin bilgi yoktur mu diyeceğiz Allah aşkına. 0,00000000001 lik bir fark olabilir gibi şeyler demiyorsunuzdur umarım.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1154

Allahım, bunu neresinden eleştirsem bilemiyorum Krios. Sen felsefeyi, amacını, işlevini vs. hiç anlayamamışsın kusura bakma. Burada benim de yapabileceğim bir şey yok yani, çünkü yukarıdaki bir paragraflık yazının problemlerini açıklamak için 10-15 tane paragrafa ihtiyacım var. Cidden senden bu kadar da beklemiyordum. Temelde eksiklikler var.

Felsefe kendiliğinden değerli bir iştir, felsefe neyin değerli, neyin değerli olmadığına karar vermeyi de kapsar.

Bunun bununla hiçbir alakası yok Krios. Bilginin kendi içinde tutarlı olması kesin olduğu manasına gelmez, nitekim bilgi kesin değildir demek bilim yapmaya, araştırma yapmaya engel değildir.

Nasıl matematikteki bazı aksiyomların yanlış olduğunun söylenmesi matematik yapmaya engel olmayacaksa gerçekliğin gerçekliğinin kesin olmaması bilim yapmaya engel olmaz. Hatta gerçekliğin yapısını daha iyi kavrayıp bilim yapmaya yardımcı bile olabilir.

Bunu örneklendirmek gerekirse, Zion’daki biri Matrix’e girse, Matrix’in gerçek olmadığını biliyor olması onun Matrix’te bir iş yapmasına engel değildir, hatta gerçekliğinin yapısını daha iyi bildiğinden

Ki bir şeyin faydalı olabilmesi için illa fiziksel bir faydası olması da gerekmez. Ve bir iş yapılırken bu iş fayda beklentisiyle yapılırsa çoğu zaman olabileceği kadar faydalı olmaz.

Keşif yaparken, spesifik bir şeyi arıyor olman, spesifik bir fayda bekliyor olman senin o alanda keşfedebileceğin olasılıkları azaltır.

Ama benim burada anlatacaklarım yeterli değil, senin artık MEB’in Felsefe kitaplarından (artık kaçıncı sınıfsa) açıp ilk başlarını bir okuman gerek. Bunu yanlış anlama, aşağılamak manasında söylemiyorum, umarım öyle anlaşılmaz. Burada temelde bir eksiklik var ve bu hep yanlış anlaşılmalara sebep oluyor. Umarım kırmamışımdır.


(meşe) #1155

Celâl Şengör’ün koskoca diyalektiği sembolik mantıkla çökertmesine(?) ne diyorsunuz? Daha önce görenleriniz var mıdır bilmem ama 2 yıldır aklımı kurcalar. Yorumlarınızı duymak isterim.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1156

Celal Şengör herhangi bir konuda çok ciddiye aldığım biri değil. Hegel ve Marx’ın diyalektiği doğru olmayabilir ama zırva gibi ifadeler kullanmak çok doğru olmaz.