Felsefe Kulübü - La Scuola di Atene


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1307

"Tulpamancer"lar ve "Tulpa"ları hakkında ne düşünüyorsunuz? Psikolojik bir problem mi? Tulpa’lar gerçek kişiler olarak sayılabilirler mi? Hakları var mıdır? Bir kişiyi kişi yapan nedir, bu neye göre belirlenir?


(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #1308

İnsanın kendi içinde kişilik yaratması olarak bakılabilir veya hayali arkadaş :grin:.Psikolojik problem olarak da bakılabilir(Kişilik bozukluğu gibi).Ama psikolojik problem olarak görülmesi için aşırılığa kaçılması ve kontrolün kaybedilmiş olması gerektiğini düşünüyorum.Kontrolün kaybedilmesinin ise aşırı kolay olduğunu düşünüyorum.

Tulpa ona inanan insanın parçasıdır.
Bizden başkası da Tulpa’yı bizim algıladığımız şekilde algılıyorsa gerçek kişiler olarak sayılabilir. :thinking: :exploding_head:
Hakları var mıdır dersek dolaylı yoldan biraz hakkı olabilir(Ona inanan insanın hakları var sonuçta)
Bir kişiyi kişi yapan farklılıklarımızın ve benzerliklerimizin bir bütün oluşturmasıdır.


( ◉) #1309

Koca Ayak, Van Gölü Canavarı tarzı azımsanmayacak sayıda kişi tarafından olduğu iddia edilen canavarlar her toplumda bir şekilde vuku buluyor. Bunu, düşük eğitim seviyesi, kulaktan kulağa yayılmanın olayı saptırması ve en önemlisi bazı inançlar ile açıklayabiliriz.

Mesela Anadolu’da Hızır yetiş mevzusu. Zor bir anda tanımadıkları bir kişi tarafından yardım görmüş kişiler bunu eski çağlarda yaşamış dini bir kişiliğin yardımı olarak görmeyi seviyor(?)
Kendilerini bir anlamda yüceltme veya inancına bağlanma yöntemi olarak kullanıyor da olabilirler.

Veya yine uç örneklerden biri de Çanakkale Savaşı sırasında bulut içinde meleklerin inmesi ve düşman taburunu yok etmesi. Bunu da savaş anında olayları tam olarak idrak edememe veya sis çöktüğü an geri çekilen düşman taburunu yok edilmiş olarak düşünmenin psikolojik rahatlığı olarak görüyorum.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1310

Tulpa derken kasıtlı olarak meydana getirilen tulpalardan kast ediyorum. Bunları ne kadar ciddiye almamız gerektiği de tartışmalı olmakla beraber, bu tulpalar gerçek ve distinct kişilikler sayılabilir mi?


(Berk Kaynak) #1311

Tulpalar gözle görülür olmadığı ve yalnızca uygulayıcısının zihninde zuhur ettiği için bence ayrı bir kişilik olarak sayılamazlar. Kişinin yaptığı eylemleri tulpanın mı yoksa asıl bireyin mi yaptığını kanıtlamanın bir yolu yok. Tabii tulpaların kendisi de bir muamma. Gerçek olduğunu varsayarak konuşuyorum. Psikolojik bir rahatsızlık olabilir. Kişilik bölünmesi gibi.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1312

Psikolojik bir rahatsızlık sayılması için sanırım birey veya çevresine rahatsızlık vermesi gerekiyor. Bir de bazı vakalarda “asıl kişilik” tulpa oluyor. Veya tulpa bedenin kontrolünü kısa süreli de alabiliyor ve iddia edildiğine göre tulpaların farklı kişilikleri, farklı becerileri, farklı zayıflıkları olabiliyor.

Bu sosyopatlık sonucu oluşan bir şey olabilir. Tulpamancerlar genelde seyahat eden ailelerden geliyor, sürekli arkadaşları olmadığı için sosyal ihtiyaçlarını bir şekilde karşılamaları gerekiyor onlar da tulpamancy’ye başvuruyorlar.

Sorun şu, tulpamancy’ye başvurma sebepleri sosyopatlık olsa dahi bu adamlar tulpamancy’ye kasıtlı olarak başvuruyorlar ve tulpamancy uzun süren bir telkin ile yapılan kompleks bir işlem.

Bazıları bu fenomenin ayna nöronların gelişip yapay bir kişilik olması olduğunu iddia ediyor.

Sonuç olarak, tulpamancy topluluğunun sosyal olarak sağlıklı bir topluluk olduğunu düşünmüyorum ve hatta tulpamancy hiç gerçek bile olmayabilir ama bastıkları nokta araştırılması gereken bir nokta bence.


(Protogonos (Ali)) #1313

Biri tulpa mı dedi?
Tulpalar, Düşünce- Formları dediğimiz varlıkların (?) Tibet’teki adıdır. Pek çok deneyimsiz okültist veya (kimse alınmasın) gerzek spiritüalist yanlışlıkla veya bilinçli olarak yarattıkları düşünce formları yüzünden ölmüş veya delirmiştir. Tabii olaya psikolojik olarak da bakmak lazım.

Van Gölü Canavarı olayı bana pek mantıklı gelmiyor


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1314

Burada kastedilen anlamı modern literatürdeki anlamı. Zaten budizmde de benzeri bir uygulama var. Yukarıdaki Viki maddesine bakabilirsin.


(Protogonos (Ali)) #1315

Evet, farkettim. Bir de bu bakış açısı bulunsun diye okültizmdeki anlamından da bahsedeyim dedim. Tabii okültizm bir bilim olmadığı için ve pek çok kişi tarafından safsata olarak görüldüğü için yaptığım saçma bir şey gibi gözükebilir, ama pek çok psikolojik fenomenin yüzyıllar önce (kısmen)okültistler tarafından açıklandığını göz ardı etmemek lazım. Carl Jung’un analitik psikolojisi doğu ve batı mistisizmi / ezoterizmi üzerine kurulu değil midir?


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1316

(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #1317

Muhteşem ötesi :joy:


(büşra) #1318

Merhaba, biraz değişik bir şey yapıp sevgi hakkında konuşalım mı? Sevme Sanatı’nda Erich Fromm sevgiyi Temel ögeleri ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi olan sevebilen insanın gelişmesi ve mutluluğu için girişilen etkin bir çabadır. şeklinde tanımlıyor. Bu konuda Ursula’nın da benim çok sevdiğim “Sevgi taş gibi orada öylece durmaz. Bir ekmek gibi, her zaman yeni ve yeniden yapılmalıdır.” şeklinde bir sözü var. Ama aklıma bu konuda ketum durup, sevgisini göstermeyip hakkında “O öyledir belli etmez sevgisini, içinde yaşar.” denen, ince ince sevmeyi bilmeyen insanlar geliyor. Kafam karışıyor.

Ben bir şeyleri sevince yerimde duramıyorum sanki; içim içime sığmıyor. Bu kulübün üyelerini de merak ediyorum, siz nasılsınız bu konuda? Sevginizi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir alışveriş midir mesela sevgi? Öyleyse vermeye mi eğilimliyiz almaya mı? Ya da bazen sevgi, mutluluk ve neşeyi karıştırıyor muyuz? Hiç hem sevgi dolu hem hüzünlü hissettiğiniz oldu mu? Top sizde. Biraz kişisel bir konu olduğunun farkındayım ancak konuşmak da istiyorum. :cherry_blossom:


(claude pure) #1319

Bence bu, sevgiyi gösteriş biçimiyle alakalı. Bahsedilen insanlar diğerleri gibi ya da beklenen, herkesin alışageldiği gibi göstermediği için sevgisini böyle anlaşılıyorlar. Yoksa seven insan az çok, anlaşılır, anlaşılmaz, bir şekilde bir şeyler yapar diye düşünüyorum. Herkesin ekmeği pişirişi farklı yani bence.

Ben zor seven ve sevdim mi aşırı belli eden, belli etmekten çekinmeyen, içinde saklayamayan biriyim. Öyle belli başlı tanımlayamam sevgiyi sanırım. Bunun için çok fazla şey gerekiyormuş gibi geliyor, çok karmaşık gibi.

Bu kısım içimi sızlattı, aynı kapsamda mı bilmiyorum ama çok sevdiğim için çok hüzün doluyum son zamanlarda. Yaşananlar etkili sanırım bunda da.


(4 8 15 16 23 42 hey gidi lost) #1320

İnsanların yaptığı istisnasız tüm eylemler bencilcedir yani çıkar üzerine kuruludur. Sevdiğin için yaptığın fedakarlıklar bile aslında kendini mutlu etmeyi istemekten geçer. Karşı tarafı mutlu etmek kısmı ise sadece bir süstür. Bu kötü bir şey diye söylemiyorum, insanın doğası budur.

Sevmek içgüdüsel bir şey olduğu gibi, sevmediğin bir şeyle sürekli vakit geçirip onu sevmeye odaklı hareket edersen, yani buna kanalize olursan yine sevebilirsin (her durumda kesin sonuç vermese de). Sevme hali, insanı mutlu etmesinden dolayı yaşamamızı sürdürebilmemiz için tabiatımızda olan, evrimle yahut tanrı tarafından gelen (bu da evrimi barındırabilir pekala) bir olgu. Ben böyle tanımlarım. Tabi ki sevmenin derecesi olur. Seversin ama onun için çabalamazsın, seversin onun için neredeyse her şeyden vazgeçebilirsin, seversin intihar bile edebilirsin. Tabi bu da bana şunu gösteriyor, Sevginin yoğunluğu kişinin cahilliği ile ters orantı da işliyor. Sevgi, olmazsa olmaz insani bir duygu iken, fazlalığı da aslında olmaz olmaz bir başka noktamız olan aklı götürüyor. Dengede tutabilmek için de aklı daima en üst perde de tutmak lazım diye düşünüyorum.

Bilmiyorum ama çok alakasız bir cevap da vermiş olabilirim. Fakat sevgi hakkında edebiyattan çok, tanımsal olarak bunları yapabiliyorum şimdilik.


(Berkay Küçük) #1321

Sevmek bir alışveriş değildir. Karşılıksız seversin çoğu zaman klişe belki ama Sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda mıdır? misali ancak karşılıksız sevmek yıpratır.

Sevmek zordur herkes sevemez bence.

Sevgiyi ne güzel tarif ettin. İçin içine sığmıyor işte sevmek budur. Sakınmak sevmek değildir. Dolu dolu yaşamadığın sürece sevmenin ne anlamı var. Bağıra bağıra haykırmalı sevdiğini.

Neyi, kimi sevdiğini doğru seçeceksin ama sevdiğini sakınmayacaksın. Yoksa tüketir kendisini de seni de.

Dostum dediğin insan dostun olmayabilir bazen. Bazen dinlediğin bir şarkı küser sana açsanda dinletmez kendisini.
Sevdiğini haykırdığın biri sevgini sakınmanı ister bazen sonra anlarsın ki zaten o seni hiç sevmemiştir.

Dürüst olmam gerekirse uzun süredir böyleyim.

Benim için bile sevgi bir çok farklı şeyi ifade ediyor. Bir bütün halinde bile yazamadım.:blush: Sevgi herkesin elinde farklı şekillenir aslında bu sadece bana ifade ettikleri.
Güzel sorun için çok teşekkürler😊


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1322

Sen elmayı sahip olduğu besin değerinden dolayı seviyorsun. Yemesen bile sevmenin arkasındaki temel biyolojik mekanizma bu.

Sevgi biyolojik bir mekanizmadır. Elbette bu biyolojik mekanizma avcı-toplayıcı beyin için gelişmiş bir mekanizmadır, dolayısıyla dönemin koşulları ve medeniyetle uyuşmayıp kişinin zararına şeylere de neden olabilir. Bu zararlı şeyleri edebileştiriyoruz, anlam katmaya çalışıyoruz, aşkı için intihar etmeyi ulvi bir şey gibi görüyoruz falan filan. Bence zararlı bir durum to say the least.


(nemo potest beate vita sine sapientiae studio) #1323

Duygular türün devamlılığına hizmet eder. Biyolojik kökenlidir. Özellikle aşkın amacı, insanın gelecekteki varlığını sürdürme isteğidir. Birini bir kez daha görmek için bilinçli ve çok yoğun bir istek duyduğumuzda bunun nedeni, bilinçdışında bir gücün bizi üremeye ve bir sonraki kuşağı yaratmaya doğru itmesidir. Yaşam irademiz bizi, güzel ve zeki çocuklar dünyaya getirme şansımızı yükseltebilecek kişilere doğru itmektedir. Temel mekanizma budur. Türün çıkarları temel motivasyondur.


(Umut) #1324

(Salih Alp Gökçek ) #1326

Açıkçası evrimsel metotta düşünen birinin aşk veya sevgi gibi soyut kavramlar üzerine mana yüklemesini çok mantıklı bulmuyorum.
Aşk ve sevgi dediğimiz tüm kavramlar kimyasal reaksiyonlardır. Senden dopamin, serotonin vs. gibi nörotransmitter’ler salgılanır, bu da ilgi mekanizmalarını başlatır. Zaten kişilerin aşık olabildikleri genel tiplemeler de bu cinsel ilişki için, içgüdüsel biçimde, aday olarak uygun gördükleridir. Aşka uhrevi manalar yüklemek romantik kaçıyor bence. Herkes gelir geçer, aslolan türün devamlılığıdır. Arkadaşlıklar da çıkar ilişkisinden doğar. Bu tamamen evrimsel metoda göre olması gereken düşünme biçimi.
Ben kendim farklı düşünüyorum. Evrimsel metodun, her şeyi tam olarak tanımlayabildiğini de düşünmüyorum. Sevgide veya diğer duygularda bence farklı ve hissedemediğimiz kuvvetli bir güç var. Bunu hiçbir zaman da tam olarak kavrayamayacağız gibi.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1327

Bu tam da bu kimyasal reaksiyonların sana düşündürteceği şey :smiley: