Felsefe Kulübü - La Scuola di Atene


(Salih Alp Gökçek ) #1328

Loop’a giriyorsun diyorsun :sweat_smile:


(büşra) #1329

Belki de, şairane bir söz vardır bununla ilgili; ince ince sevmek diye. Ben onu seviyorum, onu beceriyorum sanırım.

:’)

Buna pek katılmadım nedense. Çok sevgi dolu ve çok bilge insanlar tanıdım. Hatta ileri gidip sevmeyi seviyorlardı. Kanalize olunan tek şeyi fazlaca yüceltmeyi mi kast ettin burada yoksa?

Ah, ya bunu okuyunca Marx’ın karşılıksız sevgi hakkında söyledikleri geldi aklıma. Sevgi uyandırmadan seviyorsanız, başka deyişle; sevginiz o durumuyla sevgi yaratmıyorsa, sevginizle sevilen bir kişi olamıyorsanız,sevginiz güçsüzdür; bu bir talihsizliktir. diyor. Depresif ama haklı gibi de sanki değil mi? Ne dersin?

Elbette öyle. Hormonal ve nöral olayları göz ardı etmek hoş da olmaz doğru da olmaz. Ancak Audocuğum tüm günü de bu realiteye sarılarak yaşamıyoruz sanki? Kendimizi boşluğa bıraktığımız anlarımız hiç mi yok, durup kuşları dinlediğimiz? Ya da öyle mi yaşamalıyız? Ben unuttuğumuz o anda ne yaptığımızı,bunu unutunca neyi hatırladığımızı merak ediyorum sadece.

Evet, ama sadece üremeye ve cinselliğe yönelik sevgiden ya da başka deyişle aşktan bahsetmiyordum ben. Herhangi bir şeyi sevmek olabilir bu. Bir kitabı, uçan kuşu ya da neyi seviyorsanız onu işte. Güzel ve zeki çocuklar yapmaya meyilli olduğumuzu inkar etmiyorum ancak sorumun tamamı da bu değildi.

@Cakinga Ne güzel sahneydi ya.

Belki de. Peki sen bu itici gücün doğuştan geldiğini mi yoksa öğrenilerek, deneyimlenerek kazanıldığını düşünüyorsun Salih?

:cherry_blossom:


(Salih Alp Gökçek ) #1330

Bilmem, her şey olabilir. Ben doğuştan olduğunu düşünüyorum.


(Berkay Küçük) #1331

Daha iyi ifade edemezdim. Sevgi zaten dünyanın en depresif ve en mutlu şarkısının mükemmel bir ahenkle çalması değil midir?


Benim için önemli bir filmdir La La Land adeta film boyunca dans eder sevginin ifade ettiği her şey.
bu eseri dinlerken adeta hissederim şu soruyu sorarım:
Sevgi mutsuzluğu mu doğurur yoksa sevgi sana mutluluğun kapısını mı açar?
Ben bunun cevabını Engelbert Humperdinck’in şarkısında bulduğuma inanıyorum. Aşk, sevgi seni özgür bırakır.

(Oğuzhan) #1332

Sevgi, aşk gibi kavramların kimyasal tanımları ne kadar mantıklı olsa da açıklayamadığımız bir şey olduğuna inanıyorum. Gereksiz romantiklik olarak görülebiliyor fakat kendi adıma konuşursam açıklayamadığım bazı duygular var :smiley: Sevgiyi kendi adıma tanımlayacak olursam yaşama sebebim diyebilirim. Hiçbir şeyi sevmeseydim eğer ne yapardım bilmiyorum.

Hiç hem sevgi dolu hem hüzünlü hissettiğiniz oldu mu?

Aklıma genelde en mutlu anlarımda ölüm gelir ve böyle hissederim. Kendi ölümüm değil de sevdiğim şeyin ölümü


(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #1333

Sevgi benim için düşünce kalıplarıyla sınırlandıramadığım ilginç bir şey.
Bazen hüzün bazen mutluluk bazende birkaç duygunun birlikteliği.Sınırsız gibi gelen,karşılıksız verilen,herseferinde değişime uğrayan yaşama isteğim.

Sevgi hissettiğim kadar üzüldüğüm ve bütün duyguları aynı anda sanki bir karışımmış gibi hissettiğim bir çok an oldu.


(Ece) #1334

Ben bu tarz insanların daha içten, daha samimi sevdiğini düşünüyorum. Sevginin karşılıksız olması gerektiği için ne kadar sevdiğini belli etme ihtiyacı duymamalı insan. Örnek vermek gerekirse, yakın arkadaşlarıma nadiren sarılırım. Çünkü biliyorum ki sarıldığımda şaşıracak ve o an onu sarılacak kadar sevdiğimi anlayacak/hatırlayacak. Üzgün bir zamanında sarıldığımda her zaman yaptığım bir şeyi yapmak yerine, ona güç veren bir şey yapmış olacağım. Uzunca sarılmak, seni seviyorum demek vs bana hep özel olması gereken şeyler gibi geliyor, sürekli yapılınca bir duygusu kalmıyor. Bu yüzden aşk meşk sayıklayarak gezen insanları samimi bulamıyorum. Ne bileyim ben de böyle bi insanım.


(*kahkaha atan çay bardağı*) #1335

Çok çok güzel bir soru sormuşsun,sevgi üzerine yeterince konuşmuyoruz bence veya ne olduğu hakkında yeterince düşünmüyoruz.Buradaki insanların sevgi hakkındaki farklı farklı fikirlerini okumak benim de hoşuma gitti :smile:.

Ben de öyleyim,hatta sevdiğim insanları darlıyor muyum diye de çok sık düşünürüm.
Sevdiğim birisi yanımda olduğumda veya gün içerisinde sevdiğim birini gördüğümde enerji seviyem inanılmaz değişiyor.Hani böyle gerçekten gözlerimin içi parıldıyor,alakasız insanlar bile fark ediyor durumu ortada saçma sapan gülümseyerek dolaşıyorum.Normalde tahammülsüz ve huysuz bir insan olan ben sırf o gün beş dakikacık da olsa sevdiğim bir insanı gördüm diye bütün gün sevgi pıtırcığı modunda gezebiliyorum.O insanların yanındayken de her bir saniye çok kıymetli oluyor benim için,normalde geçmek bilmeyen zaman su gibi akıp gidiveriyor.Ben kendimi inanılmaz rahatlamış hissediyorum,belki hiçbir sıkıntım çözülmüyor o an,ama kocaman bir ağırlık kalkıyor kalbimin üstünden.Her şeyin arasında yüzünü dost bellediğim insanların yüzünü görmek inanılmaz huzur veriyor.Genelde yanlarındayken da ya her saniye durmadan konuşuyorum,ya da anlattıkları şeyleri sanki o an dünya üzerinde daha fazla konuşulmaya değecek daha önemli bir şey yokmuş gibi büyük bir merakla dinliyor oluyorum.Sevdiğimi saklayabilme gibi bir durumum yok,böyle alakalı alakasız sarılmak sarılmanın değerini düşürür demişsiniz ya hani,mesela o da hiç becerebildiğim bir şey değil.İletişim kurduğum insanın gözüne içine bakmazsam rahat edemem,sıkıntılı olduğunu fark ettiğimde içimden ilk olarak sarılmak geçer.Eğer yanlış anlamayacağını bildiğim bir insansa direkt gider sarılırım zaten.Bazen sarılmak konuşmaktan çok daha etkili oluyor çünkü.

Bir de şey var,ben bulabildiğim her fırsatta sevdiğim insanlara onların benim için ne kadar değerli olduğunu belli ediyorum/etmeye çalışıyorum çünkü bunu söyleyebilmek için çok az fırsat oluyor genelde insanların elinde.

Genel itibariyle duygularını içinde yaşayan,sevgisini pek dillendirmeyen bir toplumuz.Eskiden anne babalar kendi anne babalarının önünde çocuklarını sevmezmiş ya,hani biraz daha ‘‘Biz böyle gördük büyüdük,öyle ulu orta sarılmak falan bize ters.Bizim karakterimiz seviş tarzımız böyle.’’ durumu yaygın.Tamam belki söylediklerim biraz fazla romantik gelecek ama günün birinde muhtemelen hiç de beklemezken pat diye ölüp gidivereceğiz ve ben ölüp gittiğimde sevdiğim insanlara söyleyemediğim sevgi sözcükleri için pişman olmak istemiyorum.Veya onların mezarının başında durup ‘‘Keşke vaktinde sana daha çok sarılsaydım.’’ demek istemiyorum.

Büşra da demiş ya sevince içim içime sığmıyor bir enerjiyle doluyorum diye o enerji bastırmaya,içinde tutmaya hiç gerek yok bence.Belli ettiğin zaman karşındaki insan da önemsendiğini bilmekten mutlu oluyor.

Çok çok sevdiğim bir konu başlığı üzerinde konuşuluyor,ben de şuraya birkaç şey yazıvereyim istedim-konuyu bir miktar farklı yönlere çektiğimin farkındayım ama :grin:.-
Sevme Sanatı’nda ‘‘Yalnızlık bir insanlık halidir ve bizde genellikle kimsesizlikle karıştırılır.Yalnız olmayı bilmeyenlerin birlikteliğine inanmam’’. dediği bir kısım vardı ve sanırım kitabın en sevdiğim kısmı orasıydı.
İnsanların birbirini sevdiği için değil de,bir zorunluluk olarak gördüğü için yalnız kalmak istemediği için sahte ilişkiler içine girdiğinden bahsetmişti. Ve bu bahsettiği ilişki tipi bana çok tanıdık gelmişti.
Yakın bir zamanda kulak misafiri olduğum çok basit bir konu üzerinden örneklendirmek istiyorum,gerçi buna benzer olaylarla günlük hayatta hepimiz sıkça karşılaşıyoruz ama olsun.
Hemen ilerimde yürüyen iki arkadaştan biri,yanındakine geçen gün hayatında ilk defa sinamaya yalnız gittiğinden ve kendi izlemek istediği filmi izlediğinden bunun hem özgüven için çok geliştirici bir şey olduğundan hem de ona kendini ne kadar iyi hissettirdiğinden bahsediyordu.Bu tarihe kadar canının istediği saatte canının istediği filme gitmemiş hiç.Bir topluluğa/arkadaşlarına ayak uydurmuş hep.Her Yerden Çok Uzakta’da bir kesit vardı,aklıma o kesiti getirdi bu konuşma.Bazı insanların benlik duygusunun gelişmediğinden,bir topluluğun parçasıymış gibi davranmanın onlar için zor olmadığından ama bu insanların azınlık olduğundan,geriye kalan insanlarınsa sırf yalnız kalmamak için o topluluktaki insanlara uyum sağlamaya çalıştıklarından,kendi kişiliklerinden taviz verdiklerinden bahsediyordu.Owen onlar gibi olamadığı ve benlik duygusu fazla geliştiği için kendini kötü hissediyordu.O noktada iki adım önümde yürüyen insan,ben,Owen hepimiz bu kendini kötü hisseden kısma dahilmişiz gibi hissettim.Bir nevi biz de kendi içimizde küçük bir toplulukmuşuz gibi,içimde tanımadığım bir insana karşı bir sevgi duydum. Ve bütün bu zorunluluklar bütün bu içinde olmak zorunda olduğumuzu hissettiğimiz yaşam,yapma ilişkiler hiçbiri hiçbir şey zorunluluk değil.Belki o insan için sinemaya tek başına gitmek gibi bir karar almaktı,belki benim için başka bir karar.Bütün bu kararlar başka çizgilerden bakıldığında çok küçük kararlarmış gibi görülebilir,ama bence küçük değiller.

Konuyu çok dağıttım,kısacık olması gereken şey fazlaca uzadı.Yazdığım şeyi dönüp tekrar okumaya inanılmaz üşeniyorum şu an,abuk sabuk bir yazım hatası falan olması bayağı olası.
Bu arada muhitin geneline göre sevgi tanımımın biraz fazla romantik kaçtığının farkındayım.Ama benim için birini sevmek yaşamla özdeş bir şey gibi.Şarkı söylemek,koşmak,yürümek,nefes almak gibi.Bence insanın hayatında yüzünü aklına getirdiğinde gülümseyebileceği,çekinmeden uzun uzun konuşabileceği bir dostu olmazsa o hayat aşırı derecede çekilmez bir şeye dönüşür.Bu yüzden yaşamak ve sevmek özdeş iki şey benim için.


(Deniz) #1336

Sevgi fayda ilişkisinden mutevellit evrimsel ve hormonal bir şeyse, bu kadar çok kişide zararlı sevgi çeşidi niye ortaya cikiyor? Bu kadar çok sapma, güzelleme neden var?

Benim kendimce bir cevabim var, sizinkini de merak ediyorum.


(Umur) #1337

Zararlı sevgi çeşidi derken, bir yerden sonra bağımlılık seviyesindeki takıntıdan mı bahsediyoruz? Eğer evetse, ben onu psikolojik açıdan stabil olmamaya vuruyorum. Çünkü yapılan şeyler mantıklı hareketler olmuyor, normal bir koşulda, başka bir şeyde verilmeyecek tepkiler veriliyor. Ancak takıntı dışında, kişinin geçmişine göre mantıklı nedenler de çıkabiliyor, mesela kişinin önceden hayatı stabil değildir, sıkıntılıdır bir kişiden sonra düzelmiştir, o kişi gitmeyi seçtiğinde verilecek tepkinin ne olduğunu bilmemiz kolay değil. Bu da zararlı sevgi oluyor sanırım?

Yani, açık konuşmak gerekirse zararlı sevgiyi tam olarak anlayamamış da olabilirim. Çünkü sevgi denilen şey, zararlı değildir, yararlı da değildir bence nötrdür. Gri bir şeydir sevmek, kişiden kişiye farklı etkiler yaratır. Ancak asla elde edemeyeceğin bir şeyi sevmek bile hiçbir şeyi sevmemekten iyi diyebiliyorsak o zaman “zararlı sevgi” diyemeyiz gibi geliyor bana. Bu yüzden başta takıntıdan mı bahsediyoruz dedim. Umarım kendimi açıklayabilmişimdir.

Bu arada,

ne kadar katılsam azdır. Çok doğru.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1338


(Sapere Aude!) #1339

Eğer biyolojik açıdan bakarsak, ki yalnızca bu açıdan bakmayı çok sevmediğimi bilirsiniz, zararlı şeylerin edebileştirilmesi evrime hizmet etmiyor mu? Aşkı için intihar edecek olanlar elenmiş oluyor? Zararlı bir durum, türün devamı için faydalı bir sonuca varmıyor mu?

İşte tam da bu yüzden yalnızca biyolojik açıdan bakmayı sevmiyorum. Şunları yazarken bile karnım ağrıdı.
Bu nedenle de sevgiye yalnızca biyolojik/kimyasal bir şey olarak bakamıyorum. Aslında insanın dahil olduğu, insan hakkındaki çoğu sürece sadece biyolojik/kimyasal açıdan bakamıyorum. Her zaman, insanın özne olduğuna ve kendinden bir şeyler taşıdığına inanmayı seviyorum.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1340

O kişinin potansiyelini bilemezsin ki? Artık avcı toplayıcı değiliz, farklı fayda ve zarar ilişkileri var, aşkı için intihar edebilecek olan biri kanserin ilacını bulabilir. Sadece temel fiziksel özellikler yeterli bir kriter değil.


(Deniz) #1341

İşte insanın psikolojisi niye bozuk olur? Daha doğrusu sadece sorunlu birkaç tip yaşasa bu durumu evet,dediğin gibi. Ama toplumun geneli niye kafayı yiyor aşık meşk durumlarında? Evrimsel vs ise yani.

avcı- toplayıcı zamanda ne gibi bir fayda sağlıyordu? Biraz açar mısın?


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1342

Bunun pek çok farklı açıklaması yapıldı, birkaç mesaj yukarıda bile. Bir avcı-toplayıcının asla bu durumu metalaştırma olasılığı olmuyordu, sevgi onun soyunu devam ettirmesine ve hayatını sürdürmesine yardımcı olacaktı.


(Robotik Küçük Ejderha Meto'o) #1343

Sevginin öğretilememesinden kaynaklanıyor bence.


(Umur) #1344

Sen doğduğundan beri gördüğün şeyler hep aynı, TV açıyorsun mutlu bir aile tablosu var tartışan yok, gülüyor herkes, sana kitap okuyorlar sen küçükken aynı tablo orada var, sen büyümeye başlıyorsun ve eğer bu döngüden çıkamazsan, senin kafanda yerleşen şey hoş olmuyor. Evlilik, zayıf ince bir kadın, kaslı uzun bir adam, gülen küçük temiz yüzlü beyaz çocuklar, geniş bir ev. Vs. Vs. Bu da gerçek hayatla karşılaştığında seni biraz psikolojik açıdan bozabiliyor. Doğal buluyorum. Ha başından beri niye böyle öğreniyoruz dersen, kapitalizm.


(*kahkaha atan çay bardağı*) #1345

Bu bana biraz daha yansımaymış gibi geliyor aslında.Gündelik hayatında kendi dertlerine sıkıntılarına ağlayamayan bir insan dram filmlerini sevmesi/oradaki karakterle empati kurabilmesi ve ağlama ihtiyacını bu şekilde giderebilmesi gibi.Tabi ki bu kadar basit değil ama gündelik hayatımızda da acının onaylanması gibi bir durum var.İnsanlar canın sıkkın olduğunda bunun bir sebebi olmasını bekliyor ve eğer ortaya attığın sebep yeterince makul değilse sanki göz yaşı dökmeye hakkın yokmuş gibi davranılıyor.Ama aşk acısı çekmek yaşı/cinsiyeti/toplumsal statüsü fark etmeksizin herkesin onayladığı bir acı türü.
İnsanların hem kendini daha değerli iyi gibi hissedebilmek için aşık olması var.Hem de çeşitli psikolojik sorunlarınının suçunu aşka atması var.Bu sorunlu aşklar da bana daha çok böyle geliyor.Ortada bir psikolojik problem var ve bu insanın her türlü ilişkisine de yansıyor.Ama genelde işin aşk kısmı daha çok yayılıyor,daha çok önemseniyor.
Ben hiç aşık olmadığı halde kendine yalandan bir aşk hikayesi uyduran ve o hayali aşkı için gözyaşı döken insanlar da tanıdım,gerçekten garip bir durum.
Bir de sevginin algılanış biçmi-tanımı çok önemli @darth.mt’nin de dediği gibi,sevdiği insan onu sevmiyorsa ona zarar vermeyi kendinde hak olarak görmek,takıntı haline dönüşen aşklar vs. bunlar hepsi benim için çeşitli psikolojik sorunlar yaşayan insanlar ve dediğim gibi diğer her türlü ilişkilerine de bu durumun yansıdığını düşünüyorum.Sadece aşk diğer duygulara oranla biraz daha şiddetli yaşanabilen bir duygu,bu yüzden sonuçları da daha sert olabiliyor.İnsanlar da daha büyük daha dramatik şeyleri aşk uğruna yapabilmeyi kendilerine hak olarak görebiliyorlar.


(büşra) #1346

Sanırım ikimiz de dışa dönük insanlarız belki de o yüzden böyle ama yazdıklarını okurken “Evet, evet.” demekten kendimi alamadım. O yüzden biraz kişisel bir soru soracağım peki gün içinde pek de hoşlanmadığın birine maruz kaldığında nasıl oluyorsun? Sevmeye eğilimli olduğunu biliyorum; ancak herkesi sevmenin mümkün olmayabileceğini de biliyorum. O yüzden merak ettim cevaplamamakta özgürsün dememe gerek bile yok.

Belki burada biricik Schopenhauer’in oklu kirpi metaforunu hatırlamanın tam da sırasıdır. Öhöm.

:’)

Ben bunu overdose sevgi diye anladım Deniz ama doğru mu anladım emin değilim. Ancak overdose dediysem de bunun sevginin niceliğiyle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Niteliğiyle ilgili bence daha çok. Keje’yi lal bırakan da Berfo’nun sevgisi değil midir sonuçta? Aynı örnek ve yukarıda Fromm’un tanımından yola çıkarsak Berfo’nun sevgisinde ilgi vardı, sorumluluk vardı, bilgi vardı ancak saygı yoktu. Keje’nin onu sevmiyor oluşuna saygı duymuyordu. Bu yüzden toksik bir ilişkiye dönüşmüştü onlarınki. Ben de senin cevabını merak ettim şimdi. Eheh.

Bunu söyleyebilmeyi çok olgunca buldum ya Umur, bunu söyleyebilen insan sevginin değerini bilen insandır gibi geliyor bana. Çünkü sevginin seven ve sevilen nesnelerin dışında da bir değeri olduğunu düşünüyorum.

Yalnızca biyolojik açıdan bakmak çok doğru da değil Fordcuğum çünkü Psikoloji101 hocamın garip bir tonlamayla dönem boyu söylediği gibi “İnsan biyopsikososyal bir varlık.” Tek taraflı bakmak doğru olmayacaktır. Ancak kara sevdaya da doğal seçilim yönünden bakmak çok ilginç geldi itiraf edeyim. :grin:

Bu benim aklıma “Sevgi öğretilen bir şey midir?” sorusunu getirdi. Eğer yalnızca hormonlar ve nöral yollarsa olay, durum pek de öyle gözükmüyor çünkü.

Bu arada ben de @makisekurisuu’ya katılıyorum bu soruda; aşkın sonucunda yaptığımız/yapacağımız hataları toplum biraz daha normal karşılıyormuş gibi geliyor bana. Aşk Cinayeti diye bir kavram vardı yakın zamana kadar. -Ki hala kullanıldığını da biliyorum.- Aşk ve cinayet, yan yana. İlginç bir kombin değil mi? Aşk bazı zararlı şeyleri meşrulaştırıyor, bize cesaret veriyor. O cesaretle ne yapacağı da insana kalıyor. Yukarıda da dediğim gibi sevgisi/aşkı niteliksizse olmadık sonuçlar doğabiliyor. Benim anlamadığım sevgimizi nitelikli kılan şeylerin bize öğretilip öğretilmediği… Bunu direkt eğitime bağlamak istemiyorum açıkçası. Siz ne diyorsunuz?

:cherry_blossom:

Bu arada aşırı iyi sohbet oluyor, sizleri seviyorum. :heart:

Bakın yine duramadım işte bhgfahaf


(Sapere Aude!) #1347

Bana da yazarken çok ilginç geldi.

Katılıyorum ve artırıyorum. İnsan, biyopsikososyal bir varlık olmanın ötesinde bir şey. Bir aktör, özne, eyleyen vs. Ne kadar ilerlersek ilerleyelim, insanın her zaman bir şekilde gizemini koruyacağına inanıyorum.