Felsefe Kulübü - La Scuola di Atene


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1532

Belki de bir insana yapılabilecek en korkutucu şey olabilir:


(⏬) #1533

Sadece iyi, kötü, doğruluk, dürüstlük gibi kavramların insan ürünü olduğunun kabul edildiği bir düzlemde böyle? Bunların evrim ürünü değil, Tanrıdan gelen, Tanrının insana öğütlediği değerler olduğunun kabul edildiği bir düzlemde (Teizm) her ne kadar bu durumda da tanrı bir şeye zorunlu olmasa da, bu kavramlar onun için bir anlam ifade ediyor ve sözünü tutmamak gibi bir durum onun için de ‘‘kendine yakışmamak, aldatmak’’ gibi anlamlara geliyor. Yani dine iman edip Allah’ın bizim değer yargılarımızın üstünde olduğu için sözünü tutmamanın onun için bir anlam ifade etmediğini söylemeyiz çünkü bunlar beşer kaynaklı değil Tanrı kaynaklı değerler oldukları için, bunlara riayet etmesi için ona güvenebiliriz.


(Berk Kaynak) #1534

Tanrının öğütlediği kurallar tamamen insanların iyiliği için değil mi? Toplumsal yaşam için gerekli olan ahlak kanunlarını öğütleyerek insanların daha iyi yaşamasını sağlıyor. Kutsal kitaplarda da birçok kez tüm öğütlerin insanlığa fayda sağlaması için verildiği yazıyor zaten. Onun için bir anlam ifade ettiğinden dolayı değil, yarattıklarının potansiyellerini sonuna kadar kullanabilmeleri için belli başlı ahlak kanunları öneriyor gibi geliyor bana. Yani tanrı kaynaklı dahi olsa beşer sonuçları ve beşer sebepleri olan kanunlar. Bu bakımdan yine onun için bir anlam ifade etmeyecektir muhtemelen. Yine aynı şekilde yaşarken potansiyelimizi en üstte kullanmamızı isteyip ölüm sonrasında kararlarından vazgeçebilir.


(♫) #1535

Bu kurallar insanlığın iyiliği içinse ve insanlar potansiyelini aştıysa, Tanrı’nın bu kuralları yenilemesi gerekmez mi? Ya da bu kuralları yenilemeyi insanlığa öğütlemez mi? Tanrı insanların potansiyelini aşmasını öngörememiş olması mümkün mü?


(i) #1536

Onun için bir anlam ifade etmediğinden nasıl emin olabiliyoruz ? Nihayetinde yaratıcı bizlere öğüt ve emirler veriyor ve kendisini de bunların doğrultusunda bir mükemmelliyete konumlandırıyor: Her şeye gücü yeten, sonsuz merhametli, sonsuz bağışlayıcı, sonsuz adaletli, kötülüğü cezalandıran, iyiliği ödüllendiren…Ve aynı yaratıcı ahiret gününün geleceğini söylüyor. Böyle bir yaratıcıya ve ilahi metinlere inandığını söyleyen bir insanın aynı zamanda yaratıcının sözünden döneceği ihtimalini varsayması bana pek tutarlı gelmiyor.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1537

Hayır, Tanrı’nın iyiliği istemesi iyiliğin ondan gelmesi veya Tanrı’nın insani anlamda iyi olması gerekliliğini sunmuyor. Ahlak toplumlara, türünden birden fazla olan varlıklara geçerli bir şeydir. Ehad olan, Muhalefet’ün lil-havadis olan bir varlık herhangi bir toplumun parçası olamayacak eşsiz bir varlık olduğuna göre ahlaki kriterlerle yargılanmasında bir mantık göremiyorum.

Teistik bir bakış açısı bunların evrim ürünü olması önünde bir engel değil bence.

Bu kurallar insanlığın iyiliği için değil, toplumların iyiliği için. Elbette teferruat kısmı yüksek oranda yorumlanabilir -ki bu Kur’an’ın yapısı ile ilgili ateistlerin en çok şikayet ettiği iki durumdan biridir (öbürü yorumlanabilir olmaması)- nitekim Charles Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında yer yer gözlemlediği (gözlemlemek çok doğru bir tabir değil ama “tespit” kelimesini de çok kullanmak istemiyorum) gibi, bu kavramlar, ahlak, insanlarla sınırlı değil, aynı temel ilke ve mekanizmaları, çok büyük farklılıklarla ve yer yer daha sofistike, yer daha az sofistike bir hâle gelerek evrim ağacında gözlemleyebiliyoruz.
İnsani kelimesini çok kullanıyorum ama bu da olimpiyatlara “evrensel” demek gibi bir şey. Homosentrik bir bakış açısı belki de.

İnsanların potansiyeline ulaşmasını istemesi ve buna göre yargılandıracak olması (hep söylediğim üzere, Tanrı’nın ölçeği tek ayak üstünde zıplamak da olabilirdi, Tanrı’nın eksternal bir motivatörü yok) kendisinin de bu değerlerle yargılanabilir olduğu anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kendisi sözlerini tutacağını da söylüyor ve adil olduğunu da söylüyor, kendi söylediklerine göre bunları konuşmaya gerek yok ama dediğim gibi:


(halı, kilim, travel) #1538

Hep yokoluşumuzu konuşmuşuz. Benim nedense pek dert ettiğim bir mesele değil. Ama varoluşumuz çok kafamı kurcalıyor. Sizce neden varız? İnsanın varoluş sebebi ne?


(Umur) #1539

Bir sebebi olması gerekmiyor, beni rahatsız eden bir soru da değil açıkcası, herkes kendi varoluş sebebini yaşarken seçer, başarır veya başarısız oluruz, sebep değişir, devam ederiz.


(halı, kilim, travel) #1540

Varoluşumuzu kendimiz belirleriz çok güzel bir açıklama ama ben daha absürdist bir açıdan bakıyorum duruma.


(İbrahim Korkmaz) #1541


(halı, kilim, travel) #1542

Tam olarak böyle değil ama yeterlerli fizik bilgim yok açıklamak için. Onun dışında gerçekten çok güzel bir teistik açıklama ama Tanrı’nın hiçbir şeye ihtiyaç duymama özelliğiyle çelimiyor mu?

Buraya tam olarak katılamıyorum çünkü bence bu tür varlıkların varoluşunu insan belirler. Evcil hayvanın varoluşu insana refakat etmek, yeri geldi mi beraber ava çıkmak yeri geldi mi çobanlık yapmaktır. İnsan etkileşime girdiği tüm varlıklara bir varoluş yükler.


(İbrahim Korkmaz) #1543

Hayır. Tanrı var oluşunun anlama ihtiyacı olduğu için değil İSTEDİĞİ için bizi yarattı diye düşünüyorum.


(Berk Kaynak) #1544

Benim görüşüme çok yakın. Bir sebebi olsun veya olmasın, herkes kendi "ikigai"sini kendi belirliyor. Reason of being. Sabahları yataktan çıkaran güç. Bu varoluşun sebebini araştırmak da olabilir, çok daha basit şeyler de. Yine de, kendi sebebimizi kendimiz de yaratıyor olsak, hiç çıkamadığımız bir döngüdeymişiz gibi gelmiyor değil bazen.

Peki, herkesin kendi varoluşuna bir sebep bulduğu düşüncesi üzerinden gidersek, dünyadaki birçok insan kendi varoluş sebebini kendisi belirlemiyor. İnandıkları dinler, takip ettikleri ideolojiler bile bir noktada kendi seçtikleri, irade kullandıkları değerler değiller. Toplam nüfusa oranla az insan, hayatı kendi mantık süzgecinden geçirerek bu hayata bir değer, bir düşünce atfediyor. Peki sizce herkes kendi iradesiyle bir seçim yapmak zorunda mı? Yalnızca verilen hayatı yaşamak ve hiçbir şey yapmamak varoluş sancısı için yeterli mi? Ubermensch kavramı cidden var mı?


(İbrahim Korkmaz) #1545

Eğer aile gibi dış etkenler tarafından zorlanmıyorsa, bu da özgür iradeyle verilmiş bir karar zaten.


(Berk Kaynak) #1546

Maalesef. İradeyi kullanmak yalnızca dış etken tarafından zorlanmakla engellenen bir şey değil.


(halı, kilim, travel) #1547

İnsanın herhangi bir şeyi yapmak istemesine temelde bir ihtiyaç neden olmaz mı? Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yapmayan insan delirir. Dolayısıyla insan beyninin sürekli bir şeyle meşgul edilmesi lazım. Bir şey yapmak istememizin en temelde bu meşgul olma ihtiyacından kaynaklandığını düşünüyorum. Aslında bunun da altında akıl sağlığımızı koruma ve yaşamımızı sürdürme gereksinimleri yatıyor.


(İbrahim Korkmaz) #1548

Hmm, o zaman burada kişilik olarak Tanrının insandan ne kadar farklı olduğunu sorgulamalıyız.


(Berk Kaynak) #1549

Bu baya humanized bir tanrı olmuş. “Ne kadar ilahi olursan ol” cümlendeki ilahiliği tam olarak anlayabildiğini zannetmiyorum. Değer, anlam dediğimiz şeyler bizim belli başlı olgulara yüklediğimiz kavramlar. Bu olguları dahi yaratan ve yaratılmamış bir varlığın herhangi bir değere ve anlama ihtiyacı yok. Audo’nun söylediği “Onun için yapmak ve yapmamak arasında bir fark yok.” cümlesi durumu çok daha iyi açıklıyor.


(İbrahim Korkmaz) #1550


(halı, kilim, travel) #1551

Gittikçe ilginçleşiyor.