Felsefe Kulübü - La Scuola di Atene


(İbrahim Korkmaz) #1592

Eğer insanın yaptığı her şey bilinçli veya bilinçsiz olarak hem maddi, hem manevi, hem de sosyal çevre açısından yaşayabileceği “en iyi” hayatı yaşamak içinse, karşılıksız iyilik ve sevgi diye bir şey gerçekten var mı?

Mantıklı mı bilmiyorum sorduğum şey :stuck_out_tongue:


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1593

Bence yok.


(İbrahim Korkmaz) #1594

Vay be. Tüm hayat instagram gibiymiş. “VAR YA HAYATTA KİMSEYİ SEVMEYECEKSİN! KİMSEYİ, SEVMEYECEK, DEĞER VERMEYECEKSİN!!!” :stuck_out_tongue:


(Berk Kaynak) #1595

Bence iyiliğin temeli ve olması gereken özü bencilce bir yaklaşıma dayansa da her şey doğasından sapıp bozulma yaşayabiliyor. Bu durumda iyiliğin karşılıksız olabilmesi de bir tür bozulma olarak zuhur edebilir insanlarda. Yani olması gereken olmadığı vakit, belki delice ve psikotik bir biçimde yalnızca ve yalnızca karşındaki insanın iyiliğini düşünebilirsin. Of course, only in some special occasions.


(i) #1596

Bence de yoktur. Her eylem, davranış veya tavır irili veya ufaklı bencil amaçlar içerir.
“Bencillik insan doğasının kökü öylesine derinlerde bir özelliğidir ki, bireysel bir varlığın faaliyetinin tetiklenebilmesini açıklamak için, bencil amaçlar kesinlikle güvenebileceğimiz biricik amaçlardır.”


(Umur) #1597

Dawkins’in de diyebileceği gibi, hayır.


(İbrahim Korkmaz) #1598

Tanrının bile kendine tapması için uğruna insan yarattığı bireysellik ve kendini özel hissetme duygusu, overall tek nihai güç olabilir mi varoluştaki?
"Ben, gizli bir hazineydim, bulunmak istedim.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1599

I do not think so.


(Umur) #1600

Müslüman değilim ama konuya atlamak istiyorum, yanlış bir yorumlama söz konusu bence. Ben cümleye baktığımda insansı bir takdir isteği değil de aksine aşırı insan dışı, aşırı gerçekçi bir anlam görüyorum. Farklı açılardan bakmak lazım bu tür kitaplara.


(İbrahim Korkmaz) #1601

*Tür.

Farklı bakış açıları duymak için bu başlığa soru soruyorum genelde :slight_smile:


(Umur) #1602

Hepimiz öyle yapıyoruz İbrahim, sen bir de bizim Altın Çağımızı görseydin…

Genel Anket Koridorundan falan topluyorlardı bizi…


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1603

Bu Kur’an’da geçen bir şey değil zaten ama daha öncesinde yazdığım yazılardan birinde Tanrı’nın bir şeyleri yaratması için iki olasılık belirtmiştim. Onlardan bir tanesi de belki Tanrı’nın varlığının gerçek anlamda gerçek olması için (veya herhangi bir şeyin gerçek anlamda gerçek olabilmesi için) başkaları tarafından algılanması gerekmesi idi.
Yani ormanda bir ağaç düşerse ve onun sesini duyabilecek hiçbir şey yoksa o ağaç gerçekten ses çıkarır mı meselesine çıkıyor.

Ben olayı yine bir gereksinime bağlamıyorum. Tanrı’nın böyle bir şeye ihtiyacı yok bence.

Ama bir düşünce olarak olabilir.


(İbrahim Korkmaz) #1604

Çok… fazla… devrik… cümle…


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #1605

Farkındayım. Ama gerek yok bence. Bir tane var zaten, düzeltirsem tek bir yeri düzeltirim.


(Wet Meatball) #1606

Çok fazla yabancı dilde(benim için İngilizce) içerik tüketiince oluyor böyle.Mesela ben farkında olmadan Özne-nesne-yüklem-zarf yapısında cümleler kuruyorum bir süredir.
Bu Servetifünun dönemi sanatçılarında çok görülen bir şeydir.Onların da yazdıkları eserlerin cümle yapıları birebir Fransızca’nın cümle yapısına benzemektedir.


(Cem Ekiz) #1607

Bugün yine ciddi ciddi konularla geldim. Savulun muhit :slight_smile:

Öncelikle arka plan müziğimiz için:

Rock&Metal Sahnesi 🤘

Barda filmini yakın bir zamanda tekrardan izledim. Burada bir süre önce yapılan Ezhel’in tutuklanması tartışması ve daha da öncesinde “özgürlük” üzerine gidip durduğum kimi düşünceler; bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Öncelikle filmin oyuncuları ve yönetmeniyle yapılan bir röportajı alıntılayalım:

Summary

O zaman niye diyelim, son 10 yıldır hayvani güdülerini daha zor bastırabiliyor insanoğlu? Başından beri hayvan değil miydik?
Hakan B.: İşte o zaman bu çok güzel bir soru olur. Bu projenin içinde yer almamın nedeni, Serdar Akar’ın bunun cevabını vermek değil, ama bunu sordurmak istemesidir. Gerçekten ‘Son zamanlarda hayvani şiddet neden arttı?’ sorusunun cevabı psikologlarda, sosyologlarda olabilir.
Nejat İ: Kapitalizm!
Hakan B.: Sanatçılarda cevap yoktur, tabii politikacılar…
Nejat İ.: Kapitalizm!
Hakan B.: Ya tamam tabii ki kapitalizm de…
Nejat İ.: Çünkü o yavşakların hepsi mallarını satmak için insanların dürtüleriyle oynadı. Oynaya oynaya manyak ettiler insanları.
Volga S.: Ama bu ülkeye sosyalizm de getirsen halk bunu yediremez kendine. Kapitalizm İsviçre’de, Belçika’da sorun yaratmıyor, ama geri kalmış ülkelerde psikopatlar türetiyor.
Hakan B.: Amerika’da türetmiyor mu?
Volga S.: Türetiyor da Hakan abi, Amerika dış siyaseti zaten saldırma üzerinden kurduğu için, bireylere de bu özgürlüğü veriyor. O yüzden silahlanmak kolay orada.
Serdar O.: Ama şu tipte insandan, şu sınıftan psikopat çıkıyor diyemiyoruz ki. İnsanların nereden patlayacağı belli değil ki! Bunun aslında adalet sistemiyle de bağlantısı var. Yaptığının neye mal olacağını bilse belki durabilir. Bu teşhir edilse, insanların kafası aydınlanabilir.
Nejat İ.: Hep diyorlar ya, III. Dünya Savaşı ne zaman diye… III. Dünya Savaşı oldu bitti. Savaşın etkileriyle, yaralarıyla uğraşıyoruz şu an. Bu psikolojik bir savaştı. ‘Just do it’ sloganı, bilmem ne bombasından daha etkili aslında. Ya da ‘yüreğinin götürdüğü yere git’ lafı alev makinesinden daha tehlikeli. Canının istediğini yap, içindekini dinle, bunlar çok tehlikeli silahlar. Dürüstlük kisvesi altında her istediğini yapamaz insan, yapmamalı da. Beraber yaşıyoruz şurada. Beğen beğenme, biz çok saygılı insanlardık, beraber yaşamayı bilirdik. Ben 35 yaşındayım, ama dayanışma diye bir şey gördüm. Kimse aç kalmazdı.
Erdal B.: Eskiden ortadirek var derdik, ortadireğin ortadan kalkmasıyla büyük bir uçurum oluştu. Birileri çok yüksek bir seviyede yaşıyor, alt tabakadaki insanların büyük bir özlemi var. Bu özlem, önce öfkeye, sonra şiddete dönüşüyor. Serdar bunu çok iyi gözlemlemiş ve yansıtmış

Ben bu konuda Nejat İşler’in çıkışını haklı ve doğru görüyorum ama sorunu “kapitalizm” diye kestirip atmak biraz kolaya kaçmak gibime geliyor. Çünkü ortaya tutarlı bir çözüm getiremiyor. Sosyalizm yıkıldıktan sonra ortaya çıkan eski tüfek toplumlar, bu konuda bizi bir noktaya götürmüyor çünkü. Sizin düşünceleriniz neler bu konuda?


(Berk Kaynak) #1608

Çok ucu açık bir röportaj olmuş. “İnsan her istediğini yapamaz.” cümlesi sınırlayıcı bir cümle olmasının yanında çizdiği sınır da belli değil. Bu tarz bir anlayışla devlet gibi bünyeler çizgiyi istedikleri yere çekebilir. Bana kalırsa özgürlük, özgürlüğün devasa bir sorumluluk getirdiğinin farkında olan bir toplumda; sanat, bilim gibi ötesi görülemeyen ve etkisi büyük olan alanlarda sınırsıza yakın ama belli prensipler bütünüyle izlenebilen bir kavram olmalı.

Edit: Bu arada her şeyin suçlusunun kapitalizm olarak görülmesi beni inanılmaz baymış durumda. İnsanları derin düşünmeden uzaklaştırıyor gibi hissediyorum.


(Cem Ekiz) #1609

Ekonomik şartların bunda etkili olduğu su götürmez bir gerçek. Aslında Nejat İşler’in söylemi çok sığ; ama röportajın sonunda Erdal Beşikçioğlu’nun sözü, durumu açıklar nitelikte:

Eskiden ortadirek var derdik, ortadireğin ortadan kalkmasıyla büyük bir uçurum oluştu. Birileri çok yüksek bir seviyede yaşıyor, alt tabakadaki insanların büyük bir özlemi var. Bu özlem, önce öfkeye, sonra şiddete dönüşüyor.

Buradan bakınca durum bir tezat teşkil ediyor gibi görünüyor. Çünkü bir yandan “Özgürlüğün sınırı çizilemediğinden sorun yaşanıyor”, bir yandan “Özgürlükler tabana yayılamadığı için sorun yaşanıyor” ikilemi doğuyor. Aslında her ikisi de doğru. Olaya hangi sınıf açısından baktığına göre değişir.

Burada bir toplumsal çözülmeden bahsediyoruz aslında. Alt sınıflar açısından bakarsak (ki Barda filminin konusunu ettiği olay ve Ezhel örneklerinden gidersek) gerçekten de o "refah devleti"nin zerresi oralara erişemiyor. İnsanların tek dayanak noktası içgüdüleri oluyor. Bir de üst sınıflardan bakalım: İşte burada özgürlüğün sınırlanması sorunu ortaya çıkıyor. Sen biraz eleştiriyorsun ama dostum, insaf et, kız çocuklarının siyasetçilere orospu olarak pazarlandığı bir memleketten bahsediyoruz.


(Berk Kaynak) #1611

Burası daha rahat oldu. :slight_smile: Aslında bu dediğin bana Nietzsche’nin tanımladığı “slave-master morality” ikilemini hatırlattı. Köle ahlakına göre alt kademe insanlar güç sahibi insanların ellerindeki fırsatlara ulaşamayacağını düşündükleri için o fırsatları ahlaksız, kötü veya suçlu bir şekilde tanımlamaya başlıyor. Bu köle ahlakı ise günümüzde köle kalmasa dahi modern toplumun her kademesine kadar sirayet ediyor. Burada söylenen alt kademedeki insanların öfke ve şiddetle karşılık verme olayı çok doğru. Bu bana bu tarz bir ahlak anlayışının bir karşılığı gibi geliyor. Yine de bir kesimin ezilmişliği özgürlüğü kısıtlayıcı ahlak anlayışının doğru olduğunu göstermiyor. Yalnızca çaresizlerin güce karşı oluşturdukları bir tepki olarak kalıyor benim nezdimde.

Bu konuda Nietzsche hep yanlış anlaşılmış bir filozof olmuştur. Ahlakı tamamen ortadan kaldırmak istemez aslında. Ortadan kaldırmak istediği şey ahlak kavramı değil, bu tarz tepki olarak doğmuş ve insanları yanlış yerlere sürükleyen köle-efendi ahlak sistemidir.

Bu arada sonuncu dediğine gelince, bu başkalarının özgürlüklerinin kısıtlandığı bir noktaya dayanıyor. Evrimsel olarak baktığımızda başkalarının hayatlarını kısıtlıyor olmak en temel ahlaki bozulmadır zaten. Bu sebepten üst kademenin bu davranışlarından bir özgürlük olarak bahsedilemez.


(Cem Ekiz) #1612

Eğer olaya ekonomik şartlar açısından bakıyorsak gayet özgürlük olarak bahsedilebilir. Şöyle: Ben bir insan olarak benden daha iyi durumdaki insanların yaşam tarzlarını görüyorum ve onlara özeniyorum. Diliyorum ki benim de böyle bir yaşantım olsun. Bu durumda belirli ahlaki çöküntülere giriyorum. Buna bahsettiğim durum da dahil. Piyasa serbest, “alan razı, veren razı”. Öyleyse gayet özgür bir durum var ortada.