Hikayeleri Yeniden Yorumlama Yayınevi


(Salih Alp Gökçek ) #506

Beğenmene çok sevindim, ben teşekkür ederim :wink:


(Sapere Aude!) #507

Çok güzel düşünülmüş, çok güzel yazılmış. Tebrik ederim, çok sevdim.


(Salih Alp Gökçek ) #508

Senden bunları duymak daha çok sevindirdi beni, ben çok teşekkür ederim :wink:


(.) #509

Çok geriden geliyorum ama hepinizin hikayesi ayrı güzel olmuş, hepinizin eline sağlık. Bayılıyorum yazdıklarınızı okumaya :innocent:


(sergen) #510

eline sağlık salih enteresan bir hikaye olmuş :wink:


(Volkan Şahin ) #511

@boklukirpi @Fransuva Çok güzel olmuş yazdıklarınız, elinize sağlık.


(Burak Demirci) #512

konuyu yeni gördüm, zaten buralarda da yeniyim, başlığı baştan okuyup sizi yakalamaya çalışacağım, umarım 1-2 katkıda bulunabilirim, saygılar


(Geek Velet) #513
                                                                                             EPİSODE VII

İmparatorluk Asiler tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra,Luke Mara Jade adlı bir korsanla evlenmiştir. Luke,Mara ve bebekleri Galaksinin öbür ucuna seyahat ederken gemileri korsanlar tarafından tuzağa düşürülmüştür. Luke yaralı Mara ve bebeği kapsüle attıktan sonra tuzaktan kurtulmuştur,ancak Mara ve Bebeklerini Bir daha görmemiştir.
Bunlar olurken karanlık taraf boş durmamış,kendine yeni bir müttefik kazanmıştır. Kylo Ren. Kylo Ren’in ustası Snoke’un emrindeki First Order Cumhuriyeti yıkmak amacıyla yola çıkmıştır.Cumhuriyet ilk başta bunu bir tehdit olarak görmemiş ve sistemler kaybetmiştir. Ancak sonunda Cumhuriyet durumun ciddiyetinin farkına varmış ve First Order’ı devre dışı bırakmak için General Organa önderliğinde kurulan Direnişe yetkiyi vermiştir.General Organa First Order ile olan mücadelede saflarına Güce hakim birini katmak için em cesur Pilotunu gizli bir göreve göndermiştir….

Luke Darth Vader’ın nefes alışını kulağında duyduğundan emindi.DARTH VADER’IN. İçinde iyilik kırıntısı bile olmayanın. O babası değildi.Karanlık taraf gittikçe güçleniyordu,ona da emindi ancak aydınlıkta da bir uyanış vardı,buna emindi,ancak bir uyanışın olduğunu hisseden bir tek o değildi.
Snoke :Aydınlıkta Bir uyanış oldu, hissettin mi?
Kylo Ren: Evet Usta
Geminin iniş sesleri duyulur.Snoke ile iletişimi kesen Kylo Ren’in gemiden inişini görürüz. Stormtrooperlar köyü Kylo Ren gelmeden katletmişti bile.
Kylo Ren: Burada
Der ve havalanan bir X-Wing görülür,ancak X-Wing uzaktadır,Stormtrooperların farketmemesi normaldir. Ren elini açarak X-Wİng’i işaret eder.Güç ile durdurmaya çalışır. Ancak şimdiki gücü bunun için yeterli değildir. X-Wing’in içinde de bir zorlanma olmuştur ancak yine de kalkış başarılıdır.
BB-8:Beep sesleri
Poe: TIE’lar geliyor.
18 TIE’dan kurtulamayacaklarını biliyordu Poe ne kadar iyi bir pilot olsa da. Teslim olmaya karar verdi ancak sinyal bozucuları çalıştırarak BB-8’i bırakarak gitti. Poe yakalandı ve Kylo Ren’e teslim edildi.
Ren: O nerede?
Poe’nun içi korkuyla dolmuştur ancak Kylo Ren’e boyun eymemekte kararlıdır. Ren soğuk ve ürkütücü sesiyle tekrarlar.
O nerede?
Kylo Ren Lightsaberını açar ve iki uçlu kısmını omzuna yavaşça yaklaştırır Poe’nun.
Poe acı içinde feryat eder. Kylo Aynı zamanda Force ile işkence eder ona köyün ortasında.
FN-2187 bunlara birçok Stortrooperla birlikte şahit olur. Bundan birkaç dakika önce eğitildildiği şeyi ilk kez yapmıştı.Öldürmek. Ancak içini bir düşünce sarar.Yaptığı şeyin yanlış olduğu düşüncesi. FN-2187 daha önce hiç tatmadığı bir duyguyu da tatar bu düşünceyle birlikte.Pişmanlık.
Poe bütün bu işkenceden sonra sonunda itiraf eder.
Kylo Ren: Şimdilik alacağımızı aldık. Daha çok şey biliyor olabilir. C aptain Phasma onu sorguya çek Direniş ile ilgili.Şu an zayıf daha kolay itiraf edecektir. Öldürmeyin,ŞİMDİLİK.
FN-2187 Daha fazla insanın ölmesine göz yummak istemiyordu…
Phasma onu Droidi aramaya bir birlikle gönderir.

Luke odasında Gücün uyanışını düşünürken içeri Leia girer.
Luke:Hissettin mi?
Leia cevaplamak istemez.
Luke: Eğer zamanında eğitimi kabul etseydin-
Leia’nın gözlerinden bir damla yaş akar.
Luke:Özür dilerim,seni üzmek istememiştim
Leia:Haklısın,Han’ı koruyabilirdim, eğer öğrenseydim.
Luke: Snoke’un verdiği pis görevlerden biriydi. Hem pes etmemen gerek. Eğitim almamış olsan bile,kendini kötü düşüncelerden arındır. Pes etme. Eğer zamanında İmparatorluk karşısında pes etmiş olsaydık…
Leia:Biliyorum.
Leia için zaten zor bir gündü. Fandomheid gezegeninin senato temsilcileri gezegenlerindeki iç savaşa Cumhuriyet müdahale etmiyor diye protesto çekmişti.

Rey’i görürüz. Bir star destroyerın içinden parçalar toplamaktadır. Parçaları toplarken gerçekten iyi bir parça görür. Günümüzde bile çok iyi para edecek bir parça. Onu yerinden çıkarmak için malzemeleriyle çalışır. Belki uzun belki kısa bir süre sonra başarır. Aşağı doğru halatıyla iner. Çıkışında Star Destroyer’Inda aşağı kayar altlıyığıyla. Aracına biner. Onu aracı sürerken uzaktan görürüz. Unkar Plutt’tan alacağı kadar. Aslında hakettiğinin çok daha azını alır. Yemeğini pişirir ve yer küçük bir geminin içinde oluşturduğu evinde. Ardından kaskını takar ve sonsuzluğa doğru bakar.
FN-2187 ve içinde bulunduğu grup droidi aramaya devam ederken FN-2187 bir BB ünitesi sesi duyar. Tam da bildirildiği gibi. Droidi arayan Trooperları izleyen phasma sorar.
Captain Phasma: Bir sorun mu var FN-2187,hareketli duruyorsun.
FN-2187: Hayır efendim aramama devam ediyorum.
Der,ardından sese yönelir. İyi ki bir binanın arkasındadır BB-8.En azından Trooperların göremeyeceği bir binanın.
FN-2187: Sessiz ol. Duyacaklar
BB-8 korktuğunu belirtir çıkardığı sesler ile.
FN-2187 Maskesini çıkarır
FN-2187: Sana yardım etmeye çalışıyorum,ses çıkarırsan herkes kaybeder.
BB-8’İn güvenini biraz da olsun kazanmıştır. Ona POE’dan bahseder BB-8 adlı droid.
FN-2187: Biliyorum,hayatımı riske atacağım senin için,ancak böyle yaşayacağıma ölürüm, efendini getirmek için elimden geleni yapacağım.
Der,ancak yalan söylüyordur,BB-8 için geri dönmeyecektir,ama BB-8’in içinde bulunan (dijital)haritayı alır.

İletişim odasında
Snoke: General,çok kritik bir görev için saygın bir gezegen olan Fndomheid’a gideceksin.Gezegenlerinde iç savaş var ve Cumhuriyet onlara yardım edemiyor. Onları First Order’a katmalısın. Ancak,bu iş kesinlikle güç Kullanılmadan yapılmalı,düşmanımız olsunlar istemeyiz.
Hux: Emirlerinize sonsuz itaatımdan dolayı emrinize karşı gelemem efendim. Makul bir anlaşma ile onları First Order’a katacağım.
Snoke: Güzel

Rey ,elindeki değerli parçaya bakar.
Rey: Yarın önemli ,yarın Mos Eisley yollarına düşeceğiz. Burada senin değerini karşılayabilecek canlı yok.
Evinden ilk kez o kadar uzaklaşacaktı Rey,daha önce hiç kasaba dışına çıkmamıştı. Tatooine’in öbür ucuna gidecekti. Ama alacağı paraya değerdi.

FN-2187 Star Destroyer’ın içinde yürür elinde Blaster’ı ile. Poe’nun olduğu Hapisane bölümünü gelir.
FN-2187: Ren’in Emirleri,mahkumu, 8 numaralı hapishaneye aktarmama gerek.
Stormtrooper: Öyle bir bilgi gelmedi elimize.
FN-2187:Ren emirlerine karşı geldiğini unutmayacaktır.
Stormtrooper zindanın kapısını açar ve Poe’yu FN-2187’ye teslim eder.
FN-2187 Poe’nun kulağına sorar,
TIE Fighter uçurabilirmisin?
Poe: Ne?
FN-2187: Seni kaçırıyorum.
Der ve bir anda karşılarına General Hux çıkar.
Hux: FN-2187, bu mahkum ile ne yapıyorsun.
FN-2187: 8 Numaralı hapishaneye aktarıyorum mahkumu.
Hux: Kimin verdiği yetkiyle.
FN-2187: Kylo Ren’İn verdiği yetkiyle.
Hux: Şu başına buyruk…
FN-2187 yürümeye devam eder.
FN-2187: Sorumu tekrarlıyorum TIE Fighter uçurabilir misin?
Poe: Her şeyi uçurabilirim. Adın ne?
FN-2187: FN-2187.
Poe: FN-2 ne? Finn desem olur mu daha kolay.
FN-2187: (Düşünceli bir şekilde)Finnnnnn,Finn,ben beğendim,olur,ben Finn’im.
Hangara varırlar.Hangar çok büyük olduğu için dikkat çekmeden bir TIE Fighter’In içine rahatça girerler.
Finn: Sessizce kalkmalıyız,çünkü Kylo Ren’in bir TIE’ı belirli bir mesafeden durdurabildiğini duymuştum.
Poe: Onun hakkında birçok dedikodu duymuştum ama bu,bu başka bir şey.Abartıyor olmalılar.
Der ve kalkış yaparlar.
Hangarın kontrrol merkezinde:
Onbaşı:Efendim,izinsiz bir TIE Fighter kalkış yapıyor.
Kumandan: Köprüyü kapatın.
Köprü kapanmaya başlar.Ancak çıkmayı son anda başarırlar.
Poe ve Finn aynı anda: Vuhuuu!
Belki de sevinmek için erkendi. Çünkü arkalarından TIE Fighterlar gelmeye başlamıştı.
Finn: Hyperspace’e çıkman lazım.
Poe: Çok riskli ama çıkmazsak da kül olacağız.
Der ve birkaç tuşa basar ve aygıtları çeker.
Poe: Hadi ama. Bu TIE’lar düşündüğümden daha karışık.
Finn diğer TIE’Ları TIE’ın Blaster ı ile savuşturmaya çalışıyordu.
Minik bir kaçış. Ardından Poe Hyperspace çıkmaya başarmıştı.Küçük bir sevinç dalgası daha kaçak TIE’In içinde.
Poe: Sence artık rahatlayabilir miyiz?
Finn: Evet,en azından nefes alabileceğimize eminim. Poe,sana Poe diyebilrim dimi?
Poe: Tabii,sorun olsa bile şu an tartışılacak bir şey olmazdı.
Finn: Peki galaksinin neresine gidiyoruz?
Poe:Hiçbir fikrim yok.

General Hux’ın Fndomheid’a gemisiyle iner. Gezegendeki yönetimin askerleri direk Blaster’larını doğrultur.
Hux: Size yardım için geldik, başbakanınız ile görüşmek isterim. Aksi taktirde First Order gezegeninizdeki İsyan’a tam desteğini sunacaktır.
Hux’ı başbakanın odasına buyur ederler. Hux Başbabakana dijital bir anlaşma uzatır. Başbakan bir süre bakar anlaşma şartlarına.
Hux: Şartlarımız açık gördüğünüz gibi, siz diğer gezegenleri bizim birliğimize katın,biz de sizin gezegeninizdeki savaşı bitirelim.

Destroyer’ın içinde bir kargaşa vardır. Kylo Ren sinirlidir. Bir Stormtrooper gelir.
Stormtrooper: Efendim,Supreme Leader Snoke sizle bağlantı kuruyor.
Kylo Ren İletişim Odasına girer. Diz çöker Ustasının ve Efendisinin karşısında.
Snoke: Beni hayal kırıklığına uğrattın,Pilot senin sorumluluğundaydı.
Kylo Ren: Özür dilerim efendim,sizi hayal kırıklığına uğratmamalıydım.Adamlarıma onları takip ettiriyorum.
Snoke: Bir başarısızlık daha istemiyorum. Yoksa görevi General Hux’a veririm.
Rey,yolculuğa çıkmak için küçük kasabaya gider. Çünkü onun aracı öyle bir yolculuğu kaldıramazdı.Kasabada herkese bir şekilde yolculuk da ayarlayan köle satıcısı Sato’ya gitti. Yanına ona güven versin diye kaskını da almıştı.
Rey: Mos Eisley’e gitmem lazım.
Sato: Elinde ne var.
Rey: Hiçbir şey.(aslında aracı var ama aç kalmamak için onu evinde bırakmıştı.)
Sato: Sana hiçbir şekilde yardım edemem.Git yoluna.
Rey: Lütfen buna ihtiyacım var.
Rey’i üzüntü ile bir öfke de sarmıştı ama öfkesini belli etmemeye çalışıyordu.
Sato eliyle bir iki işaret yaptı. Rey’in etrafını birkaç canlı sardı.Belli ki Rey’i köle olarak satmak istiyordu. Rey yalnız yaşadığı onca yıl boyunca kendini korumayı öyle ya da böyle öğrenmişti. Sopasını birine savurdu. Diğerine ayağıyla tekme attı. Bir tanesi Rey’i belinden yakaladı. Başka bir tanesi de eline kelepçe taktı Rey’in.
Sato eliyle Rey’in yanağını şeytanice okşadı.
Sato : Güzelsin,iyi para edersin. Mos Eisley’e gideceksin,ama ürün olarak. (adamlarına)Üstünü arayın,kimse bir şey satmak dışında kolay kolay buradan ayrılmaz.
Rey’in üstünde parçayı bulurlar ve alırlar. Rey ağlamaya başlar.
Rey: Hayıır,hayııır(diye sessizce ağlar)

Finn ve Poe Hyperspace’den çıkar.
Poe: Finn,Droidim nerede biliyor musun?
Finn: Evet,onu buldum ve içinden haritayı aldım.
Poe: Niye onu almadın?
Finn: Bütün filo o droidi arıyor,o riski alamazdım.Aramasalar bile,hiçbir droid o kadar değerli olamaz.
Poe: Türünün tek örneğiydi. (gözü biraz sulanır.çünkü BB-8 ile ne maceralar atlatmıştır) Neyse,sıkı tutun,iniş yapıyoruz.

Captain Phasma’nın birliğinden bir sürü Stormtrooper, bir yerde toplanmıştır. BB-8’in etrafında. Tabii ki BB-8 kaçmaya çalışmıştır ama Blaster’ın sistem kapatıcı moduyla etkisiz hale getirmişlerdir. Database’ini taramak için merkeze götürürler.

Rey’i görürüz, Mos Eisley’e giden aracın içinde üzgün bir şekilde. Sonra aracın durma sesi.
Rey’i tekmelerler.
“Yürü“ diye adam bağırır.
Durdukları yer Mos Eisley değildi, ama görücüye çıkarılmıştı yine de. Gözünün yine sulandığını görürüz.

Captain Phasma’yı görürüz. Kapı açılır. Kylo Ren odadadır.
Captain Phasma: Efendim,droidin database’inde bir şeye rastlanmadı.
Kylo Ren çok sinirlenir. Captain Phasma yere düşer. Geminin bazı parçaları yerinden fırlar. Phasma’nın maskesi çatlar,pelerini yırtılır.Kylo Ren’in öfkesi o kadar kuvvetlidir ki, Captain Phasma acı çekmeye başlar,zorluk içinde der ki,
Captain Phasma:Efendim Labodein Sistemi’ndeki casuslarımız sayesinde onları tespit ettik.
Kylo Ren en azından öfkesi ile etrafa zarar vermeyi bırakır.
Kylo Ren: Gemimi hazırlayın.
Snoke ile konuşmak için İletişim odasının yolunu tutar,yürürken odadan gelen sesleri de duyar.
Hux:Kendisine hakim olmayı bilmiyor, sinirlendiğinde etrafa zarar veriyor.
Snoke: Varlıklar,karanlık taraftan aldığı gücü kontrol etmeyi öğrenirken bu tür evrelerden geçebilir genç Hux.
Kylo Ren odaya sert bir şekilde girer. Hızlıca yürür. Diz çökerek.
Kylo Ren: Efendim,hainin ve kaçağın yerini saptadık.
Snoke: General Hux,dışarı!
Hux Kylo Ren’e küçümseyici bir bakış attıktan sonra dışarı çıkar…

Poe ve Finn Direniş’in o gezegendeki en büyük destekçisi olan Maz Kanata’yı Cantina’da bulurlar.
Maz Kanata: Ne istiyorsunuz?
İkisi aynı anda: Direniş’ten önemli kişilerle iletişim kurmalıyız.
Maz Kanata: Beni takip edin.
Maz onları Cantina’sının üst katlarına götürür.
Maz yürürken aynı anda konuşur da.
Maz: Bin yıldır buradan neredeyse hiç çıkmadım.Ama içimde hep Force’u hissettim. Force’un yozlaştırıldığını bile hissettim ama hiç bu kadar dengesiz olmamıştı.
Finn ve Poe çok anlamazlar. Odaya gelirler ve Direniş’e anlatmak istediklerini anlatırlar.

Fndomheid Senato Temsilcileri: (bağırarak) Fndomheid olarak, gezegenimizdeki iç savaşa kayıtsız kalması ve daha nice vakadan dolayı Cumhuriyet’in zayıflığını gösterdiğine tamamen inanarak Cumhuriyet’ten bağımsızlığımızı ilan ediyoruz.
Senatoda bağırışmalar olur.
Senato Toplantısı’nın çıkışında:
Bir Direniş askeri koşarak gelir.
Asker:General Organa, Poe Dameron’dan bilgi geldi.
Leia yaşından dolayı hızlıca yürüyerek Luke’a ulaştı.
Luke: Ne oldu,çok heyecanlı görünüyorsun.
Leia: Luke,bulduk!
Luke’un gözlerinde mutluluk açıkça görülür,konuşmaz,duyguları çok bellidir.

Rey Mos Eisley’ye bir “ürün“ olarak ulaşmıştır.
Birkaç gün süren yolculuğunda içindeki hüzün, onu kaçıranlara karşı duyduğu öfkeye dönmüştü.
Gemiden bir daha tekmeyle çıkarldı. Kelepçesi olduğundan karşı koyamadı. Tekmeyle dışarı çıktığında ilk kez Mos Eisley’i gördü.Onun geldiği yere göre kat ve kat büyüktü
Sürüklendi ve satışa çıkarılacağı yere götürüldü.

Kylo Ren ve filosu Labodein sistemine vardılar.
Birkaç gemi iniş yaptı.
Gemilerin inişini ve Kylo Ren’in gemiden çıkışını gören herkesin içi korkuyla doldu.

Maz Kanata: Kaçmalısınız,gezegenden!
Poe: Görürler.
Finn:Bizi saklayabilir misin?
Maz Kanata: Gelin…

Captain Phasma bara sert bir şekilde girer. Stormtrooperlar da aynı şekilde arkasından. Herkesi sorguya çekerler.
Bir süre sonra Maz Kanata ortaya çıkar.
Maz Kanata: Ne için bakmıştınız?
Maz Kanata’yı da yaka paça Kylo Ren’e götürürler.
Kylo Ren: Konuşmazsan konuşturulursun
Maz Kanata: Beni korkutamazsın.
Kylo Ren elini Maz Kanata’nın alnına yaklaştırır.
Kylo Ren: Yalan söylüyorsun, korkuyorsun, kaçakları gördün,onları sakladın,ama nereye.
Kylo Ren daha çok yoğunlaşır.
Maz Kanata “ııııııııı” gibi sesler çıkarır. Kylo Ren çok şaşırır,çünkü daha önce bu kadar dayanan hiç çıkmamıştır.Kylo Ren daha da çok yoğunlaşır.
Bunlar olurken. Gizli geçitle geçtikleri bardan uzak bir yerde.
Poe:Creepy bir yer di mi?
Finn: Oldukça.
Mahzen gibi yeri ikisi de incelemektedir. Bir sandık dikkatini çeker Finn’in. İçini açar. İçinde bir Işın Kılıcı vardır.
Poe: WoW bir ışın kılıcı. Kimin acaba.Açsana.
Finn: ışın kılıcını eline alır. Düşündüğünden daha ağırdır. Açar. Mavi ve etkileyicidir.

Maz Kanata uzun süren bir işkenceden sonra yerlerini söylemek zorunda kalmıştı. Force ile kurduğu bağlantı bile kurtaramamıştı onu.

Luke’un ve Leia’nın gemisi de hazırlanmıştı.Leia Müttefiğine Luke ise yeni öğrencisine kavuşacağı için çok heyecanlıydı.
Luke: Hadi R2, gemi hazırlanmış,gel çıkıyoruz
R2-D2- Biuwu biuuuw.
R2 ile gemilerine geldiler. C-3P0 onları karşıladı.
C-3PO: Oh efendi Luke,hoş geldiniz.

Poe ve Finn Stormtrooper sesleri duyarlar.
Poe: Ne yapacağız.
Finn: Savunacağız.
İçeri birkaç Stormtrooper ve Kylo Ren girer.
Kylo Ren konuşur.
Kylo Ren: Harita?
Poe ateş eder,
Finn: Rüyanda görürsün diyerek Işın kılıcını açar ve saldırır.
Kylo Ren ise kılıcıyla ışını savurur ve Finn’e karşı da savunur. Finn ışın kılıcı ile vurmaya çalışır. Kylo Ren karşılar ve tekmeyle yere serer Finn’i. Poe ateş etmeye devam etse de yere serilir aynen Finn gibi.
Kylo Ren: (Finn’e) Sen First Order’a karşı bir hakaretsin. Harita?Nerede?
O kadar odaklanır ki,sanki hayatı buna bağlıymışçasına. İkisi de yere düşer.
İkisi de çığlık atmaya başlar. Kylo Ren daha da odaklanır. Sonunda Finn itiraf eder.

Kylo Ren’i Cantina’nın dışında görürüz.
Kylo Ren: Gemimi hazırlayın.

Tatooine’de gecenin geç saateleriydi. Rey uyumamıştı. Ama Köle Satıcısının “ürünleri” için yaptığı kelepçeleri kapatacak kumandayı ağızıyla aldı ve kendisininkini açtı.Satıcı uyandı ama Rey onu kelepçelemişti bile. Rey Satıcının Blaster’ını da aldı ve… onu kaçıranlara ve satmya çalışanlara duyduğu nefret bir daha alevlendi.Blaster elindeydi ve güçlü olanoydu. İlk kez. Daha önce hiç gücü tatmamıştı.Satıcının gözlerine baktı,korkuyu gördü, birinin ondan korkması hoşuna gitti. Ama ondan korkmasına layık olduğunu kanıtlaması gerektiğini hissetti. Ve tetiği çekti.

Luke: Han’ın bıraktığı en büyük anı di mi?Millenium Falcon.
Leia gülümser: En azından en güzel anılarımız burada onunla.
C-3PO: İnişe hazır olun!
Bu arada Kylo Ren’İn gemisi de oraya iniş yapmıştı. Luke Kylo Ren’in gemisini gördü. Leia ağlamaya başladı.
Luke: Leia hayır, o senin oğlun değil, o başka biri, bir canavar.
Leia: Yoluna çıkarsa bile, lütfen onu yok etme.
Luke: O kendini edeceği kadar yok etti zaten…

Kylo Ren gemiden iner.
Kylo Ren: Onu hissediyorum. Temiz bir şekilde.

Millenium Falcon inişini yapar.
Luke ve Leia iner.

Kylo Ren Luke’u ve Leia’yı hisseer
Kylo Ren: Hayır.
Luke Rey’i kaçırmaması için Kylo Ren’in peşine düşer.

Luke yetişince Kylo Ren’e.
Luke: Ben!
Kylo Ren: Ben öldü
Luke: Ben,Lütfen,yapma,Snoke’un kölesi olma.
Kylo Ren: Snoke benim potansiyelimi keşfetti ve mükemmelleştirdi.
Luke: Rey’i yalnız bırak. Ben de seni.
Rey bu konuşmayı duyar ve yüksek bir tepeden izler.
Kylo Ren: İçini görüyorum Luke, ben gittikten sonra için daha da yaşlanmış ve zayıflamış.
Dedikten sonra ışın kılıcını açar ve Luke’a doğru gider. İki kere bileğinde çevirir kılıcı. Luke da yeşil Işın Kılıcını açtı.
Rey Luke’un bakışlarından Kylo Ren’den ne kadar korktuğunu hissetti.
Kylo Ren Luke’a savurdu kılıcını. Luke savuşturdu ve cevap verdi.3 kez vurduktan sonra Kylo Ren’e.Ren. Işın kılıcıyla çok hızlı bir şekilde saldırdı Luke’a art arda.
Rey hayran kaldı.
Luke: Galaksiye bana saldırdığın gibi saldırırsan,yok edersin.
Kylo Ren: Düzenden ve güçten korkuyorsun.
Işın kılıçları birleşti ve ayrıldı birkaç saniye sonra. Luke yukarı bir evin üstüne zıpladı.Kylo Ren onun arkasına zıpladı. Mos Eisley’de varlıklar bunu izliyordu. İkisi de ellerinde Işın Kılıçlarını çevirdikten sonra saldırdı. Uzun süre devam etti bu dövüş. En sonunda Luke yaşlılığından bir yerde yavaşladı,o anlarda Kylo Ren de biraz geri çekilip güce odaklandı ve elllerinden Force Lightning çıkardı. Bunu ışın kılıcıyla karşılasa da Luke
Elinden ışın kılıcını düşürdü. Kylo Ren force lightning ile Luke’u hırpaladı,tam ışın kılıcıyla Luke’un işini bitirmeye geliyorken Millenium Falcon geldi ve Leia ağlayarak Kylo Ren’e ateş etti. Kylo Ren önünde patlayan ışından dolayı geriye savruldu. Luke Millenium Falcon’a zar zor bindi ve uzaklaştılar.
Rey zihninde bir an Kylo Ren’in sesini işitti. “Rey,gel” diyordu. Rey Kylo Ren’e doğru gitti.
Kylo Ren: Rey, sen Force’u kullanabilirsin.
Rey’in diyebildiği tek şey şu oldu.
Rey: İçimdeki bir şey her zaman oradaydı,şimdi uyandı.
Kylo Ren: Hayatın boyunca zayıftın,şimdi…
Uzun bir sessizlik ikisinin arasında.
Kylo Ren: Güç istiyorsun,insanların senden korkmasını istiyorsun,sana bu konuda rehberlik edebilirim.
Uzun bir sessizlik daha.
Kylo Ren: Bunları elde etmen için gereken tek şey,benim rehberliğimde içindekini dışarı çıkarman…

Millenium Falcon’da çoooook uzun süren bir sessizlik vardı. Öyle bir sessizlik ki C-3PO bile bozmuyordu bu sessizliği.
Luke: Leia…
Gözü ikisinin de yaşlı.
Luke: O bildiğin Ben olmaktan çok uzun süre önce tamamaen çıkmış.
Hala konuşmuyor Leia.
Luke: O bir canavar.
Sessizliğin sonunda ekran kararır ve
DIRECTED BY
IRVIN KERSHNER AND GEORGE LUCAS
WRITTEN BY
EGE TOPOYAN

Yorumlarınızı bekliyorum


Star Wars Hikayeleri
(Xibalba) #514

Önce şunu söyleyeyim, hepiniz çok güzel yazmışsınız ve ben şu an kendiminkini atmaya çekiniyorum :sweat_smile: Çok yükseltmişsiniz beklentiyi, keşke ilk atsaydım. Neyse ilk defa böyle bir şey deniyorum, umarım beğenirsiniz, umarım fazla kolaya kaçmış gibi olmamışımdır.

Gözlerimi açıyorum, kapıyorum, açıyorum… Hayır tek görebildiğim soğuk kış günlerinde içimizi ısıtan o sıcak şöminenin alevlerinin ışığı. O içimi huzurla kaplayan ışık, artık huzur vermiyor bana. Çünkü yalnızca izlemiyorum bu sefer. İçindeyim, yanıyorum. Bacaklarım -pardon bacağım- yandı bile. Artık sıra kollarıma geldi sanırım. Neyse ki onlardan iki tane var, daha uzun sürecek yanışım. Korkuyorum, çok korkuyorum. Ama yanlış anlamayın, ölümden değil benim korkum. Sevgilimin, Lalena’mın o güzel zümrüt gözlerini bir daha görememekten korkuyorum. O pamuk kadar beyaz ve yumuşak tenine bir kez bile dokunamadan, kokusunu içime çekemeden ölmek düşüncesinden korkuyorum. Kendimi bildim bileli beklediğim günün, ondan ayrılış günüm olmasından korkuyorum.

Korkuyorum, çok korkuyorum. En güzel günümüz olacaktı bugün. O kadar heyecanlıydım ki, eğer olur da birisi beni dinlemeye kalksa, kalbimin atışını duymak için çok yakınımda durması gerekmezdi. İnanın bana o heyecanımı anlatmaya kelimler yetmez. Şimdiye kadar çektiğimiz tüm acılar son bulacaktı bugün. İplerimizden kurtulup; nihayet birbirimize, özgürlüğümüze kavuşacaktık. Evet bu gün o gündü. Kavuşma günü… Eğer diğer insanlara soracak olursanız, mesela sahnenin arkasında koşuşturanlara, beni iplere bağlayanlara ya da salonu doldurmaya başlayanlara. Evet, onlara soracak olursanız bugün yılbaşıydı. Ve onlar da bu soğuk yılbaşı gecesinde eğlenebilmek için bizim gösterimize gelmişlerdi.

Durun, ben kim miyim? Evet beni anlayabilmeniz için, aşkımı biraz bile anlayabilmeniz için beni tanımanız lazım. Kurşun Asker’im ben. Yanlış anlamayın ama, askerlik yapmıyorum. “Kukla” diyor bu insanlar bana. Bana, bize, Lalena’ma. Lalena’m, o da güzeller güzeli balerin. Ona da kukla diyorlar biliyor musunuz? O iplerle bizleri yönettiklerini sanıyorlar, daha kendi hayatlarını yönetemeyen insanlar. Şimdi size insanların bir sürü kötü özelliklerini sayabilirim. Duygusuzluklarını mesela, benim Lalena’ya olan aşkımı hangi insan başka bir insana karşı hissedebilir ki. Onlar birbirlerini sevmiyorlar ki, çıkarları varsa yanındalar, yoksa değiller. Gerçek aşk yok onların hayatında. Ama biz… İlk provada gördüğüm an aşık oldum ona. O güzelliğine, saflığına… Ama insanlar böyle de değiller, acımasızlar mesela. Biliyor musunuz? Provalarda beni oradan oraya fırlattıkları için kırıldı bir bacağım. Ben bir daha Lalena’ma koşamayacağım diye üzülürken onlar benim halime gülüyordu sadece. Bir kere bile yanıma gelip halimi sormadılar biliyor musunuz? Ah tanrım, bütün bu gerçeklere rağmen onlara insan, bize kukla diyorsanız; evet, ben bir kuklayım…

Kendimi de tanıttığıma göre artık hikayeme devam edebilirim. Buraya nasıl geldiğimi anlatabilirim. Dediğim gibi, kavuşacaktık bugün. Gösteri bitecekti, bu insanlar her kuklaya yaptıkları gibi, bizi de bir çekmeceye kaldıracaklardı. Evet, belki karanlık bir çekmecede olacaktık ama yan yana olacaktık. Onun güzelliği aydınlatacaktı tüm çekmeceyi ve o karanlık çekmece bizim cennetimiz olacaktı. Olamadı.

Evet, gösteri sonunda başlayacaktı. Soğuktan kaçmayı başaran insanlar salona doluşmuştu bile. Perde yavaş yavaş açılıyordu. Tüm bunlar olurken beim tek yapabildiğim, Lalena’mın gözlerinin içine bakıp, az kaldı sevgilim, kavuşacağız , diyebilmekti. O bembeyaz balerin elbisesinin içinde öyle zarif gözüküyordu ki, gözlerimi ondan alamıyordum. Perdeler açılmıştı ve ben öylece donup kalmıştım. Ne demek istediğimi, eğer onu orada görmüş olsaydınız anlardınız. Ve eminim ki siz de donup kalırdınız. Kuklacının ipleri çekiştirmesiyle geldim kendime. Artık Kurşun Asker’dim. Rolümü oynamalı ve sevgilime kavuşmalıydım. Oynadım da, inanın bana çok güzel oynadım. Belki kendimi onunla özdeşleştirdiğimdendir, bilmiyorum ama çok sevmiştim Kurşun Asker karakterini. Şimdi size hikayeyi uzun uzun anlatmayacağım, eminim siz benden de iyi biliyorsunuzdur. Çünkü ben bilmiyormuşum, en azından sonunu.

Ona aşıktım, çok güzel yaptım rolümü. Fırtınanın koptuğu sahne geldi, kendimi tüm kuvvetimle yere attım. O an her yerim o kadar acımıştı ki, Lalena’ma kavuşma ümidim olmasa asla dayanamazdım. Ona kavuşacaktım, o masaya çıkacaktım ve artık sonsuza dek beraber olacaktık. Masaya da çıktım, evet onu da başardım. Artık onun yanındaydım, gözlerim sadece onu görüyordu. Seyirciler umurumda bile değildi, senaryoya uymayıp her an onu orada öpebilirdim. Ama dediğim gibi, senaryoyu bilmeyen bendim. Tam sevgilime kavuştuğumu sandığım anda, provalarda hiç olmayan bir şey oldu. Çocuk kukla beni kolları arasına alıp, şöminenin alevlerinin kucağına bıraktı. Beni Lalena’sızlığa, ölüme terk etti. Lalena’mın o anki hali gözümün önünden gitmiyor. Ah sevgilim, şimdi nasıl mutsuz, nasıl çaresizdir kim bilir. Keşke onu bir daha görebilsem, son bir kez olsun seni seviyorum, diyebilsem o zümrütten yapılmış gözlerine.

Ancak şimdi anlayabiliyorum neler olduğunu, burada kollarım da yanmayı bitirmişken anlıyorum. Bacağım kırıldığında beni neden bırakmadıklarını, provalarda neden böyle bir sahne olmadığını. Anlıyorum… İnsanlar neyi sever biliyor musunuz? Parayı. Özür dilerim, başta insanların özelliklerini sayarken bunu söylemeyi unutmuşum. Parayı severler, gösterişi severler. Buraya neden geldiklerini sanıyorsunuz ki, hepsinin amacı yarın buluştukları insanlara bugün gösteriye gittiklerini söyleyip, hava atabilmek. Tüm bunların amacı da, patronun daha fazla para kazanmasını sağlamaktı. Alt tarafı bir kukla için para veremezdi ki…

Korkuyorum, çok korkuyorum… Sanırım daha dayanamayacağım. Ama durun bir saniye! Hayal mi görüyor bu gözlerim, yoksa onlar da mı yanmaya başladı? Hayır, hayal değil. Gerçek, o kadar gerçek ki. Tanrım, Lalena’m burada. Gözlerimin önünde duruyor işte. O yemyeşil gözlerini ateşin sıcaklığıyla doldurmuş ve bana bakıyor… Evet, insanlar eğlenebilmek için iki kuklayı birden alevlerin arasına atacak kadar acımasızmış. Ama Lalena’mın buraya gelmesi… Bu en güzel acımasızlık. Sonunda kavuştuk, duyabiliyor musunuz beni, sonunda kavuştuk… O zarif kollarını bana uzatıyor, artık beraber yanıyoruz. Artık beraberiz. Kokusunu duyabiliyorum, tenini en derinlerimde hissedebiliyorum. Bu hayatımın en mutlu anı. Biliyorum fazla uzun sürmeyecek ama olsun, biz artık beraberiz. Bu alevler bizim cennetimiz oldu. Lalena’mın güzelliği alevleri cennete dönüştürdü. Hiç bu kadar mutlu olm…


(Sapere Aude!) #515

Çekinmene gerek yok, çok güzel olmuş. Kukla detayı ve özellikle son anları anlatma tercihin çok hoşuma gitti. Tebrik ederim.

@Ege_Topoyan senin hikayen de güzel olmuş. Başlıkta bir masal ya da hikaye belirleyip onu yorumluyoruz. Ona da yorum yazmak istersen her zaman bekleriz.


(Geek Velet) #516

Saat. Tik Tak, Tika Tak diye rahatsız edici bir yüksek sesle bir kalp gibi atıyor. Benim kalbimin bu saat olduğunu düşünmemek için hiçbir sebebim yok. Yıllarca sevdim, yıllarca büyüttüm, ama yine de saatin benim için öldürücü sessizliği bozacak seslerine muhtaç kaldım. Karşılığını almak benim için hep zordu, eskiyen cüzdanım, her zaman yalnızdı, yalnız kalacak. Yıllar önce, Geceleri sessizliği dinlerken ki düşüncelerimin sakinliğinden eser kalmadı. Gittikçe ruhumun öldüğünü hissederken o saatin benim kalbin olduğu düşüncesinden kurtulamıyorum. Sanki, sanki zincirle boğazıma bağlanmış gibi saat beni boğuyor, her saniye daha çok nefessiz kaldığımı damarlarımdaki oksijenin bile benliğini kaybettiğini, hissediyorum. Hissetmek istemediğime eminim, yıllarca yeterince hissettim, o hislerin benim asıl katilim olduğunu kendime kabul ettirmeye çalışıyorum. Ama içimdeki sesler, o hislerin beni değil, hislerimi yıllar önce bir kenara attığım için zamanın beni öldürdüğünü söylüyor. Dinliyorum, yıllar önceki gibi sessizliği, soğuk gecelerde, duyamıyorum, sessizliği bile dinleyememek daha fazla tik tak sesi duymamı sağlıyor, dinliyorum, dinliyorum, öldüğümü biliyorum…


(Geek Velet) #517

@FordPrefect bu uygun mudur?


(Sapere Aude!) #518

Bu da güzel olmuş, tebrik ederim. Uygun olup olmadığına karar verme yetkisine sahip değilim, ama buradaki herkesin farklı yorum okumayı seveceğini düşünüyorum. Konsept olarak anketle bir hikaye seçip Muhit üyelerinin o hikayeyi nasıl yorumladığını okuyoruz. Şu an Kurşun Asker masalını yorumluyoruz.

Böyle bir konsept seçme sebebimiz de aynı hikayenin nasıl farklı yorumlara kaynaklık edebileceğini görmekti.


(Volkan Şahin ) #519

@Ege_Topoyan Normal yazdığın hikayeleri burada paylaşabilirsin:

Geek Yazarlar Masası

Ayrıca Kurşun Asker yorumunu da okumak isteriz.


(Geek Velet) #520

Gerçekten hakim olduğum bir şey üzerine yazmayı ya da başka bir şey yaratmayı daha çok seviyorum, tavsiyen için sağ ol. :smiley:


(Oneironaut) #521

Şimdi okudum(geç olsun güç olmasın). Sonlara doğru sertçe yutkundum ve son mektupla beraber gözlerim doldu. Masterpiece.

@VolkanSahin başka bir masterpiece daha(tekerrür? :smile: )

Siz ikinizin böyle güzel yazmasının nedeni malum Rus beyefendi mi? :sweat_smile:


Şimdilik iki yorumu okudum. Muhitin yavaşlığı geçtiğine göre diğer yorumları da okuyup edit halinde yorumlarımı belirteceğim. Sadece ufak bir göz gezdirmeyle bile söylemek istiyorum ki; çok güzel yazılarınızla başlığı okumak için büyük bir heyecan uyandırıyorsunuz.


(imnotevensorry) #522
  KURŞUN ASKER EFSANESİ

Zamanın birinde, çok da uzak olmayan bir geçmişte, meczupluğundan doğan mucizeleriyle efsaneleşmiş bir asker yaşamış. Kimilerine göre sadece yeteneksiz, ahmak olan bu asker kimilerini göre ise sadece kaderin oyunundan bitap düşüp meczup olmuş bir insan evladıymış.
Krallığın başkentinde kimsesiz olarak dünyaya gelen bu askerin ailesi hakkında herhangi bir bilgi yokmuş. Başkentin sokaklarında kendi başına sefilce büyüyorken sürekli dayak yermiş fakat her öksüz gibi ne sesini yükseltir ne de karşı koyarmış. Hatta bu tepkisizliğinden dolayı daha küçükken ‘İsa’ diye anılmış; çilelere göğüs geren Meczup İsa. Bizde öyle analım.

Gel zaman git zaman İsa’nın gençlik zamanı gelip çatmış. Kısacık hayatının tamamı çilelerle geçen İsa tabi ki ilk bakışa kanacak, ilk gülene, içten gülene âşık olacaktı. Öyle de oldu. Onun gülüşü diğerlerinden farklıydı. Masum bakışlarında, camdan sokağa sarkarak bakıp düşüşlerine, dayak yemelerine gülen insanların zalimliği yoktu. Çünkü o topraktan doğan Havva’ydı. Ona Havva diyecekti. Adem’in yapyalnız dünyasına ışık katan Havva. Şimdi İsa’nın hayatına ışık katacaktı.

Artık İsa’nın bu hayatta bir amacı vardı. Havva’yla göz göze gelebilmek, sevgi dolu bakışlarını kalbinde hissedebilmek, onunla aynı ortamda bulunabilmek. Bu sonuncusu o kadar zor bir hayaldi ki… Biri generalin kızı, biri sokakların oğlu. Böyle üzülmeye başladığı o an kendine kızardı: ‘Onunla aynı havayı solumak neyime yetmez!?’ Gerçekten de bunu bir lütuf olarak görürdü, çölde yıllarını geçiren bir bedevini pis bir su damlasını lütuf görmesi gibi. Aslında bu hayatın garip bir oyunuydu. Garip ama cazibesi her şeyden fazla. Adem’le Havva’dan beri devam eden bu oyunda ne Ademler gördükleri seraplarla soytarı oldu ne Havvalar şeffaf olmayan pis bir damla kuyu suyu oldu. Ama İsa susuzdu. Ve hayatının baharındaydı.

Kafaya koymuştu, Havva ile evlenecekti. Bunun için babasının gözüne girmesi gerekiyordu. Bunun da tek yolu askere yazılıp savaş başarılarıyla Generalin gözüne girmekti. Böyle çelimsiz birinin en ön cepheye gitmek istemesine kimse anlam veremese de zafer için harcanacak erlere ihtiyaç vardı. Ve İsa ilk nakliyeyle en ön cepheye gitti. Bir mucizenin, daha doğrusu bir felaketin ilk adımlarıydı.

Savaş çok kanlı geçiyordu. Göz gözü görmüyor, derin derin alınan nefesler son nefesmiş gibi içe çekiliyordu. Geceli gündüzlü süren top atışları her kesin psikolojisini alt üst etmişti. En babayiğit askerlerin gözlerinden küçük çocuklar gibi yaşlar geliyor, anaların kucağına dönmek için hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Fırsat bulsalar belki de kaçacaklardı. Fakat tüm bu cehennemin ortasında, en çelimsizleri olan İsa gülüyordu. Gözlerini kapatıp düşmana hücum etmeye başlıyordu. Gözlerini kapattığı zaman aklında resmettiği Havva’nın resmi ona tüm askerlerden daha fazla cesaret veriyordu.

Bu kör cesareti onun tüm hayatını değiştirecekti. Çünkü her hücuma kalktığında vuruluyordu. Her akşam delik deşik olmuş halde bulunuyor, öldüğü düşünülüyordu. Fakat bir şekilde ertesi gün ayağa kalkıp tekrardan hücuma katılıyordu. Artık öyle bir hal almıştı ki sıhhiyeciler vücudundan tüm kurşunları çıkaramıyordu. Askerler savaşın psikolojisinden dolayı olayın imkansızlığını sorgulamıyordu, ölmeyen bu garip askerden cesaret alıyorlardı. Askerler kendi aralarında İsa’dan bahsederken artık ‘Kurşun Asker’ diye bahsedeceklerdi. İsa artık çok da uzun sürmeyecek hayatının geri kalanında ve hikayesi anlatılırken bu isimle anılacaktı.

Sıhhiyecilerin Kurşun Asker’in cepheden geri çekilmesi yönünde rapor bildirmelerine rağmen, Kurşun Asker’in isteği ve komutanların da onun kalmasını istediklerinden dolayı Kurşun Asker cephede kurşun yemeğe devam etti. Komutanlar diğer askerlere moral olacağını düşünüyordu. Yoksa Kurşun Asker’in cephede kalması cinayetti.
Mevsimler, yıllar geçti, savaş bitmedi. Cephede ki tüm askerler değişti. Kurşun Asker hücum etmeye devam etti. Cephenin gerisindeki halk için o bir efsaneydi. Cepheye gidecek olan askerlere cesaret vermek için anlatılacak bir mit olmuştu halk için; cepheden cepheye dolaşan ölümsüz Kurşun Asker. Onunla aynı bölüğe düşen askerler bir efsaneyle beraber savaştıkları için kendilerini şanslı görüyorlardı. Onun gören askerler artık mucizelere inanıyorlardı. Koca ayaklar, canavarlar, ejderler artık gerçekti. Çünkü Kurşun Asker gerçekti.

Her masalın bir sonu vardır, Kurşun Asker’de farkında olmadan sona yaklaşıyordu. Sonun başlangıcı sinsi bir mayın olacaktı. Artık hayatının rutini olan bir hücum esnasında bir mayına bastı. Aklı havada daha doğrusu Havva’da olduğundan bastığı yerdeki mayını fark etmeden koşmaya devam etmeye çalıştı. Birbirini tetikleyen mayınlar art arda patlıyorken diğer askerler bir efsanenin sonuna şahit olduklarını düşündüler. Ama o Kurşun Askerdi bundan da kurtulmayı başaracaktı. Bu sefer bir ayağından olacaktı. Tabi bu da aslında bir mucizeydi. O patlama zincirinden sağ çıkan bir insan olması mümkün değildi. Kurşun Askerin vücudundaki kurşunlar onun vücudunu bir arada tutmayı başarmıştı. Sakat kalan Kurşun Asker yine kendini kısa sürede toparlayıp, hücum etmeye devam edecekti. Artık sakat olduğu için normalden de fazla darbe alıyordu. Ölmesinden korkan komutanlar artık ondan cephe gerisinde faydalanmak istediler. Cephe gerisinde insanları cesaretlendirecekti. Ama ölümün nereden geleceği hiçbir zaman belli olmamıştır.

Başkentte yapılan her kutlamanın baş misafiriydi artık. Ona özel olarak yapılan kırmızı üniforması ve değnek yerine kullandığı silahıyla jilet gibi duruyordu. Bakışlarındaki delice mutluluk kendini her davette her kutlamada belli ediyordu. İnsanlar savaşta efsaneleşen bir askerin mağrur ve mutlu bakışı olarak görse de o sevdiğiyle aynı ortamda olabilecek olmanın sevincini yaşıyordu. Gözleri delicesine Havva’yı arıyordu. Fakat günler geçti Havva’dan haber gelmedi. Kurşun Askerin bakışlarındaki mutluluk yerini yavaşça kedere bırakmaya başlamıştı bile. Aradan geçen haftalar Kurşun Askeri iyice ümitsizliğe sürükleyecekti.

Yine bir davette Kurşun Asker Havva’yı arıyordu. Ve yine ne Havva vardı ne de babası. Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, güneşten fazla aydınlık veren şimşekler ve göğü yaran gök gürlemeleri, kasvetine kasvet katıyordu. Öyle ki bir tane şimşek o kadar yakına düştü ki herkes korkudan kaçacak delik aramıştı. Kurşun Asker korkmasa da şimşekle beraber, sebebini henüz bilemediği bir hüzün duymuştu. O gün davet fazla sürmeden iptal oldu. Kurşun Asker evinin yolunu tuttu.

Hüznü, kederi artık vücudundaki kurşunlardan daha fazla ağırlık veriyordu. Dayanılmaz bir hal almıştı. Sakat ayağına rağmen aksamamıştı fakat yüreği onu aksatıyordu. Ne olursa olsun Havva’yı görmesi gerekiyordu artık. Havva’nın evine doğru yola koyuldu. Evinin önüne kadar garip bir sevinçle gitse de evin önüne doğru artan kalabalık onu şüphelendirmeye başlamıştı. Yaklaştıkça göğsündeki ağırlık da artıyordu. Evlerinin önüne geldiği zaman ise o güne kadar tatmadığı acıyı tattı. Ev alevler içinde yanmaktaydı.

Kurşun Asker yaşadığı o şokla bir an olduğu yere mıhlandı. Bir süre hareket etmeden yanan eve baktı. O bir an bir asırdı. Son kalan umuduyla eve doğru koşmaya başladı. Kalabalık önce onu tutmaya çalıştı fakat koşan ölümsüz Kurşun Askerdi, tutmaya gerek yoktu. Açılan koridordan alevlerin arasına girdi. Evin içine girer girmez hareketlerinde bir yavaşlama başladı. Aldırmadan Havva’sını aramaya devam etti. Gittikçe ağırlaşan hareketleri artık Havva’nın odasına varınca tamamıyla durdu. Odada Havva yoktu.

Havva yoktu. Bu onun için yeterliydi. O yaşamalıydı, ışık vermeye devam etmeliydi. Havva’nın evin içinde olmaması üzerindeki ağırlığı tamamen kaldırdı. Artık ruhu kuş kadar hafifti. Kuş gibi uçmaya hazırdı. Hazırdı çünkü ruhu ne kadar hafifse vücudu da bir o kadar ağırdı. Ve ruhu birazdan kuş misali uçacaktı.

Vücudundaki kurşunlar ısıyla beraber erimeye başlamıştı. İçi eriyerek bakardı Havva’ya, içi eriyerek kalakaldı Havva’nın odasında. Etrafına son bir defa göz gezdirdi. Havva’nın odasında Havva’yı hayal etti. Düşmana hücum ederken gözlerini kapatırdı Havva’yı görmek için. Şimdi gökyüzüne hücum etmeye hazırken gözleri açık görüyordu Havva’yı. Camın kenarındaki oyuncağı Havva’ya benzetiyordu. Dans eden bir prensesti camın önündeki. Havva gibi zarifti. O da böyle dans ederdi kesin. Son bir hücumla prensese ulaştı. Alıp göğsüne bastırdı. Artık onunla beraberdi.


(Sapere Aude!) #523

Beğeni hakkımı bitirdiğimden beğenemiyorum ama çok güzel, çok farklı olmuş. Cümleler çok hoşuma gitti. Tebrik ederim.


(Salih Alp Gökçek ) #524

Ben de cümle kurma şeklini ve anlatım tarzını çok beğendim, eline sağlık :raised_hand_with_fingers_splayed:


(Fransuva'nın Ayranı) #525

Kurşun asker yorumumu şuraya bırakayım. Yorumlarımızı bekliyorum.

Bu arada sonuna bir şey daha ekledim.