Hikayeleri Yeniden Yorumlama Yayınevi


(Umut) #626

“Yaşamayı seviyorum.”

Çocukluğum kötü geçti. Eğitim hayatım boyunca hep psikolojik ve fiziksel olarak şiddete maruz kaldım. Akranlarım şiddete çok meraklıydılar aslında. Onların en anlamadığım yönleri de buydu. Çalışkan bir çocuktum. Öğretmenlerim beni severdi, bende “farklı” bir şey gördüklerini söylerlerdi. İnanmazdım. Maruz kaldığım ve önleyemedikleri şiddetin baskısını azaltmak için söylediklerini sanardım bu “yalanları”. Ailem ise… Aslında, benim ailem sadece babam. Babam hep atölyesinde oturur, bir odun parçası ile harikalar yaratırdı. Kaç kere sormama rağmen anneme ne olduğunu bana hiç anlatmadı. Her gün okuldan eve vardığımda, yine atölyesinde bir şeyler yaparken bana günümün nasıl geçtiğini sorardı. Yalan söylerdim. “Her şey yolundaydı baba.” Sonra oturup beraber yemek yerdik. Ardından beni de yanına alarak atölyesinde halihazırda yaptığı şeyi yapmaya devam ederdi. Bu sırada, bana da öğretirdi kullandığı malzemeleri. Ben de zevkle dinlerdim. Gün içerisinde en mutlu olduğum saatler bu saatlerdi. Bir gün bana bir fidan verdi. “Gel ormana gidiyoruz” dedi. Atölyesinde olmadığı zamanlar, evimizin yanındaki ormanlık alanda yürüşe çıkar, ya da odun toplardı. Benim ormana ilk gidişimdi. Evden fazla uzaklaşmadan bir yerde durduk. Bana döndü ve eğildi. “Bu fidan, çok özel bir fidan. Bu fidan, senin fidanın.” dedi. Birlikte ektik o fidanı ve eve döndük. Artık her gün o fidanı sulamaya gidiyordum. Benimle birlikte büyüyordu.
Yıllar geçti, eğitim hayatımın son gününe geldim. Tüm sınıf arkadaşlarım hâlâ benden nefret ediyordu. Artık umrumda değildi aslında. Onları bir daha görmek zorunda olmamak, mutluluk hissini uyandırıyordu içimde. Koşarak eve doğru yola çıktım fakat bir kaç metre öteden fark ettim ki, evin etrafı insanlar ile çevrelenmişti. Hızlandım. Zihnimden kötü düşünceler geçiyordu, temizlemeliydim bu düşünceleri. Herkesi kenara iterek evin içine girdim. Korktuğum şey olmuştu. Ben tüm olanları beynimde işlemeye çalışırken, biri ne yaşandığını anlattı. Babam yürüyüşe çıktığında eve bir hırsız girmiş. Geri döndüğünde hırsız ile karşılaşınca bir boğuşma olmuş. Babam kaybetmiş. Yerde öylece yığılmış bir şekilde yatıyordu. Boğazında morluklar vardı. Evin içine baktığımda. Her şey çalınmıştı ama tek bir yere dokunulmamıştı. Babamın atölyesi. “Çıkın! Evden çıkın!” diye kükredim. Oturdum, ağlamaya başladım. Zamana ihtiyacım vardı. Biraz vakit geçtikten sonra kapım çaldı. Karşımda yaşlı bir adam vardı. 1 saat kadar önce burada babamın ölüsüne bakanlardandı. Elinde bir kürek vardı. Küreği aldım. Babamı kendim gömdüm. Onu yan taraftaki ormana gömdüm. Eve döndüğümde yine ağlamaya başladım. Kendimi tutamıyordum, hayat bitmişti adeta. Her şeyi kaybetmiştim. Sonra, kafamı kaldırdım, saatlerdir göz yaşı akıtmaktan başka işe yaramayan gözlerimi açtım. Gördüğüm ilk şey babamın atölyesiydi. Neden? Neden hâlâ kullandığı aletler, yaptığı harikalar orada duruyor? Bunlar sanırım cevaplanamayacak birkaç takım soru. Başka bir fikir belirdi aklımda. Bir şey, bana değer veriyordu. Yüce bir varlık, bana yaşamak için bir sebep, bir şans verdi sanki. Yeni amacımı belirledim. Atölyeye doğru ilerlerdim. Babamın bana öğrettiklerini hatırladım. Bir şeyler yapmaya çalıştım, olmadı. Ama yaklaşıyordum. Yine de babam kadar iyi olamayacağım kesindi. Yıllar boyunca uğraştım, uğraştım. Artık evim yaptığım “şeyler” ile doluydu. Değersiz görüyordum yaptıklarımı çünkü daha iyisini yapabilirdim, bunu kendim de biliyordum. Odun bittiği için, ormana çıktım. Artık yemek yemek ve odun toplamak dışında hiçbir şey için dışarı çıkmıyordum. Ha bir de, şu küçükken ektiğim fidana bakmak için çıkıyordum. Çok büyümüştü artık ve inanılmaz güzel bir görüntüsü vardı. Ama bugün baktığımda, aklıma bir fikir geldi. Yapacağım en iyi, en güzel şey. Babamın şu ana kadar yaptıklarından bile güzel. Ağaca son bir kez baktım. “Özür dilerim, daha güzel bir şey olacaksın ve bunun için bunu yapmam gerek.” Baltamı tuttum, savurmak için hazırlandım. Ve bam. Ağaç sanki acı çekiyordu, görmezden geldim. Eve vardığımda, odunları şekillendirmeye başladım. Onu bir çocuk haline getiriyordum. Benim o ağacı gördüğümde aklıma gelen şey haline, çocukluğum. İşim bittiğinde zaman kavramına olan bağlılığımı bitirmiştim adeta. Saatler mi geçti, günler mi, aylar mı, bilmiyordum. Ama o tahta çocuk masmavi gözleri ile bana sırıtarak bakıyordu. Ve bu hayatım boyunca yaptığım en güzel şeydi. Uyumaya hazırlanırken, bir tıkırtı sesi geldi. Rüzgardan olduğunu sandım, fakat tıkırtı sesi devam etti. Elime baltamı alarak içeriye ilerledim. Gördüğüm şey ise, muazzamdı. Yaptığım çocuk, çocuğum yaşıyordu. Yürümeye çalışıyordu. Yanına gittim. Onunla konuşmayı denedim. O da konuşabiliyordu fakat az bir seviyede. Sanırım ağaç olduğu zamanlar bizi duyabiliyordu. Aklında bir şeyler kalmış olmalı. Tanrıya şükür onu baltaladığımı hatırlamıyor.
“M-merhaba, ben Gepetto. Senin babanım”
“Merhaba, başım dönüyor. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Benim adım ne?”
"Senin adın… Pinokyo! Şimdi Pinokyo, bana neler hissettiğini söyler misin?
“Ben, ben çok mutluyum, ama neden bilmiyorum. Sanırım, yaşamayı seviyorum.”
“Ben de Pinokyo, ben de…”

Merhabalar, hikayemi okuduysanız çok çok teşekkür ediyorum. Biraz uzun oldu kusura bakmayın :blush: Eğer söylemek istediğiniz bir şey varsa, lütfen söyleyin. Bu benim ilk hikayemdi ve geliştirmem gereken şeyleri öğrenmem en azından bir sonraki hikayelerde olacak olan hataları minimuma indirger. Yeniden teşekkür ediyorum, eleştirileri bekliyorum :blush:


(tulpar) #627
PART 1

Uzun ve soğuk bir aradan sonra Pinokyo uyandığını hissetmişti. Her yer soğuktu ve yattığı yerdeki cisim onun sıcaklığını alıyordu. Her yer parlıyordu ve aynı renkten kaplanmıştı. Gözlerini yukarı kaldırırken bir insanımsı varlık onu tuhaf bir şekilde eline almıştı. Kendi içinden söyleniyordu ve gözlerine inanamamıştı. Tuhaf hareket eden ve sanki ömrünün sonuna gelmiş birisiydi… Hayır insan değil çok tuhaf birisiydi. Nasıl paslı olabilirdi ki bu varlık. Çok geçmeden varlık onu eline aldı. Pinokyo onun yüzüne baktığında bir duygu sezemedi ancak gözlerinde sarı bir renk yanıp sönüyordu. Kendisi olayı daha anlamadan bu varlığın kolundan testere çıkmıştı. Tek tanıdığı cisim testere idi. Zavallı Pinokyo tanıdığı cismin kendisini kesecek olmasını çoktan kavramıştı.

“Ah, canımı acıtıyorsun” diye feryat ediyordu.

Varlık bir an durdu ve yanından uzaklaştı… Saçma hareketlerle ses çıkartıyordu. Sanki onu taklit ediyordu. Kafasını sola doğru zorlanarak çevirdi ve kapıyı ellemeden yukarı doğru açan birini gördü. Bir an kendine inanamadı ve gözlerini ovuşturdu.

“Tanrıya şükürler olsun bu bir insan!” dedi. Yanındaki varlık onu taklit etti.

bip bip Tanrıya şükürler olsun bu bir insan! bip bip

“Hey! Beni taklit etme. Hoşuma gitmiyor.”

bip bip Hey! Beni taklit etme. Hoşuma gitmiyor. bip bip

“Bak senden hoşlanmamaya başladım”

bip bip Bak senden hoşlanmamaya başladım bip bip

Pinokyo gittikçe daha sinirleniyordu. Zavallım onunla alay edildiğini zannediyordu…

PART 2

İnsan görünümlü varlık onların yanına geldi Pinokyonun taklit edilmesinden hoşlanmadığını anlayınca varlığa “Kendini kapa” dedi.

Pinokyo şaşırdı. İnsana dönerek:

“Bu ne böyle?” dedi

“Bunlar bir yapay zeka” diye karşılık verdi insan.

Anlık bir kahkaha atarak “Sen buna bizim FordPrefect desene.” dedi.

Kafasını döndürerek “Ne olmuş sana böyle yoksa Paskalya senin fişini mi çekti”

Gözlerinin ucuyla insana baktı. Gülmemişti insan donuk bir yüzle bakıyordu zavallıya.

Kafasını keskin bir acıyla tekrar döndürerek “Sanırım Fridia çekmiş onun fişini” dedi

Ve acı gülümsemeyle “Sen de insan değilsin değil mi?” dedi.

“Ben FordPrefect korkmaman için insan kılığına girdim” deyince Pinokyo şaşkına döndü bir anda.

PART 3

Çok güzel bir gündü. Pinokyo kendi etrafında mutluca Bay Kiraz’ın atölyesinde çalışırken Bay Kiraz’ın kendisi geldi. Sırtında ağır bir yükle yuvarlak bir cisim getirmişti. Saydamdı bu cisim ikisi de birbirlerine dönerek şaşkınlıkla baktı. Çünkü içindeki varlık insana çok benziyordu. Çok geçmeden Geppetto geldi. Bay Kiraz onu saklamak istemişti ama çok geçti.

Geppetto “Bu varlık bize zarar verir hemen kurtulalım bundan” dedi.

Bay Kiraz karşı çıktı. Ne olduysa tartışma kavgaya dönüşmüştü ve yumruklar havada uçuşuyordu. Yumrukların yanında küfürler de havadaydı ancak birbirlerini incitmemek için takma isim kullanıyorlardı.

Geppetto Bay Kiraz’a “Paskalya” Bay Kiraz’da Geppetto’ya “Fridia” diye sesleniyordu. Perukları düşüyordu birbirlerine özür diliyorlardı ancak kavga devam ediyordu. Pinokyo bunların avanak durumlarından zevk alıyordu. Özellikle Bay Kiraz’dan zevk alıyordu. Çünkü yaptığı şeyler çok saçma oluyordu. Bay Kiraz bir anda ne olduysa felsefeden çıktı.

Sanırım Geppetto’ya söyleyemediği şeyden bahsetmek istedi. Demek ki içinde kalan bir sorun vardı ve bu sorunu anlattı. Geppetto’da “Bu yüzden ondan kurtulalım” dedi ve bir anda Bay Kiraz Geppetto’ya özür diledi o da Bay Kiraz’dan özür diledi.

Geppetto “Haydi ne duruyoruz kurtulalım bundan başımıza kalır yoksa” dedi.

Bay Kiraz’da “Haklısın hadi el at” dedi

Tam o cisme dokundukları anda ışık hüzmesi oluştu ortalık dağıldı bir an. Pinokyo yere düştü ve diğerleri de ortalığa savruldu.

Ortaya bir anda ışıl ışıl parlayan o varlık çıktı Bay Kiraz hamlesini yapamadan onu kafasından ışınla öldürdü. Tam sıra Geppetto’ya gelirken şunları söyledi:

"FordPrefect bu sensin nasıl olur da… "

“Siz insanlar bu gezegene zarar verdiniz. Artık sizin soyunuz devam etmeyecek.”

Geppetto daha sözünü bitiremeden onu da kafasından vurarak dışarı çıkmıştı. İnsanların feryadını duymuştu Pinokyo. Bu acı çığlıkları duymayı kaldıramamış ve kendinden geçmişti.

PART 4

“Seni şimdi hatırladım.Onlar seni nasıl tanıyordu?” dedi Pinokyo.

“Geldiğimizi anladılar. Bizi saptırmak için her yolu denediler. Yanlış koordinat verdiler ancak biz bu gezegene vardık ve geldiğimiz ilk yer onların yanı oldu. Bu acımasız varlıkların bu gezegene zarar vermesine göz yumamazdık. Hemen örgütlenmemeleri için Geppetto’dan kurtulmalıydık.”

Pinokyo ağlamaklı oldu bir an. Ne yaptıkları umurunda değildi. Sonuçta dostları gözleri önünde ölmüştü.

“Sende acımasızsın. Onları katlettin!”

“Bu gezegen benden bunu istedi. Kendi hatasını bana telafi ettirdi ve onları kendi karanlık maddelerine hapsettik”

Kırık kolunu yukarı doğru tutarak “Peki neden beni öldürmüyorsun?”

“Sen yeni bir formsun. Senin yaşamana izin verdim. Eğer bu gezegene zarar verirsen sen ve senin türevlerini de yok ederim”

Yorulduğunu anladı ve kolunu bırakarak “Bana G-Man’i hatırlattın. O da bu insanlara öyle vaatler veriyordu”

“Artık o da yok çünkü kendisi de bu gezegene zarar verdi”

Acı içinde kıvranarak “Öyleyse sen yeni bir G-Man sin”

“Sayılır. Senin için bir eş yaratacağız ve bu gezende yaşatacağız. Buraya uyum sağladığınız zaman gideceğiz buradan…”

Pinokyo onu umutsuz bir şekilde dinliyordu. Acıya katlanamıyordu. Ağlayacak gibiydi. Bu varlık ona neden zarar vermesine müsaade etti onu anlayamamıştı.

“Peki neden bana zarar verdiniz?” dedi Pinokyo. Sözü kesilen varlık bu soruya sakin bir şekilde cevap verdi.

“Çünkü seni de insan gibi kusurlu yapacağız ki kendinizi üstün görmeyin”

“Ben bu gezegende yaşamak istemiyorum. Benim yerim burası değil.”

“Emin misin?” dedi varlık.

“Evet eminim. Benim yerim onlarla ben onların yanında olmak istiyorum.”

“İnsanlar kendi karanlık elementlerinde dolaşıyorlar şu an. Eğer onlara hala katılmak istiyorsan katıl. Sana ihtiyacımız kalmaz yeni bir form yaratırız”

“Canın cehenneme! Senin gezegeninde senin formunda sana kalsın.”

“Tıpkı kendinden çıkmış bir insan gibisin.”

“Evet öyle ne duruyorsun. Hadi yap şunu son ver acıma!”

Öyle de yaptı. Pinokyo’nun sözü bittiğinde bir ışık patlaması yaparak Pinokyoyu eski dostlarının yanına koydu.

FordPrefect içinden ağladığını hissetti. “Anladım ki bu cesaretli varlıklar gibisi gelmeyecek. Yolunuz açık olsun” dedi Pinokyo’nun kül olmuş odun bedenine bakarak…

Bana ilhamları için @FordPrefect ve @Audomarus_Fridia ya sonsuz teşekkürler :slight_smile:

P.S: Alınmaca yok kurgu bir hikaye sonuçta…


(Sapere Aude!) #628

Anladığım kadarıyla yine ben yalnız kalmışım. Hayat, ne kadar tuhaf.

Güzel bir hikaye olmuş, tebrik ederim.


(sergen) #629

hikayenin başında geçen şarkı için, tıklayın

içerisinde insanların canını sıkabilecek olayların olduğu bir hikaye oldu. okuyup canı sıkılan olursa şimdiden özür diliyorum.

What will we do with a drunken sailor?
What will we do with a drunken sailor?
What will we do with a drunken sailor?
Early in the morning?

Sabahın ilk ışıklarıyla bu şarkı gemiyi inletiyordu. Tayfa pek bir severdi bu şarkıyı, hele yılın bu zamanı daha bir heyecanla söylerlerdi. Çünkü koca yıl boyunca karaya ayak basma imkânını ancak bu zamanda bulurlardı. Limana yanaştıklarında hepsi çil yavrusu gibi dağıldılar, gemide birkaç gözcü bırakıldı sadece…
“Bunun sebebi kaptan gepetto” dedi etrafındaki kadın ve erkeklerden oluşan gruba.
“Kendisi hakkında hikâye anlatılmasından pek hoşlanmasa da ben hikaye anlatmaktan hoşlanan biriyim. Ancak baştan sizi uyarmak isterim hanımlar beyler, bu hikâye kaptandan ziyade onun yarattığı bir mahlûkat hakkında. Pinokyo’yu duymuş muydunuz hiç?”
“Evet, ben duydum” dedi içlerinden biri “tahtadan bir çocukmuş ancak ölmüş”
“Ölmüş mü? Bu konuda yanılıyorsun dostum. Hadi lafı daha fazla gevelemek istemiyorum. Size pinokyo’nun asıl hikâyesini anlatacağım”
“Öncelikle kaptanla başlamam gerek sanırım. Kendisi bundan 30 yıl önce daha genç bir adamken marangozluk yaparmış. Evlere mobilyalar, çocuklara oyuncaklar, boş vakti kalırsa ağaçlara asacak kuş evleri ve sokaktaki köpekler için küçükte olsa kulübeler… Ancak gepetto yalnızmış ve bu yalnızlığını gidermek için çocuklara yaptığı kuklalarla konuşurmuş bazen. Bazen gerçek insanlardan daha çok değer verirmiş kuklalara.
Bir gün bu kuklalardan birinin canlanmasını ve kendisine cevap vermesini istemiş. Bunu yapabilmek için dağlar tepeler aşmış ve doğunun en büyük büyücüsünü bulmuş. Büyücüye isteğini aktarmış ve karşılığında ne isterse yapabileceğini söylemiş. Büyücü ise bu durumda gepettonun kendinden bir şeyler vermesi gerektiğini ve ne olursa olsun kuklanın bir zayıflığı olacağını söylemiş.
Ey ahali, işte kaptanın tek ayağının olmamasının sebebi budur işte, bir kukla uğruna sol bacağını vermiş. Kuklaya pinokyo adını vermiş ve pinokyo geçirdiği zaman mutlu olduğundan ötürü bacağının olmamasını dert etmek zorunda kalmamış. Kendisine güzelinden bir takma bacak yapmış. Pinokyo ise ilk canlandığında bir bebek gibiymiş konuşamıyor ve yürüyemiyormuş ancak aylar içerisinde büyümüş. Pinokyo kendini anlayabilecek duruma geldiğinde gepettoya lanetler okumuş. Çünkü diğer çocuklar onunla oynamıyor ve tahta olduğu için onu hor görüyorlarmış. Hatta bazıları onu dövüyorlarmış. Bir defasında çukur açıp gömmüşler ve ‘haydi bakalım filizlen tahta çocuk’ demişler. İşin garip yanı gepetto pinokyoyu bulana kadar burnunda ve kulaklarında birkaç filiz geliştirmiş bile…
Pinokyo canlanmasının üzerinden bir yıl bile geçmeden hayattan nefret etmiş. Hep gerçek bir çocuk olmayı dilemiş. Ancak bunu başaramayacağının farkına varınca intihar etmiş. Marangozhanede bulunan testere ile boğazını kesmiş. Gepetto bunu gördüğünde yıkılmış ve pinokyoyu yanına alıp neredeyse bir yıl önce çıktığı yolculuğa tekrar çıkmış. Büyücüyü bulmuş ve ondan pinokyoyu bir insan olarak canlandırmasını istemiş. Büyücü ‘Daha önce geldiğinde yardım ettin çünkü gerçekten ihtiyacın vardı ancak şu an yok gepetto. O kuklayı aş ve kendine gel. Sen iyi bir insansın kendini bu şekilde bir tahtaya bağlamak zorunda değilsin’ demiş. Bunun üzerine gepetto sinirlenip ‘sen ne anlarsın sevgiden, insanlardan uzakta yaşayan bir droid’sin sadece’ demiş ve dediği an pişman olmuş. Özür dilemeye çalışsa bile büyücü onu kovmuş. Bunun üzerine doğunun batısında bulunan köylere gitmiş gepetto sırtında pinokyo ile orada cadılar yaşarmış ancak bulunmaları kolay değilmiş. Gepetto bir tanesini bulabilmek için gözünden vazgeçebileceğini düşünüyormuş ki o sırada yanından soluk kırmızı elbiseli bir kadın geçmiş ve biraz gittikten sonra durup ‘eğer gözün konusunda ciddiyse tepedeki yuvarlak çatılı eve gel, gece’ demiş.
Gepetto o gece yuvarlak çatılı eve gitmiş ve eve girer girmez sol gözü yok olmuş. Karşısında geniş bir kanepede kadın ‘Demek ciddiydin. Gel ve ne istediğini söyle’ demiş. Gepetto durum karşısında şaşırmış ve konuşma yetisini kaybetmiş biraz bekledikten sonra ‘Gözüm bir anda nasıl kayboldu’ diye sormuş. Kadın ise bunun gizli bir sanat olduğunu ve söyleyemeyeceğini belirtip köşedeki bir kavanozu işaret ederek ‘İstersen geri verebilirim ancak gitmek zorunda kalırsın’ demiş. Gepetto gidip baktığında kavanoza su içerisinde yüzen bir göz görmüş ‘benim gözüm mü bu’ diye sormuş. Kadın ise ‘Kendi gözünü tanıyamıyor musun? Düşündüğümden daha zavallı bir durumda olabilirsin. Gel otur yanıma ve ne istediğini söyle’ demiş.
Kadının yanına oturmuş ve ona pinokyo ile ilgili durumu anlatmış. Anlatacakları bittiğinde ‘pinokyoyu insan olarak canlandırılmasını istiyorum’ demiş.
Kadın biraz düşündükten sonra ‘İhtimaller düşük ancak bunu yapabileceğimiz bir yol var. Ancak bunun için senin ruhundan vazgeçmen gerek. Yarısı kukla çocuk için, yarısı benim için’ demiş ve devam etmiş ‘Ayrıca yapmak istediğin şey gerçek olsa bile kafandaki gibi olmayacağını yani kuklanın sana babasıymış gibi davranmayacağını bilmeni isterim. Büyük ihtimalle yine lanetler okuyup kendini öldürmeye çalışacaktır’ dedi. Gepetto, ‘Kukla değil, o benim pinokyom ve istediği gerçek bir insan olmaktı, ruhumu vermeye hazırım, gerekeni yap’ demiş.
Kadın bu iş için birkaç hafta sonra dolunayda gelmesini söylemiş. Bu birkaç haftada gepetto pinokyo için hazırlıklar yapmış. Yatak, dolap, kıyafetler ve niceleri… Zaman geldiğinde kadının yanına gitmiş ve pinokyoyu ona teslim etmiş. Kadın büyü için bir çember çizmiş ve gepettoyu bir tarafına oturtmuş, pinokyoyu çemberin merkezine ve kendisi ise gepettonun tam karşısında oturmuş. Daha sonra gözlerini kapatıp bir şeyler mırıldanmaya başlamış. Yaklaşık bir saat sonra çemberden ışıklar sızmaya ve çember yarılmaya başlamış. Çemberin merkezinde pinokyonun altında çukur oluşmuş ve pinokyo bu çukura çekilmiş. Gepettonun ruhu vücudundan sıyrılmış ve pinokyunun tahta bedeni ile bir olmuş ve tam o anda pinokyonun vücudu insan vücuduna dönüşmeye başlamış. Derken gepetto pinokyonun bedeninden ayrılıp tekrar kendi bedenine dönmüş. O sırada kadın bayılmış ve ona yardımcı olmak için ayağa kalkmaya çalışan gepettoda yığılıp kalmış.
Aradan bir süre geçtikten sonra gepetto kadın tarafından uyandırılmış. Burnuna yanık kokusu gelmiş gepettonun, kadının suratı asıkmış ‘Olmadı’ demiş. ‘Olmadı, gereken enerji aktarımını sağlayamadım. Dolunayda bile olmadıysa bir kukla asla insan olamaz demektir bu…’ bunu duyan gepetto sinirlendi ve hiddetle ayağa kalktı. Pinokyoya bakmaya gitti ancak gördüğü şey karşısında midesi kalktı ve kustu. Gördüğü şey insan değildi ancak kukla da değildi. Bir et yığınıydı. Farklı yerlerde gözleri olan, dış derisi olmayan ve ayakları ile elleri normalden kısa bir et parçası. Yanmıştı çünkü kadın enerji aktarımı sırasında dengeyi tutturamamıştı. En azından gepetto o an böyle düşündü. Kadın onun pinokyosunu kızartmıştı. Kadına döndü ve ‘seninle işim bitti’ dedi. Pinokyodan arta kalan et parçalarını koltuğun yanında duran kırmızı bezin içerisine sıkıştırdı bunu yaparken elleri kanlandı ve et parçası çığlık attı. İlk ve son çığlığıydı…
Evden dışarı çıktı gidiyordu ki kadın arkasından çıkıp ‘ruhunun yarısı bana ait unutma’ dedi. ‘Pinokyo olayı aklından çıkınca bana geleceksin’ diye devam ettiyse bile gepettonun buna hiç niyeti yoktu. Geri dönüş yolunca doğudaki büyücüye uğramayı düşündü. Her ne kadar hoş karşılanmayacağını bilse de gitti. Büyücü içeri girdiği anda ‘Bu sebepten ötürü yapmak istemedim gepetto, bu sana daha fazla zarar verdi. Artık iyi bir insan değilsin, olamazsın çünkü ruhunu sattın’ dedi. Suçunun farkında olan gepetto ‘Kadının yanına dönmek istemiyorum. Bana son kez yol göster’ dedi. Büyücü sessiz kaldı, gepetto ise bekledi. Bir süre sonra ‘denize git’ dedi. ‘Denizin büyüsü o kadardır büyüktür ki onun üzerine hiçbir büyü işe yaramaz. Dediğim gibi artık iyi bir insan değilsin. Ancak kötü olmak zorunda da değilsin, arasını bul gepetto’ dedi.
Gepetto evine vardığında ilk işi pinokyoyu gömmek oldu. Daha sonra ise bir gemi inşa etmeye başladı. 2 haftalık çalışma sonucunda orta boyutta bir gemi yapıp yola çıktı. Yılda bir defa ise pinokyoyu ziyaret için tekrar evine geldi.”
Hikâye bittiğinde önce bir sessizlik oldu. Daha sonra kalabalıktan biri ‘ama ne salladı yaa’ dedi. Anlatıcı o tarafa dönüp ‘İstediğini düşünmekte serbestsin dostum. Ancak ben her şeyi bilirim. Tıpkı senin marie ve jude’yi aynı anda idare etmeye çalıştığını bildiğim gibi’ dedi. Tekrar bir sessizlik oldu ve bir kız ‘doğru mu’ dedi. Kalabalığın öbür tarafından başka bir kız ise ‘lanet olsun sana john’. Doğru mu diye soran kız adama bir tokat atıp oradan ayrıldı…
Gemi demir aldı ve tekrar bilinmez denizlere doğru yol almaya başladı. Kaptan her zamanki gibi üst güvertede dümen başındaydı. Kara gözle görülmeyecek kadar mesafe gidildikten sonra kaptan güverteyi gören korkuluklara yaklaşıp tayfaya seslendi. ‘Karada benim hakkımda hikayeler anlatan biri olmuş, kim o’ dedi. Dalgaların birbirini dövmesi dışında bir ses yoktu. ‘Anlatırken cesaret gösteriyorsun da şimdi korkak mı oldun’ deyince biri el kaldırdı ve ‘Ben anlattım kaptan’ dedi. ‘Köpek balıklarını sever misin Galin’ diye sordu kaptan. ‘Yakında birkaç tanesiyle tanıştırmayı düşünüyorum çünkü’. Dedi ve tekrar dümenin başına döndü.
Aradan bir iki gün geçtikten sonra köpek balığı cenneti diye bilinen yere gelindiğinde kaptan galin’i çağırdı ve onu tahtanın ucuna gitmesini işaret edip sordu: ‘korkmuyor musun’ dedi. Tahtanın en ucuna gelmiş olan Galin geri dönüp ‘Neden korkayım ki, köpek balıkları benim dostumdur’ deyip ellerini açmış ve kendini denize bıraktı.


(Sapere Aude!) #630

Baştaki şarkı için ayrı, güzel hikaye için ayrı beğenmek isterdim. Çok sevdim. Tebrik ederim.


(Volkan Şahin ) #631

Sanırım başka Pinokyo gelmeyecek. Ufukta bir anket görünüyor.


(büşra) #632

Bu sefer de istediğim hikaye seçilmezse başlığa şu şekil bir giriş yapmayı düşünüyorum. :grin:
images (3)

Siz yine de istediğiniz hikayeyi seçin tabii; özgür irade, demokrasi falan. :grin:


(Gizem) #633

Bu sefer direnmekten vazgeçtim. Akışına bırakacağım :cherry_blossom:


(Boş İnsan) #634

Kasanın içinde bir sürü :cherry_blossom: var değil mi?


(Sapere Aude!) #635

Ben bu gönderiden sonra susacağım. Geçen sefer ortalığı karıştırmıştım.


(Volkan Şahin ) #636

#DurAndroidçiYapılanma


(Sapere Aude!) #637

#Durdum


(Gizem) #638

Tabiki :cherry_blossom:’lerinden birkaçını bana verdi hatta :cherry_blossom:


(Salih Alp Gökçek ) #639

Biraz daha bekleyin, benim de hafta içinde yazma planım var. Birkaç hikayenin daha geleceğini düşünüyorum, ne tez ankete geçtiniz.


(Volkan Şahin ) #641

Yeni yorumlamamız hangisi olsun?

  • Külkedisi
  • Kibritçi Kız
  • Rapunzel
  • Güzel ve Çirkin
  • Hansel ve Gretel
  • Bremen Mızıkacıları
  • Karınca ile Ağustos Böceği
  • Gül ile Bülbül
  • Çirkin Ördek Yavrusu
  • Ali Baba ve Haramiler

0 oylayan


(Sapere Aude!) #642

Filme göre değişir. Yapabiliriz.

Edit: Yapmışız.


(Volkan Şahin ) #643

@lazarusregion @Fransuva Yeni hikayeye geçsek bile bir önceki hikayeyi yazabilirsiniz.


(anon17803553) #644

Princess Mononoke’yi izlemeyi planlıyordum ama şimdi takıntım yüzünden hikayeyi yazmak zorundayım, of.


(Sapere Aude!) #645

İzle, yarın da hikayeyi yazarsın.


(Volkan Şahin ) #646

That’s the spirit.