Hikayeleri Yeniden Yorumlama Yayınevi


(Gizem) #687

“Görmüyor musun orada tozlar var çabuk onları temizle” diye bağırdı eskiden uşağı olan ama şimdilerde sadece bir şamdan olan yardımcısına. Tüm gün aynaya bakıyor, aynadaki görüntüsüne baktıktan sonra ağlıyor geri kalan zamanında da eskiden mükemmel olan sarayını temizlettirmeye çalışıyordu. Ah ne olurdu sanki babası onu daha çok sevseydi. Tahtın hakkını ona verseydi. Bunlar olsaydı babasını ve iki kız kardeşini öldürmek zorunda kalmayacak, dolayısıyla peri onu bu lanetle cezalandırılmayacaktı.Eskiden dünyanın en güzel kızı iken şimdi dünyanın en çirkin yaratığı olmayacaktı

Yine çok huysuz olduğu bir sabah birinin onun güllerini çalmaya çalıştığı haberiyle uyandı çirkin kız. Hizmetçileri o kişiyi çoktan tutuklanmıştı bile. Güllerini çalmaya gelen bu varoş kişi fakir bir köyden gelen çok yakışıklı bir oğlandı. Çirkini görünce ilk başta irkilsede yüz ifadesini bozmadan kızın önünde eğilip yalvarmıştı “Ne olur beni affedin bu gülleri hasta olan sevgilim için alıyorum. Gülleri çok sever bunları görürse belki iyileşir.” Kız duyduklarına çok sinirlenmişti. Gelen köylüyü hemen kendi sarayına hapsetti. Oğlan her gün ona yalvarıyor ama çirkin her seferinde daha büyük bir tepkiyle cevap veriyordu. Aradan iki ay geçtikten sonra bir gün oğlanın kendi aynasından sevgilisini izlediğini farketti. Çok sinirlendi oğlanı cezalandırılmayı düşündü ama o an ilk defa bir şeyi farketti hasta kız çok da güzel bir kız değildi hatta çirkindi oğlan bunu zaten biliyordu ama yine de onu seviyordu. Yakalanırsa çirkinin ona çok kızacagını, canını yakacağını da biliyordu.Prenses ağlamaya başladı o an hiç kimsenin onu bu yakışıklı oğlanın sevgilisini sevdiği kadar sevmeyeceğini farketti. Bu lanetin geçmeyeceğini de. Sorunun sadece yüzünün çirkin olması değil yüreğinin çirkin olmasında olduğunu farketti

Kız hayatında ilk defa bir iyilik yapmak istedi. Bahçesinde ki tüm gülleri topladı ve bu güllerden bir iksir hazırladı. Hazırladığı bu iksiri aynadan gördüğü kıza götürdü ve ona içirdi. Kız iyileşmişti. Daha sonra evine hapsettiği çocuğu da serbest bıraktı. Aynadan bu çiftin mutluluğunu izlerken ilk defa kendini gerçekten mutlu hissediyordu. Bir anda aynadaki görüntü değişti. Onu bir canavara çeviren peri göründü "işte şimdi biliyorsun"dedi ve onu eski haline dönüştürdü.


(Umut) #688

Üzgünüm sizi yüzüstü bıraktım :frowning:


(Volkan Şahin ) #689

images (29)


(Sapere Aude!) #690

İyi akşamlar, alta yorumumu bırakıyorum. Keyifli okumalar.


Yerdeniz adaları, kadim zamanlardan bu yana nice hikayeler yetiştirmiştir. Bu hikayeler, özünde aynı olsalar da her adanın toprağından, suyundan, insanından olsa gerek, değişiklikler geçirmiş; aynı tohumun birbirine benzer farklı filizleri olarak Yerdeniz’in dört bir yanına yayılmışlardır. Selidor’dan Hur At-Hur’a, Balina adalarından Öte Sorr’a kadar bir hikayenin peşinden gidecek olursanız, uğradığınız her adada hikayenin yeni bir tomurcuğunu dinleyebilirsiniz. Bir yandan öylesine benzerdir ki bu hikayeler, devamının dilinin ucunda olduğunu düşünür insan. Ancak her adanın kendine ait o sihirli dokusu öyle bir sinmiştir ki hikayeyi binlerce kez dinlemiş olsanız da yine aynı yerlerde heyecanlanır, aynı yerlerde üzülür, aynı yerlerde şaşırırsınız. Yerdeniz’de sihir hikayelerle başlar. En etkili gözbağları, her adada farklı anlatılan aynı hikayelerdir.

Ancak bir hikaye vardır. Hiç değişmemiş, hiç farklı anlatılmamış, hatırlayanların kelimesi kelimesine aynı tonlamayla anlattığı bir hikayedir bu. Hoş, çok da anımsayan kalmamıştır. Çünkü bu hikaye, adaların yaratıldığı ilk sözden beri anlatıldığı rivayet edilen, Kadim Lisan’ın ilk hikayesidir. En azından Kalessin, bana böyle anlattı. Ejderhaların sözüne güvenilmeyeceğini biliyorum, onların konuştuğu Kadim Lisan, bizim unuttuğumuz bir dil olduğu için söylediklerine anlam vermek çok zordur. Ağızlarından çıkan her söz, birbirleriyle çelişen farklı anlamlara gelebilir. Bu yüzden bir ejderhaya kanmak, çok kolaydır. Kalessin de bu işte ustadır. Ama o gün, ilelebet yaşaması gereken bir hikayesi olduğunu ve bu hikayeyi bana anlatması gerektiğini söyledikten sonra Kalessin, ağzını hiç açmadan hikayeyi anlatmıştı. Daha doğrusu göstermişti. Çünkü söylediklerinden sonra başımı kaldırıp bir an için ona baktığımda gözlerimiz buluşmuş ve kuvvetli bir bağ ile birbirimize bağlanmıştık. Günler sonra kendime geldiğimde bitkin olmama rağmen büyük bir ruh esenliği içindeydim. Hikayeyi bütün ayrıntılarıyla hatırlıyordum. Hikaye, Beathe ile Uglau adında iki aşık hakkındaydı.

''Uglau, Yerdeniz’in ilk büyücülerindendi. Toprakları vardı, kendisine itaat eden bir halkı vardı, kristalden bir sarayda yaşardı. Kuvvetliydi, büyücülükte çağının önde gelenlerindendi. Öyle bir büyü kuvvetiydi ki ondaki, o bile yeterince kontrol edememiş ve vücudu bir canavarın bedenine dönüşmüş. Büyük bir öfkeye kapılan Uglau, kristal sarayından herkesi kovmuş. Gecesini gündüzünü kendisini eski hale getirecek büyüyü bulmaya harcamış. Kuvveti, tutkusuna dönüşmüş; gözü, eski halinden başka şey görmez olmuş. Böyle oldukça güçten düşmüş, güçten düştükçe delirmiş, delirdikçe benliğini kaybetmeye başlamış. İnsanlar onu kontrol etmeye geldikleri her seferinde farklı biriyle karşılaştıklarını düşünmüşler, her seferinde daha çirkin birini görmüşler. Zamanla Uglau’nun gerçek adı unutulmuş ve ondan yalnızca ‘‘Çirkin’’ diye bahsedilmeye başlanmış. Kristal saray, insanlar tarafından ihmal edilmiş. Çirkin, kendi yalnızlığına bırakılmış. Tek yoldaşı, Kadim Lisan’dan isimlerini hatırladığı tek şey olan ‘‘güller’’ olmuş. Her gece, onlara kendi adını, gerçek adını fısıldamış. İçinde kalan kuvveti, ancak böyle koruyabilmiş. Beathe güllerin arasından gelene kadar Çirkin, her gece, kederler içerisinde eskileri düşünüyor, zindanı olan bu canavar bedeninden kurtulmanın yollarını arıyor, karanlık dehlizlerin arasında kayboluyormuş. Beathe güllerin arasından gelene kadar Çirkin, Yerdeniz’in kudretlilerinin açtığı karanlık yolların müdavimi olmuş.

Beathe, sıradan bir köylü kızıymış. Biraz saf, çokça iyiniyetli, dünyayı sahip olduğu sihirle birlikte görebilen bir kızmış. Doğuştan, Yerdeniz’in kudretlilerinin açtığı iyilik yolunun yolcusuymuş. Çoğunlukla tek başına ormanda dolaşır, sükunetle dünyayı dinlermiş. Yine bir gün, gezintisi sırasında gül bahçesini fark etmiş. Biraz ilerleyince kızıl bir denizin ortasına varmış. Dört bir tarafı güllerle çevrilmiş, Beathe güzelliklerinden dolayı kendinden geçmiş. Sarhoşluğa yakın bir halde, her bir güle ayrı önem göstererek saatlerce ilerlemiş. Kızıl deniz, okyanus olmuş; gün, geceye varmış; karanlık, ışığı boğmuş, Beathe, hala ilk gülden aldığı hazla ilerlemeye devam ediyormuş. Ancak bir süre sonra, bir ses duymuş. Bir homurdanma, tekrar eden bir homurdanmaymış bu. Beathe, her ne kadar sesten ürkmüş olsa da başını kaldırmaktan kendini alamamış. Uzaklarda, kocaman cüssesiyle güllerin üstüne eğilip homurdanan bir canavar görmüş. Nefesini tutmuş, gözlerini canavardan ayırmadan geri geri adım atmaya başlamış. Birkaç adımdan sonra sendeleyerek yere düşmüş. Düşerken, güllerin dikenleri her yanını çizmiş ve Beathe’nin dudakları arasından kırılgan bir ‘‘Ah’’ dökülmüş. Olduğu yerde elleriyle ağzını sımsıkı kapatan Beathe, canavarın kendisini duymamış olmasını dilemiş. Ancak bu dilek nafileymiş, bir dakika içerisinde canavar Beathe’yi bulmuş. Beathe, yakından daha da heybetli görünen canavarı görünce bayılmış.

Gözlerini açtığında ipek yorganların altında, çok rahat bir yataktaymış. Dikenlerin sebep olduğu yaralar sarılıymış. Beathe, yataktan kalkarak önce içinde bulunduğu odayı, ardından diğer odaları dolaşmaya başlamış. Çok güzel odalar görmüş, pek çok kilitli kapının ardını merak etmiş, saatlerce sarayı dolaştıktan sonra yemek odasına varmış. Oda kocamanmış ve oda boyunca tek, upuzun bir masada ömründe görmediği yiyecekler varmış. Beathe, hızlıca masaya yönelmiş, masaya yaklaşınca masanın diğer ucunda canavarın oturduğunu fark etmiş. Canavar, gece gördüğünden daha farklıymış. Beathe’yi fark edince usulca masasından kalkmış ve onu rahatsız etmek istemediğini, belki de kendisinden korktuğunu bildiğini belli edercesine odadan ayrılmış. Bir hafta boyunca her akşam, aynı şeyi tekrarlamış. Zamanla Beathe, bu durumdan rahatsız olmuş. Bir akşam, ‘‘Lütfen, misafiriniz olarak yemekte size eşlik etmeme izin verin.’’ demiş. Çirkin, kalbinin derinliklerinde bir kuşun kanatlandığını hissetmiş.

Akşam yemeği ile başlayan misafirlik gün geçtikçe ilerlemiş; Beathe ile Çirkin günlerini birlikte geçirmeye başlamışlar. Beathe gün geçtikçe Çirkin’e ısınmış, ısındıkça kristal sarayın avlularına bahar gelmiş. Güller daha da kızarmış. Her gün, sabahın ilk ışıklarıyla gül bahçesine gitmeye başlamışlar. Çirkin, yine aynı ritüeline devam ediyormuş, her bir güle kırılmalarından korkarcasına dikkatle yaklaşıyor ve adını fısıldıyormuş. Beathe, Çirkin’in görüntüsünden etkilenerek ‘‘Acaba güllere ne fısıldadığınızı ben de öğrenebilir miyim?’’ diye sormuş. Canavar, kocaman ellerine rağmen gülü narince okşamış, zarifçe Beathe’ye dönmüş. Dizlerinin üzerine çökerken usulca ‘‘Uglau’’ demiş. Beathe, canavarın gözlerinin içine bakarak yanıtlamış: ‘‘Beathe.’’ El ele tutuşmalarıyla etraflarını parlak bir ışık kaplamış. Kızıl denizin içerisinde bembeyaz ışıktan bir küre gibi parlamışlar. Birkaç dakika sonra ışık söndüğünde Beathe’nin elleri yine Çirkin’in elleri arasındaymış. Ancak kürenin içerisinde geçen birkaç dakikada Beathe, Uglau’nun başından geçenleri öğrenmiş, onun gerçek görüntüsünü görmüş, Yerdeniz’in kudretlileri tarafından karanlık yolların yolcusu yapıldığını, her iki dünya arasında gidip geldiğini ve öte dünyada yitip gitmemesinin tek yolunun kendisinin desteği olduğunu görmüş. Uglau da canavar bedeninin onun gerçek bedeni haline geldiğini, kaybolduğu karanlık dehlizlerin aslında çıkışı olmayan bir labirent olduğunu, ihtiyacı olanın Beathe’nin ışığı olduğunu anlamış. Birbirlerine hiçbir şey demeden kristal saraya geri dönmüşler. Ömürlerinin sonuna kadar her sabah kızıl gül denizindeki güllere adlarını fısıldamışlar. Güller, çağrıya karşı cevapsız kalamamış ve hikayeyi Yerdeniz’in her bir adasına götürmek için dört bir yana dağılmışlar. Ancak çok az kişi gülleri dinlemiş. Çünkü onları koparıp atmakla meşgullermiş. Yalnızca biz ejderhalar, güller kadim dostlarımız olduğu için bu hikayeyi biliriz. Gücümüz de biraz buradan gelir. Çünkü, sevgili Erreth-Akbe, büyü gücüne sahip olan herkeste hem Uglau’dan hem de Beathe’den bir parça bulunur. Kimilerinde Uglau baskındır ve onlar karanlığa yönelirler. Çoğunluk ise Beathe’nin parçasının etkisi altındadır. Bu da onların zayıflamasına neden olur. Kudretli büyücüler, gerçekten kudretli olanlar Beathe ile Uglau’nun birlikte kuvvetli olduklarını fark edenlerdir. Halkayı tamamlayanlar, dengeyi sağlayanlardır. Şimdi, sevgili Erreth-Akbe, sen de kudretli bir büyücü olmak için ilk adımı attın. Halkayı tamamlaman gerektiğini biliyorsun. Yapman gereken Atuan diyarlarına gitmek. Orada halkayı tamamlayabilirsin.’’

Günler sonra kendime geldiğimde bitkin olmama rağmen büyük bir ruh esenliği içindeydim. Ne yapmam gerektiğini biliyordum. Atuan diyarlarına gitmeliydim.


(Gizem) #691

Mükemmel olmuş bu yorumu okuduktan sonra bir daha yazmam galiba


(Sapere Aude!) #692

Haydaaaa, niye bir daha yazmayacakmışsın? Ben senin yorumunu çok beğendim. Birkaç seferdir kısa ama vurucu şeyler yazıyorsun. Yazmazsan canım sıkılır.


(.) #693

Ellerine sağlık, @FordPrefect . Gerçekten harika olmuş. :clap:t3:

Hikayelerinizi okumaya bayılıyorum. İyi ki yazıyorsunuz hepiniz.


(Berdan ) #694

Güzel ve Çirkin için bir şeyler yazmayı planlamıyordum ama şimdi tamamen vazgeçtim.

@FordPrefect hikayen harika olmuş. :+1: Yerdeniz evrenine adapte edişin de ayrı başarılı.


(Sapere Aude!) #695

Teşekkür ederim, beğenmene sevindim.

@lazarusregion vazgeçme, kimse vazgeçmesin. Başlıkta herkesin hikayelere getirdiği farklı yorumları okumayı seviyorum.


(Umut) #696

Ne yalan söyleyeyim, benim de ufaktan hevesim kaçtı. Zaten sözümü de tutamadım, utanıyorum
Ekran Alıntısı


(sergen) #697

çıtayı arş’a çıkar ondan sonra “niye yazmıyorsunuz”

şaka şaka, aklıma tema gelmedi ama sen çok güzel yakalamışsın. ancak keşke ged dinleseydi bu hikayeyi, erreth-akbe çok kadim bir büyücü olduğu için giriş hikayesinde yeterince konumlandıramadım kafamda.

tabi bunlar boş bahaneler, şahane yazmışsın, ellerin dert görmesin.


(Sapere Aude!) #698

Teşekkür ederim, çıta zaten hep yukarılarda. Ben de layık olmaya çalışıyorum.

Ged’in hikayesi benim yazabileceğimden kat kat iyi yazılmış zaten. O yüzden hiç elim gitmedi. Erreth-Akbe’nin kadim bir büyücü olmadığı zamanlar olabileceğini düşündüm.


(sergen) #699

atuan’a yolculuk yapması bana ged’i anımsattı. o sebepten sanırım tam olarak erreth-akbe’yi oturtamadım.


(Sapere Aude!) #700

O kısmı tam anımsayamadım aslında :smile: Atuan’ın bulunduğu adalardan birine gidiyordu. Karego-At olabilir. Atuan diyarları diye yazayım dedim.


(sergen) #701

ikinci kitap direk “atuan” olarak geçtiğinden her ne kadar bir yöreye verilse de o isim büyük ihtimalle nerede duysam ged’i(öykünden bağımsız olarak diyorum) anımsayacağım.


(Ali) #702

Tamamdır ben birdaha yazmıyorum. Şu hikâyeden sonra yazacaklarım oldukça basit kalır. Çok iyi olmuş gerçekten.


(Berdan ) #703

@VolkanSahin yeni anket açılmasını talep ediyorum. :hugs:


(Gizem) #704

Sadece 4 güzel ve çirkin yorumu mu?
Beni hayal kırıklığına uğrattınız muhit… b2a8ab16-3e54-4ef1-a111-03b448953856


(Volkan Şahin ) #705

Any objections?

Zaten Güzel ve Çirkin’den ne bekliyorduk ki? :stuck_out_tongue:


(Sapere Aude!) #706

İtiraz ediyorum.