Hikayeleri Yeniden Yorumlama Yayınevi


(Fransuva'nın Ayranı) #727

Güzel ve çirkine oy verdim ama sonra orjinal masalın dışına çıkamadığım için yazmadım aklıma gelen en yaratıcı şey Witcher’daki yorumu


(Sapere Aude!) #728

Bence yine de yaz, ben o yorumu bilmiyorum.


(Gizem) #729

Anket ne zaman yapılacak?


(Fransuva'nın Ayranı) #730

O kitaptan alıntı yapıp atarım buraya istersen.


(Dipsomanik Kullanıcı) #731

İste Gül ile Bülbül değiştirmeye çok müsait bir hikaye diyorum ama kimse dinlemiyor ki :woman_shrugging: Yazamıyoruz o yüzden


(anon17803553) #732

Hiçbir zaman :no_good_man:


(Umut) #733

DURUN! Kapıları tutun. Sanırım beklediğim gün bugün.


(Xibalba) #734

Bence bunun sebebi kimsenin hikayeyi bilmemesi :pensive: umarım tek bilmeyen ben değilimdir


(Sapere Aude!) #735

Senin yazmanı tercih ederim.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #736

+1, okumadığım (ve muhtemelen okumayacağım @FordPrefect 'e sorun) bir hikayeyi nasıl yorumlayabilirim?


(Dipsomanik Kullanıcı) #737

Ben size internetten bulabilirim :heart:


(Sapere Aude!) #738

Güzel hikaye aslında, okusanız seversiniz bence. Güzel yorumlar çıkabilir. Ben yazmak isterim.

@Audomarus_Fridia muhtemelen son yazdığımı da okumadın?


(Dipsomanik Kullanıcı) #739

Özellikle de senin nasıl değiştireceğini aşırı merak ediyorum. Uzun da sayılmaz ki hem :hugs:


(Umut) #740

Sessiz bir gece esnasında, birden karanlık bir ormanda bir bebek çığlıkları yankılanmaya başladı. Bu karanlık ormana “Lanetli Orman” deniyordu çünkü orası iğrenç bir yaratığın yaşadığı şatonun bulunduğu yerdi. Bu ormanda çeşitli vahşi hayvanlar da yaşardı. Aç kurtlar, sinirli ayılar, zehirli yılanlar, hepsi gelen avların yolunu gözler ve ormana giren herhangi bir canlıyı saniyeler içinde yiyebilirdi. Bu sırada etraftaki sinsi yırtıcılar da bebeğe doğru yavaşça yaklaşıyordu. İlk hamleyi bir yılan yapacakken, pençeli ve tüylü bir el yılanı boğazından tutup kafasını kopardı ve kükredi. Evet, bu ormanda yaşayan o yaratıktı. Onun kükreyişinden sonra tüm hayvanlar uzaklaştı. “Seni buraya kim bırakmış olabilir ki?” diye sordu tüylü elin sahibi bebeğin içinde yattığı sepeti tutarak. Bebek daha fazla korkmaya ve daha fazla çığlık atmaya başladı. Yaratık kararsız bir şekilde etrafına baktıktan sonra, bebeği şatoya götürmeye karar verdi. Yaratık, “Bu aptalca, bu aptalca, bu aptalca!” diye sayıklıyordu kendi kendine. Şatoya vardıklarında, bebek çoktan uykuya dalmış bir şekilde parmağını emiyordu. Yaratık bebeğe bir oda hazırladı. Bebek canavara yavaş yavaş alıştı, canavar da bebeğe. Bebek büyüdükten sonra, canavar ona bir isim koyması gerektiğini fark etti ve ona “Güzel” adını verdi. Güzel ise ona “Çirkin” adını verdi. Bu ikili mutlu bir şekilde yaşarken, Güzel, şatodaki kitapları okuya okuya hayatında bir şeylerin ters olduğunu fark etti ve kafasında bazı sorular belirdi, “Annem nerede?”, “Neden dışarı çıkmama izin vermiyorsun?”, “Sen ve ben neden farklıyız?”, “Bodrum katındaki kilitli kasanın içinde ne var?”. Çirkin derin bir iç geçirip anlatmaya başladı, “Ben de tıpkı senin gibi bir insandım fakat kasabanın yönetimi benim getirmeye çalıştığım düzeni sevmediği için beni kasabadaki büyücüleri kullanarak lanetlediler. Şu an olduğum bu yaratık haline getirdiler ve bu terk edilmiş şatoya getirdiler. Kasada ise… Gel sana göstereyim.” Çirkin, Güzel’i bodrum katına, kasanın yanına götürdü ve kasayı açtı. Kasada cam bir fanus içerisinde, yavaşça solan bir gül vardı. “Her lanetten kurtulmanın bir yolu vardır. Bu gül, benim kaçış yolum.” dedi Çirkin. “Seni dışarıya çıkarmıyorum çünkü o korkunç kasaba halkı ile karşılaşmanı istemiyorum. Seni ormana bırakan kişi de o kasabadan.” “Ne?” dedi Güzel, donakalmıştı. “Annen seni sevmediği için ormana bıraktı. Seni hayvanlar yiyecek iken buldum ve kurtardım, ardından sana baktım.” diye cevap verdi Çirkin. Güzel korku içerisinde ağlayarak Çirkin’e sarıldı. “Özür dilerim.” dedi, “Senden şüphe ettiğim için.” Ardından bir silah sesi duydular. Çirkin hızlıca yukarı çıktı. Silah sesleri şatonun arkasından gelmeye devam ediyordu. Çirkin, “Hayır, hayır, hayır. HAYIR!” diye bağırdı ve pencereyi kırarak dışarı atladı. Güzel neler olduğunu anlamaya çalışırken Çirkin’in kırdığı pencereye doğru ilerledi. Dışarıya baktı. Çirkin insana benzer bir kaç figür ile savaşıyordu. Tam bu sırada Güzel arkadan sinsice gelen bir kasabalıdan kafasına darbe yedi. Güzel uyandığında elleri, ayakları ve gözleri bağlı bir şekilde bir sandalyede oturuyordu. Etraftan bir sürü ses geliyordu.
“5 adamımızı kaybettik efendim. Canavarı da yakalayamadık.”
“Olsun, her kayıp bizim için bu kazancı sağladı. Onurlu bir şekilde öldüler.”
“İnsanlar mı öldü?” diye sordu Güzel.
Herkes bir anda sustu ve Güzel’e baktı. Gözlerinin bağını açtı ve “Evet, o lanet yaratık öldürdü.” dedi başları gibi duran eleman.
“Onun adı Çirkin! Pis lakaplarınız ile kirletmeyin onu!” dedi Güzel.
“Vay be, ona yakışan bir isimmiş gerçekten.” dedi adam ve herkes kahkahaya boğuldu.
Güzel ise, kızgındı.
Adam Güzel’e sordu, “Neden o şatodaydın? Çirkin hakkında ne biliyorsun?”
“Ben orada yaşıyorum.” dedi Güzel. Herkes şaşırdı.
“Bu nasıl olab-” daha adam sözünü bitirmeden, Güzel anlatmaya başladı. Kasabalılara dersini vermesini gerektiğini düşünüyordu. Çirkin’in anlattığı her şeyi adama da anlattı. Güzel alaycı bir şekilde kasabalıların hatalarını yüzüne vurduğunu zannederken, adam “Sana bu palavraları mı anlattı?” diye sordu. “N-nasıl yani?” diye kekeledi Güzel. Adam da anlatmaya başladı. “Bu yaratık şeytanın bize yolladığı bir bela. Adeta bir ölüm makinesi. Asırlardır kasabamıza yapmadığını bırakmadı. Lanetli Orman denilen yerde eskiden bizim halkımız yaşardı fakat bu canavar oraya kendi hayvanları ile saldırdı. Hazırlıksız yakalandık ve şatoyu kaybettik, kralımız ile birlikte… Senelerdir oraya giren olmadı. Taa ki büyücüler onun yaşamını temsil eden sihirli gülü sezene dek.” Güzel’in kafası çok karışmıştı. Neye inanacağını bilemiyordu. Çirkin’i savundu fakat adam vahşice katledilen askerlerinin bedenlerini gösterdi. Güzel kustu. Her ne kadar bir canavara benzese de, babası olarak tanıdığı Çirkin’i bu denli korkunç hayal edemiyordu. Bu kadarının yeterli olduğunu anlayan adam Güzel’in bağlarını çözdü ve “Ben Guston, bize yardım etmen gerekiyor.” dedi. Dışarıdan bir kükreme duyuldu. Çirkin, hayvanları ile birlikte kasabaya saldırıyordu. Guston ve adamları silahları ile birlikte savaşmaya çıktılar ve Güzel’e orada durmasını söylediler. Bu bugün başına ikinci kez geliyordu ve orada durmaya niyeti yoktu. Oradan çıktı ve savaştan kaçınıp ormana daldı. Orman bomboştu. Şatoya doğru ilerledi. Şatoya girdi ve bodrum katına indi. Gülün saklı olduğu kasayı buldu. Guston ona bu gülün Çirkin’in hayatını temsil ettiğini söylemişti. Eğer bu doğru ise, her şeye bir son verebilirdi. Unuttuğu bir şey vardı ki o da kasanın bir şifresi olduğu. Şifre bir kelimeden oluşuyordu. Güzel ilk denemesinde açtı kasayı. Cam fanusu kırdı. Gülü eline aldı. Bu sırada Çirkin ve hayvanları kasaba ile olan müchadelesinde üstünlerdi. Çirkin’in kulakları dikleşti ve şatoya doğru koşmaya başladı. Üşüyordu. Hızlıca bodrum katına indi ve Güzel’i yerde ağlarken buldu. Elinde gül vardı. “Yapacaktım, işini bitirecektim fakat yapamadım. Bana anlattıkları doğru muydu?!” diye bağırdı Güzel. Çirkin bir şey demeden ona yaklaşıyordu. “DOĞRU MUYDU!?” diye bağırdı tekrardan gülü sıkarak. Eli kanıyordu. Çirkin inleyerek yere yattı. “Hepsi doğruydu değil mi, bu gülün senin, sözde, lanetin ile ilgisi yok.”
“Peki, senin anlattıklarının ne kadarı doğruydu?” diye devam etti Güzel.
“Seni hep sevdim, seni orada yiyebilirdim fakat seni büyütmeyi tercih ettim!” dedi Çirkin.
“Kendi yalnızlığını dindirmek için beni yemediğine şükretmemi mi bekliyorsun? Bunca insanın çektiği acılar ne olacak?” diye sormaya devam etti Güzel.
“O zaman beni öldür.” dedi Çirkin, "Öldür ve kararlarından pişmanlık duy, babanı sonsuza dek kaybe-"
Güzel, gülü parçalamıştı. Çirkin ise ölmüştü. Kasaba halkı Çirkin’in devasa gücünün yokluğunda savaşı kazanmıştı.

Yıllar sonra, şato yenilendi ve kasaba eski haline geri döndü. Guston ve Güzel birlikte yaşamaya başlamışlardı. Kasaba onu benimsemişti ve bir kahraman olarak görüyordu. Bir akşam Guston durup dururken Güzel’e sordu, “Bir soru aklımı kurcalamaya başladı, sana sormaktan başka çarem yok. O gün, kasanın şifresini nasıl biliyordun? Yani o kasanın şifresini sana bile söylemesi imkansız.”
“Söylemedi zaten,” dedi Güzel, “kasanın şifresini “Güzel” yapmış.” Güzel ağlamaya başladı. Guston ona sarıldı. Birbirlerine birbirlerini sevdiklerini söylediler ve mutlu bir yaşama devam ettiler.

Sonunda yazdım, sanırım ilham geceleri geliyor. Lütfen iyi ya da kötü görüşlerinizi belirtin, hepsi benim için çok değerli :blush:


(Volkan Şahin ) #741

@lazarusregion un serzenişlerini haklı buldum ve Güzel ve Çirkin’e ayırdığımız sürenin Pinokyo’ya ayırdığımız süreyle aynı olduğunu fark ettim.

O yüzden, buyurun, kapışın:

  • Külkedisi
  • Rapunzel
  • Kibritçi Kız
  • Hansel ve Gretel
  • Gül ile Bülbül
  • Ali Baba ve Haramiler
  • Çirkin Ördek Yavrusu
  • Bremen Mızıkacıları
  • Karınca ile Ağustos Böceği

0 oylayan

SAHİBİNDEN DİPNOT:


(Xibalba) #742

Buyrun hikaye:

Bence çok güzel, bunu yapabiliriz. Hem değişiklik olur. Bi düşünün bence. :upside_down_face:


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #743

Gerçekten çok iyi şeyler yazılmış. Vaktini ayırıp yazan arkadaşlar bravo.


(Fransuva'nın Ayranı) #744

@eagle’a teşekkürü borç bilirim. Onun fotoğraf başlığına attığı fotoğraf olmasaydı yazamazdım.


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #745

İlham verdiyse ne mutlu :slight_smile: Güzel olmuş hikaye bu arada. :+1:


(Umut) #747

Beğenmiyorsan sen ya-
Şaka şaka, dediklerini okurken aslında çok haklı olduğunu fark ettim ve istemsizce “Acaba benim hikayemde böyle mi oldu?” diye dönüp kendi hikayeme baktım. Fark ettim ki anlattığın klişelerden bazılarını tutsam da, istemsizce bazılarından kopmuşum. Bu da hem sana daha çok katılmamı, hem de hatalarımı fark etmemi sağladı. Lütfen yazını silme. Anlatmak istediğin güzel bir şey.
Teşekkürler :blush: