Hikayeleri Yeniden Yorumlama Yayınevi


(Sapere Aude!) #809

Başarıya ulaşmak için fedakarlıkta bulunmanız gerekir. Kendinizden bir parçayı, sizi çok istediğiniz şeyi başarmaktan alıkoyan o fazlalığı arkanızda bırakmalısınız. Bunu yapanlara deli gözüyle bakanlara aldırmayın. Delilik de aklın feda edilmesidir. Herkes tarafından başarılı ve bir o kadar da deli görülen biri olarak, her şeyimi tek bir fedakarlığa sahip olduğumu itiraf etmeliyim. Ama önce şunu itiraf etmeliyim: Dillere pelesenk olan başarım ve herkesi ürküten deliliğim, birbirinden bağımsız değil, aksine birbirlerini besliyorlar. Delirmeseydim, başarılı olamazdım. Başarılı olmasam, belki de bu kadar delirmezdim. Çocuktum, ufacıktım. Ama deliliğin ve başarı ihtimalinin o cılız ışığı karşıma çıkınca yakalamak için elimi uzatmakta tereddüt etmemiştim. Yakaladığımda, yakalananın ben olduğumu ve ellerimle birlikte ellerimden daha değerli şeyleri feda ettiğimi ise yıllar sonra fark etmiştim. Ama önemli değildi, çünkü aynı zamanda çok önceden delirmiş olduğumu da fark etmiştim. İnsanlar delirmekle fazla meşgul olduğu için delirmiş olduklarını fark edemeden ölebiliyorlar. Bir de lafı sürekli uzatıyorlar, daldan dala atlayıp bir anda neyi anlattıklarını unutabiliyorlar. Tıpkı şimdi, benim başıma geldiği gibi. Ne diyordum? Bir saniye… Evet, o günü anlatacaktım. Lezzet ile tanıştığım ve ona aşık olduğum o günü anlatacaktım.


-Hadi, demişti üvey annemiz. Ormana gidip ağaç kesmemiz gerek. Hadi! Yoksa kışın soğuktan donarız. İlk defa o gün bizi evde bırakmamıştı. Babamız çok sessizdi, diğer günlere kıyasla çok daha sessiz. Ormanın derinliklerine doğru giderken dönüp dönüp sürekli bize bakıyordu. Aklında bir şeyler vardı. Bir önceki gece üvey annemizin kendisine söylediği, benim de sen mışıl mışıl uyurken kulak misafiri olduğum o iğrenç planı düşünüyordu. Yıllar sonra, kabuslarımda o geceyi tekrar tekrar görüp aynı dehşeti yaşadığımda deliliğimin tohumlarının orada atıldığını anlıyorum. Sana bir şey diyememiştim Gretel. Çünkü çok ufaktın, çok ufaktık. Ölüme terk edilmek için ufaktık. O yüzden kendimce plan yapmış, elinden zorla ekmeğinin yarısını almış ve benimkinden ayırdığım yarıyla birlikte kırıntı haline getirerek arkamızda iz bırakmıştım. Eve dönüşünün yolunu çizmiştim.

Aptal kuşlar! Aptallar, salaklar, aç kuşlar! Hiçbir iz bırakmadan her bir kırıntıyı süpürmüşler. Aptal ben! Nasıl olur da bunu bu kadar geç fark ederim? Babamız ile üvey annemiz bizi ateşin başında bıraktığında uyumak yerine, neden etrafı kontrol etmedim? Neden peşlerinden gitmedim? Öylece ateşin başına uzandım ve senin yanında uykuya daldım, Gretel, benim sevgili kardeşim. Masal karakteri gibi davrandım, abin olarak seni koruyamadım. Özür dilerim.


Sen ağladın. Karanlıkta kaldığımız için korktun, babamız ve üvey annemiz bizi terk ettiği için korktun, eve dönemeyeceğimizi söylediğim için korktun. İçimdeki delilik, biraz daha yeşerdi. Aklıma çılgınca bir plan geldi. Evin bulunduğu yöne ilerlemek yerine gerisin geri, ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladım. Peşimden seni sürükleyerek, karanlıktan korkmanın anlamsız olduğunu ve her zaman seni koruyacağımı söyleyerek ilerledim. Hıçkırıkların yavaş yavaş azaldı. Keyfin yerine geldi. Güneşin doğuşuna vardığımızda tek sorunumuz açlıktı. Orman, bir tepeyi sarıyordu ve bu tepeyi aç karnına, bütün geceyi yürümüş olmanın getirdiği bitkinlikle aşmamız zor görünüyordu. Yiyecek bir şeyler bulmak umuduyla ben ayaklarımızın altındaki çalılıklara göz atarken sen seslendin: ''Hansel, tepede bir ev var!

Ah Gretel, küçük şahin! Uzaklardan nasıl da gördün, bizi nasıl bir umuta bağladın! İkimiz de hayatımızın eskisi gibi olmayacağından habersiz, vücudumuzda kalan son enerjiyi kullanarak tepeye koştuk. Senden bir adım öndeydim. Karşımızda ışıl ışıl parlayan, mis gibi kokular gelen bir ev vardı. Evin duvarları kurabiye ile kaplıydı. Pencereleri çikolata, camları şekerdendi. Gördüklerime inanamadan pencereden bir parça kopardım. Ömrümde yediğim en lezzetli çikolataydı. Belki yorgunluktan belki de o lezzetin baş döndürücülüğünden gözlerim karardı. Çikolata elimden düştü, ben de peşinden gittim.


Gözlerimi açmadan nefis bir koku ile uyanıyorum. Gözkapaklarım ağır ağır aralanıyor. Sonra aklıma sen geliyorsun, odayı kolaçan ediyorum. Yanımdaki yatak, beceriksizce toplanmış. Sen olmalısın, akşam tekrar yatacağın için yatak toplamayı anlamsız bulan Gretel. Benim sevimli kız kardeşim. Yataktan hızlıca kalkıp seni bulmak istiyorum. İstemsizce burnuma gelen kokuyu takip edip mutfağa varıyorum. Masada, kocaman bir süt bardağı ve altın gibi parlayan böreklerin ardında önce seni görüyorum. Ardından da onu, ev sahibimizi. O da beni görüyor:

-Demek uyandın, küçük bey, diyor. Kardeşinin karşısına otur, senin için hazırladığım etli börekler pişmek üzere. Arkasını dönerek hızlıca bir şeyleri karıştırmaya devam ediyor.

Ne kadar aç olduğumu fark ediyorum. Aklıma, bayılmadan önce yediğim çikolata geliyor, çekinerek soruyorum:
-Acaba çikolata var mı? Pencerenizden bir parça aldım, nefisti.

Ev sahibimiz karıştırmaya ara verip bir süre duruyor. Tekrar bana dönüyor. Gözlerinde ilginç bir ifadeyle;
-Demek bayılmanın sebebi çikolataymış, daha önce hiç çikolata yememiş miydin küçük bey, diye soruyor. Kafamı iki yana sallıyorum. ‘‘Demek çikolata yüzünden.’’ diyor ve arkasını dönüyor.


Bir haftadır burada kalıyoruz Gretel. Bir haftadır, o güzelim çikolatalardan başka her şeyi yedik. Senin için hava hoş, ama ben aklımdan o çikolataları çıkaramıyorum. Birkaç kez pencerelere yaklaştım, bir parça çikolata alabilmek için. Ama ev sahibimiz her seferinde beni yakaladı, her seferinde ‘‘Henüz zamanı değil küçük bey, alın, bundan yiyin.’’ diyerek elime farklı bir lezzet tutuşturdu. Ama ben, hastalıklı bir şekilde o çikolataları istiyorum. Kendim için, senin için ve diğer herkes için. Üvey annemizin bile bu çikolatayı yemesini istiyorum. Bu yüzden artık dayanamayarak bir gece, yatağımdan kalkıp parmak uçlarımda pencerenin yanına gidiyorum. Bir parça alacağım. O lezzeti, bir kez daha tadacağım. Sonra da ev sahibimizden bu lezzetin tarifini öğreneceğim. Elimizi uzatıp pencereden bir parça koparıyorum. Büyük bir gürültü kopuyor, yer titriyor. Korkarak gözlerimi kapatıyorum. Bir süre sonra yerin titremesi duruyor.


-Henüz zamanı gelmemişti küçük bey. Ama ısrarınız evime zarar vermeye başlayacak. Söyleyin, çikolatamdan ne istiyorsunuz? Ev sahibimizin sesiyle gözlerimi açıyorum. Tek ışığın silik gölgeler yaratabilen mum ışığından geldiği bir dehlizdeyiz. Etrafta iğrenç bir koku var. Ev sahibimizin arkasında büyükçe bir tezgah var. Tezgahın üzerinde et var, bolca et. Tezgahın yanı başında yalnızca bacakları kalmış, asılmış bir et parçası var, kesilmesinin üzerinden biraz geçmiş. Ev sahibimizin sesini bir kez daha duyuyorum.

-İstediğim zaman seni konuşturabileceğimi bilmeni isterim küçük bey. Sorularıma cevap vermen senin için daha iyi olacaktır. Söyle, çikolatamdan ne istiyorsun? Sesi artık daha ürkütücü ve buyurgan. O kadar buyurgan ki susmak istesem de konuşmaya başlıyorum:

-Çikolata çok lezzetli. Bu lezzeti herkesin tatmasını istiyorum. Ev sahibimizin gözleri parlıyor.
-Demek çikolatayı paylaşmak istiyorsun, hem de herkesle. Ne kadar şeker! Çılgınlar gibi gülüyor. ''O zaman söyle, bunun için ne yapabilirsin? Bana istediğim her şeyi verebilir misin? Soframı donatmama yardımcı olabilir misin? Benim istediğim her şeyi yapabilir misin?

Korkuyorum, aklım karşı çıkıyor. Aklımdan ne kaldıysa karşı çıkıyor. Ev sahibimizin arkasındaki tezgaha gözlerim kayıyor. İğrenç kokunun, kan kokusu olduğunu fark ediyorum. Dizlerimin üzerine çöküyorum. Yağ bağlayan göbeğime bakıyorum. ''Henüz zamanı gelmedi.’’ diyen ev sahibimize bakıyorum. Dişlerimi sıkıyorum ama bir kuvvet, ağzımdan o sözleri alıyor:
-Her şeyi. Yaparım. Sadece. Çikolata. İstiyorum. Tarifini.
-Kız kardeşin, diyor ev sahibimiz. Çok işe yarayabilir. Beni yanlış anlamanı istemem küçük bey. Ben bir cadı değilim, yalnızca yozlaşmış bir periyim. Tanrılara yemek yaparım ve bu aralar taze malzeme bulmak gerçekten zorlaştı. Seninle anlaşma yapabiliriz.

Hayır, hayır, hayır, hayırhayırhayırhayırhayırHAYIR. Bu olmaz, Gretel olmaz. Benim küçük kız kardeşim olmaz. Ama çikolatalar çok lezzetli. Hayır. Ama herkes bu lezzeti tatmalı. Gretel? O da tatmalı. Sevgili kız kardeşim. Olmaz, hayır, kesinlikle. Çikolata lezzetli William. Çok lezzetli.

-’‘Evet, bir anlaşma yapabiliriz.’’

İçimdeki delilik, çiçek açıyor.


(Volkan Şahin ) #810

standing-ovation


(sergen) #811

Gözlerimi açamıyordum, uyanmış olupta hala uykuda hissedilen o garip evredeydim. Elimi yumruk yapıp gözümü ovalamaya başladım sonra bunun kötü bir karar olduğunu fark edip yataktan doğruldu.
"Hadi ama şimdiye kalkmış olman lazımdı. Bugün uykuculuğa vakit yok!"
Kafamı yavaşça yana büküp sesin geldiği tarafa baktım. Ses tanıdık olsa da kime ait olduğunu bilmiyordum. Kalkıp içeri doğru ilerledim ve mutfak tezgahı önünde ocakta oyalanan bir kadın gördüm.
“Merhaba” dedim. İlk her zaman merhaba denir çünkü bu bir kuraldır. Toplumsal norm yada her neyse işte… zaten neden bir şeyi yaptıkta sonra bunun üzerine düşünmek zorundaydım ki.
“Kimsiniz acaba?” diye devam ettim. Acaba ben mi onun evindeydim yoksa o mu benim evimdeydi. Dün gece birlikte mi olduk acaba yoksa annemin yolladığı temizlikçi mi? diye düşünürken fark ettim ki kadın bana dönmüş bir kaşı yukarıda biraz düşünceli bir şekilde bana bakıyordu. Elindeki kaşıktan hazırladığı yemeğin tadına baktıktan sonra;
“Ne yani beni hatırlamıyor musun tatlım?” kaşlarını büküp dudaklarını sallandırdı.
“Halbuki dün gece ne güzel şeyler fısıldıyordun kulağıma” diyip muzipçe gülümsedi.
Şaşırmıştım, imkanı yoktu.
Böyle bir şey olsa hatırlardım herhalde,
Hem yaşı da bayağı var gibi…
Ama samimi de görünüyor,
Haklı olabilir mi?
Umarım değildir.
Ben bu düşüncelere dalmışken o sinsice yanıma yanaşıp kafama kaşıkla vurdu. Yine kaşlarından birini kaldırıp;
“Terbiyesize bak sen, ablanla yatmış olabilecek olduğun ihtimalini mi düşünyorsun yoksa? Seni eşşeksıpası seni” diyip tekrar kaşıkla vurdu kafama ve devam etti.
“Kafanın üstüne düştüğünden beri bu hafıza gitgellerini yaşıyorsun. Gerçi bunu da hatırlamıyorsundur. Dolabında kendi hazırladığın bir not defterin var. Git kontrol et, kim kimmiş hatırla bugün hafızana ihtiyacım olmayacak ama beni yavaşlatmanı da istemiyorum.” daha sonra arkasını dönüp ocağa doğru yürümeye başladı. Bende dönüp odama yürümeye başlamıştım ki;
“Çabuk ol yemeği yedikten sonra çıkacağız” cevap vermek gelmedi içimden ve odama geri döndüm. Dolapta küçük kahverengi bir defter vardı. İçerisinde ise isimlerin ve fotoğrafların olduğu sayfalar. Az önce konuştuğum ablam Gratel olduğunu öğrendiğimde çok utanmıştım ama bunu bilinçli yapmamıştım ki. Diğer sayfalarda annemin babamın ve birkaç arkadaşımla komşularımızın fotoğraflarıyla birlikte… hepsini bitirdikten sonra içeri geçtim.
“A-abla ben özüre di…”
“Kes özür dilemeyi seni şapşal…” diyip küçük bir kahkaha attı.
"…Sanki bilerek yapıyorsun" benimle aynı düşünmesine sevinmiştim. Gülümsedim, karşılık verdi.
“Yardım lazım mı?”
"Hayır sadece otur ve bekle, yemeği getireceğim"
Biraz sonra elinde iki tabakla geldi ve masaya bıraktıktan sonra da karşıma geçti. Yine kaşlarından birini kaldırıp;
“Bugün ne yapacağız biliyor musun?”
“Ablam olduğunu bir defterden öğrendim. Sence biliyor muyum?”
“Hmm, bunu üçüncü kez yapıyorum” diyip yüzünü garip bir şekle soktu.
“Aslında pek bir şey yapmayacağız. Yani senin içgüdülerin bu haldeyken bile işler durumda olacaktır. Sadece ormanın içinde yaşadığı söylenen cadıyı avlamaya gideceğiz” dedi.

Cadı, avlamak, içgüdü??
Nasıl yani biz cadı avcısı falan mıydık?
Yok canım evde tek bir silah göremedim.
Gerçi bu bir şeyi kanıtlamazdı.
Anne ve babamız nerede?
Sorsa mıydım acaba bilemedim, sessizce yemeğe devam ettim.

Az sonra yemeğimiz bitti beraber masayı toparladık. Daha sonra ne yapacağımı bilemediğim için beklemeye başladım derken ablam kulağımdan tutup çekiştirmeye başladı.
“Belki sana biraz sert davranırsam bazı şeyleri hatırlarsın” diyip kahkaha attı. Üst kata çıkan merdivenin altındaki kapının önüne kadar bu şekilde sürükledi. Kapıyı açtığında gözlerime inanamadım çünkü içeride her türlü kılıç, bıçak, yay ve ok vardı. Bunların dışında anlamadığım küçük top şeklinde nesneler ve birkaç parça pelerin tarzı kıyafet vardı. Ablam üzerindekileri çıkartmadan pelerini giydi ve bana dönüp;
“Bekleme, pelerini geçir üzerine. En az üç hançer al yanına, kıyafetinde bunları koyacak yerler var. Sen yay kullanımında benden daha iyisin ancak şu anki konumunu düşünürsek ne kadar yavaşlayacak olsan da yanına bir kılıçta almalısın bence” dedi. Bunu derken bir yandan da hançerleri kendi pelerininin ceplerine özenle yetleştiriyordu. Dediklerini yaptım, hançerleri onu yaptığı gibi özenle yerleştirdim ve belime ince bir kılıç taktım. En son ise kurmalı bir aldım. Ablam bana bakıp;
“Ne kadar her şeyi unutsan da her seferinde o kurmalı’dan vaçgeçmiyorsun” dedi ve gülümsedi.Bu sırada kendisi ise içeride siyah kabzalı diğerlerine göre rengi biraz daha farklı biçme sahip kılıcı alıp beline yerleştirdi.
“Babamın” dedi. “Mooler, ay katili yani” dedi ve cebine bir kaç siyah toptan aldı.
“Haydi gidelim, yol uzun”

Dışarıda hava yeni kararmış gibiydi. Direk evin arkasına geçip az ilerde bulunan ormandan içeriye daldık. Yol boyunca konuşma olmadı.

Gece yarısına iyice yaklaşırken ablam durdurdu;
“İleride solda kalıyor cadının evi, unutma ev büyülü. İnsanlara sanki şekerden yapılmış gibi görünüyor ancak kesinlikle öyle değil. O ev ve içindeki kadın zehirli…” diyip evin olduğu tarafa doğru döndü.
“Ben mümkün olduğunda tek başıma halletmeye çalışırım ancak zor duruma düşecek olursam gökyüzünün kıpkırmızı olduğunu göreceksin.” tekrar bana dönüp gözlerimin içine bakara; “Aile” dedi ve elini kaldırdı. İstemeden tepki gösterip bende tekrar ettim ve elimi onun eli ile birleştirdim.
“Dikkatli ol abla” derken o yola düşmüştü bile.

Sırtımı ağaca yaslayıp, oturdum ve beklemeye başladım. Biraz sonra karanlığın içinde bir ışık gördüm. Hayır kırmızı değildi. Sanki bembeyaz bir zemin üzerinde siyah kareler geçiyordu sürekli ancak düzensiz bir şekilde hareket ediyorlardı. Doğrulup o tarafa doğru ilerledim ve yaklaştığımda normalde çimen olması gereken yerin dümdüz ve bembeyaz olduğunu gördüm. Dokunduğumda farklı bir his veriyordu. Eşelemeye çalıştım sonuçta altında toprak olması lazımdı ancak yoktu. Sanki yerin son noktası burasıydı yan tarafta çimenleri kopartıp altını kazmaya başladım ancak sonu yokmuş gibi kazabiliyordum. Nasıl bir saçmalıktı böyle, derken havada gökyüzü birden kırpkırmızı oldu.

Doğrulup hemen ablamın gösterdiği tarafa doğru koşmaya başladım. Önce şekerden çitleri gördüm. O kadar büyüleyici duruyordu ki hemen ağzım sulanmıştı az ileride ise ev vardı. Şeker ev, kapı, baca, çatı, pencere, cam, duvar… her yeri şekerdendi bu evin. Bir an kendimi kaybettim ve oraya neden egldiğimi unutup eve doğru koşmaya başladıma ancak tam o sırada;
“Öyle koşma seni şapşal” diye ablamın bağırması ile kendime geldim. Durdum ve kurmalı yayımı elime aldım.
“Nerede” dedim eve bakarak, hala beni cezp ediyordu.
“Evin içerisine girdi” diyip küçük bir kahkaha attı.
“Sanırım onu yaraladım hansel” dediğinde dönüp ablamın sesinin geldiği tarafa baktım. Ablam yerde yatıyordu ve baygın görünüyordu yanında ise yaşlı biri vardı ve sırıtıyordu.
Cadııı!!
“Sen” dedim.
“Evet ben ya ne sandın. Ablan ile aramızda küçük bir tartışma oldu evimi yemek istedi buna izin veremezdim. Sende aynısını istiyorsun sanırım. Ah küçüğüm buna izin veremem ben yaşlı bir kadınım ve kış geliyor, her isteyen bir ısırık alsaydı soğuktan donardım” dedi ve sinsi sinsi gülümsedi.

cadı bu son konuşmasını yaparken gözüme kıyafetinin alt kısımındaki beyazlık ilişti, aynı ormanda gördüğü zemin gibi üzerinden siyah kareler geçip duruyordu. Bu cadının bir büyüsü müydü yoksa başka bir şey miydi? Sormalı mı yoksa sormamalı mı? diye düşünürken birden elindeki kurmalı yayı ateşlediğini fark etti. Cadı bundan sıyrılıp bana doğru koşmaya başladı, yaşına göre çevikti ancak bu beyaz kısım hala aklımı kurcalıyordu. Akım bu soru ile meşgulken ellerim kurmalı yaya bir ok daha yerleştirmiş ve ateşlemeye hazırdı. Düşünmeden cadının üzerine doğru sıktım ancak cadı bir anda kayboldu ve sam bir adım yanda tekrar belirdi attığım ok boşa gitmişti. Pelerinde bulunan hançerleri çıkartıp fırlatmaya başladım ancak sadece bir tanesi kıyafetine isabet ettirebilsem de yaralayamamıştım. Nerdeyse yanıma gelmişti ayaklarım geriye doğru giderken elim kılıcıma gitmiş ve son çare savurmaya başlamıştı. Cadı ise kaybolup kaybolup önümde belirerek benimle küçük bir oyun oynuyor gibiydi. Derken birden her yer karardı.


“Sana ne kadar dedim bu bir oyun değil. Hafıza silme işlemi hem bizim işimizi geçiktiriyor hemde maliyetli…”
“Ama bu çocukta özel bir şey var. Biliyorum onun gözünden izledim olanları ve zeminde ve cadıdaki texture kaymalarını gözlemleyebildi. Bence bu çocuk bizim özel projemiz için aradığımız çocuk olabilir”
“uff senin şu başına buyrukluğun yüzünden bir gün elimizdeki bütün imkanlardann olacağız. Bu gece için küçük bir raport ayarlayacağım. Umuyorum kameraları içeri girdiğinde loop’a almışsındır çünkü bir de o kayıtları silip yeniden görüntü oluşturmakla uğraşmak istemiyorum”
“Ben yaparım ne de olsa benim suçum”
“Seni gerizekalı, bu mankafalığı bırakman lazım… Çocuğu al ve buradan git, ortalığı temizlemek gene bana kaldı”
“Sen iyi bir adamsın Targ”
“Sen değilsin Oprah, şimdi git.”
.
.
.


(Volkan Şahin ) #812

Anket mi açsak, n’apsak?


(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #813

Evet kesinlikle katılıyorum☺ anket bir an önce açılmalı.mutlaka


(Umut) #814

Ben çok boşladım ya burayı, şu son iki hafta biraz yorgundum, yazamadım bir şey kusura bakmayın.


(Volkan Şahin ) #815


(Salih Alp Gökçek ) #816

Ben de tek başlık harici yazamadım ne yazık ki :confused:


(Volkan Şahin ) #817
  • Rapunzel
  • Kibritçi Kız
  • Gül ile Bülbül
  • Ali Baba ve Haramiler
  • Bremen Mızıkacıları
  • Çirkin Ördek Yavrusu
  • Ağustos Böceği ile Karınca

0 oylayan


(Umut) #818

Bu iki etti. Lanet olsun.
Bir şey yazmak çok istiyorum, bunu kendime ve size hatırlatmak için de bazen yazacağım hikayenin teaser’ı sayılan küçük cümleler yazıyorum. Sonra hikayeyi yazamıyorum. Bir şey yazamamanın üzerine sözünü tutamama üzüntüsü geliyor boşuna kendimi üzüyorum. Gereksiz bir loop oluşuyor :smile:


(Sapere Aude!) #819

Hiç yazmayanlar var. Öhöm.


(Volkan Şahin ) #820

Sıkma canını, bu yazma ruhu bize yeter. Yazarken neden tıkandığını sen daha iyi bilirsin, o kısımların üstüne gidersin. Yorumlayacağımız eserin sen de uyandırdığı duygu üzerine bir şeyler yazabilirsin. Yorumlama konusunda özgürsünüz:


Adam üstümüze kapattı.


(Ty Lee) #821

Ben de büyük bir hevesle yazdım sonra hem derslerden hem de bir ilham eksikliği mi desem, içimdeki her şeye karşı olan isteksizlik mi desem bir türlü devam edemedim. Şimdi yazdığımı silmeyi düşünüyorum ama elim de gitmiyor. Yarım kaldığı için de yazmak zorundaymışım gibi bir sorumluluk bindi üzerime iyice uzaklaştım yazdığım şeyden. Üzgünüm ama sanırım yarım kalacak. :confused:


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #822

Aslında en başında 7 gün gibi bir süre belirlemişiz, çoğu hikaye daha hızlı bir şekilde kapanıyor gibi geldi.


(Sapere Aude!) #823

Genellikle tam yedinci günde yeni anket açılıyor. Bu sefer biraz acele etmiş olabiliriz. Ama zaten daha önce seçilen hikayeler, her zaman yoruma açık.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #824

Hm.

Emin olamamıştım.


Bu arada yakın bir zamanda Kırmızı Başlıklı Kız’ın devamını görebilirsiniz.


(Volkan Şahin ) #825

Milli iradenin kararı Gül ile Bülbül.


(Umut) #826

@kirik_kafa Koş senin istediğin oldu :smile:


(büşra) #827

Hansel ve Gretel ile ilgili benim de yarım bir hikayem var ne tesadüf… Diyorum ki burası bir yayınevi ise belki de yarım hikayelerimizi de paylaşabiliriz, üstüne konuşur birbirimizden fikir alırız ya da isteyen devamını yazar hiç olmadı yarım bir şekilde okuyucunun zihninde tamamlanmayı beklerler. Ki tüm hikayeler eksiktir zaten. Ne dersiniz bu fikre? :cherry_blossom: @Cakinga @sedaa


(Umut) #828

Bence gayet iyi bir fikir, fakat benim için daha ortada bir hikaye yok :disappointed_relieved:
Yine de sizi atmanız için destekliyorum.
Uygun,
Olması gereken,
Güzel.

Bu arada uzun zamandır Muhit’te görmediğim için üzülüğüm bir kaç üyden biriydin, hoş geldin tekrardan :smile: