Kadınlar Rüyalar Ejderhalar / Ursula K. Le Guin / "Bilimkurguda Mit ve Arketip"


(Sapere Aude!) #21

Bu noktaya katılıyorum, ancak yerel bir dil kullanması onun bohçasının bir parçası. Latife Tekin de tıpkı Le Guin gibi kendi dilini oluşturmuş. Yalnızca daha farklı bir coğrafyada yaşaması ve kullandığı dili ailesindeki kadınlardan öğrenmesi onu Le Guin’den ayırıyor. Le Guin ailesi itibarıyla biraz daha akademi bir çevrede yetişmiş olabilir. Latife Tekin’in dili ise daha çok annesinin dilidir. Annesini de Sevgili Arsız Ölüm de anlatır. Köye şehirden gelmiş bir gelinden, gittikçe kocakarıya dönüşen bir kadındır.

Kocakarı arketipi ise yazıda da belirtildiği gibi iktidarı aşan bir gücü temsil eder. Herkesin çekindiği, belki korktuğu, insanlarca temkinli davranılan biridir kocakarı. Le Guin’e hiç konuşmadım, ancak Latife Tekin’in bu tanıma uyduğunu rahatlıkla söyleyebilirim :smiley:


(Fransuva'nın Ayranı) #22

Blockquote Fantazi iç benliğin dilidir. Fantazinin çocuklara ve başkalarına öyküler anlatmak için bana en uygun gelen dil olduğundan başka bir şey söylemeyeceğim. Ama burada kendime güveniyorum biraz, çünkü bunu çok daha pervasızca söylemiş olan çok büyük bir şair beni destekliyor. "Ahlaki iyiliğin en güçlü aracı,” demiş Shelley, "hayal gücüdür.”
-Çocuk ve gölge


(Deniz) #23

Normalde şiir pek okumam. Ama bu gerçekten güzelmiş. Bir dağa çıkış ve iniş öyküsü.- Şiir çözümlemesi yapmayacağım söz veriyorum-
Özellikle yazıda da geçen “Seyyahlar kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil.” sözü çok güzel değil mi?

Everest
(1977)
Ne sürer dağa tırmanmak?

Kırk yıl. Esmerdir yerli kılavuzlar
Ufak tefek, yürekli, kaypak.
Rüşvet almazlar.

Kuzey yüzünü mü önerirsiniz?

Kaş çatıyor
bütün yüzler; seçin öyleyse. Seyyahlar
Kendi yolculuklarını anlatırlar, sizinkini değil.
Basılacak sağlam yerleri saklamaz buz.
Kayaları okuyun. Onların sözü yaşar.

Ve zirvede?

Durursunuz.
Derler ki buradan görülebilirmiş
Şehir.

Bilmiyorum.
Aşağı bakarsınız. Garip gelir
yukarı bakıyor olmamak; emin olamazsınız
ne gördüğünüzden.
Kimisi Şehir bu der;başkaları
daha uzak bir Alem sezer.Kılavuzlar döner.
Omuzlayın çantanızı, giyin ceketinizi.
Buradan aşağı ne bir iz var,
Ne bir amaç, ne bir yol, ne de yollar.
Akşamın o uçsuz bucaksız inişinde
O altın renkli pusun ta içinde
Bir kıpırtı, bir ışıltı belki: Dalgalar mı,
Kuleler mi, tepeler mi?
Uzak, uzak.
Değişti kayaların dili.
Bilirdim bir zamanlar ne dediklerini.

Ne sürer iniş?


(Sapere Aude!) #24

Le Guin’in eserleri döngüsel mi? Mesela bu şiir, tırmanmak ile başlayıp iniş ile bitiyor. Okuduğum ve tekrar tekrar belirtmekten kaçınmadığım Mülksüzler’de de gidiş ve dönüş var. Diğer anlatıları da bu tarzda mı? Sanki bir çemberi tamamlıyor gibi geldi bana.

‘‘Kahramanın yolculuğu’’ diye tabir edilen olay örgüsünü biliyorum, muhtemelen onunla bağlantılı. Ancak şiirde de başladığı noktaya dönmeyi görmek, ilginç.


(Umur) #25

Kitabı bir ara alıp geleyim diyeceğim de ben alana kadar bu başlık biter gider… :neutral_face:


(Sapere Aude!) #26

Hızlı davran, konuşacak yazı bol kitapta.


(Deniz) #27

Ben de tamm bunu fark ettim şiirde. Ama yine nickimi övmek istemediğim için konuya girmedim :smile: Le Guin Taodan çok etkilenmiş. Yani hayata bakışı döngüsel. Bununla birlikte şunu okumuştum. Şimdi buldum başka bir kitaptan. Sorularını cevaplıyor.

Klasik anlamda kahramanın yolculuğu (campbell teorisi üzerinden gidiyorum ) daha dikey ilerler. Bir geri dönüş vardır ama biraz daha üstünkörü işlenir. Hikayenin bel kemiğini oluşturmaz. Yüzüklerin Efendisi bu hikayeye tamamen uyar. Aklına gelebilecek klasik masalların çok büyük çoğunluğu da uyar. Le Guin bu geri dönüşün bir tık daha fazla üzerinde durur. Ben de bu huyunu çok seviyorum.

@Evsiz internetten bulabilirsin. Bahaneleri kabul etmiyorum


(Umur) #28

Öyle olmaz, şimdi 17sinde İzmir’e döneceğim, 18’inde okul açılıyor. Ben 18’inde en geç alsam kitabı, 20’sinde burada olurum. Bilemedin, 21. Siz yoksanız da konuşurum tek başıma ne olacak…


(Sapere Aude!) #29

Konuştuğu kişiye çok önemli bir noktaya değindiğini söylemiş, dolaylı olarak bize de söylemiş oldu :smiley: Böylece, o fark etmese de Le Guin ile iki cümle kurmuş sayacağım kendimi, tabii dolaylı olarak.

Kahramanın yolculuğu, esasında kahramanın dönüşümü anlatmak ve bunun üzerinden okura bir şeyler vermek için değil midir zaten? Dönüşümden sonra sorun çözülür, geri dönüş gerçekleşir ancak bunların hiçbiri uzun uzun anlatılmaz. Dediğin gibi Le Guin için geri dönüşü anlatmak da önemli. Çünkü bir çemberi ancak böyle tamamlayabilir.


(Deniz) #30

Aynen öyle. Bu arada bununla ilgili önümüzde bir deneme olabilir veya başka bir yazıda okumuş olabilirim. Tekrar karşımıza çıkabilir yani bu konu. Şu an devrelerim karıştı. Size iyi geceler :crescent_moon:


(Hande) #31

Özsöz geçilmiş şiire gelinmiş bile, ne kadar hızlı ilerliyorsunuz, ben ancak geldim. Neyse, bu kitap haricinde Le Guin’in yalnızca Mülksüzler kitabını okumuştum, Yerdeniz’e defalarca niyetlenip hep erteledim maalesef ama hala listemde. Dolayısıyla yazım yöntemini irdeleyecek vasıfta görmüyorum kendimi, biraz daha okuyup etkilendiğim kısımların çağrıştırdıklarını paylaşmak, isterseniz de tartışmayı çok isterim.

Deniz’den önsözle başlayalım özel isteğini yapma sebebim daha önce Felsefe Kulübü’ne attığım bir kısım ve devamıydı, aynen alıntılıyorum,

Bu kısmın fikir olarak bende derinlerde bir yere dokunduğunu hissediyorum, tam olarak kelimelere dökmek ise biraz zor. Hayatta da mücadelenin içinde olan tarafları karakterler üzerinden çok güzel anlattığını düşünüyorum. Birincisi, güç sahibi, oyunu kuralına göre oynayan, iktidar ve güç yanlısı Sauron; diğeri etki sahibi olabilecek, idealist Gandalf, üçüncü ise diğerleri tarafından oyunda etkisi olamayacak kadar güçsüz ve küçük görülen karakterler.

Paragraf ise bana şunu düşündürüyor, bizim büyük oyunumuz ne kadar önemli? Bu oyunda yer almak ya da oyunu kazanmaya oynamak adına bir Sauron ya da Gandalf olmak için uğraşıp, bunun için rüyalarından (hayallerinden) vazgeçmeli mi insan? Çünkü aynen dediği gibi “bu düzen yanılsamasına rağmen bir türlü mutlu olmadığımızda, elimizde akıldışına, nevroza kaçmaktan başka çare” kalmıyor. Bu düzen bir yanılgı, çünkü düzeni aslında onu kabul ettiği için mutsuz olan insanlar oluşturuyor. Yani, örneğin bu dünyada mutlu olmak için para kazanmalı/mevki sahibi olmalı/aile kurmalı vs. gibi kuralları kendi kendimize koyup bu uğurda fedakarlıkta bulunup hem oraya giden yolda, hem vardığımızda yaşadığımız tatminsizlik hissiyle mutsuz oluyoruz. “Ben hayatta küçük bir karakter olarak kalmak ve kendi rüyalarımın sonucunda varacağım kendi zaferlerimden mutlu olmak istiyorum” demek ne kadar da zor, bir kere en başta kendi çevreniz dehşete düşüyor, çünkü en azından “tamam Sauron olmak değil belki ama Gandalf olmak bile istemiyor musun?”.

Bir de devamındaki şu kısımdan,

"Le Guin dünyamızı ziyaret eden uzaylılara “insan türünü temsilen” böyle bir kadın elçi verilmesini önerir. Çünkü bir tek o kadın insanlık durumunun temel iki olgusuna (ya da bu ikisine aynı olgu mu demek gerekir?), doğum/ölüme, tutku/dehşet duygularının ötesinde bir kabullenişle bakmış, “kendisi kalmanın” en büyük erdem olduğu öğretilen erkeklerin o inanılmaz ataletinin tersine, mütevazı bir biçimde hayatının tümünü değişerek geçirmiştir. Doğmayı ve ölmeyi, doğurganlığı ve kısırlığı, bir işe yaramayı ve yaramamayı, amacı ve amaçsızlığı bir ömür süresi içinde aynı kabullenişle yaşamıştır. Kuşkusuz rüyalarını hatırlamayan insanların “gerçek” dünyasında o kadın yenik düşmüşlerden sayılacaktır; galipler ise politikacılar, işadamları, bilimadamları, yazarlar, askerlerdir.”

özellikle değişim ve dönüşümle ilgili bakış açısı nedeniyle etkilendim. Erkekler diye genellese de aslında benim de bir dönem düşündüğüm, hala bazen hissettiğim “ben buyum, değişmemeliyim, değişmek kendinden ödün vermek midir?” konusunu tekrar değerlendirmeme neden oldu. Çünkü aslında bu dönüşüm bir yenilme değil, aksine belki de bu değişime karşı kabulleniş huzurun anahtarlarından biri olabilir diye düşünüyorum. Aynı şekilde hayat ve ölüm olgularına dehşet yerine kabulleniş de öyle.


(Umur) #32

Yükleniyor…
Bekleyin ben de geliyorum! Ama yarın geliyorum bugün değil…


(Sapere Aude!) #33

İşte bunlar, yazıda da bahsedilen ejderhalar yerine M16’lara inananların cümleleri. Ne kadar iyi, anlayışlı olursa olsun kendi çevremizde dahi o insanlar var. İşin tuhafı, çoğu insanın çocukken ejderhalara inanması. Bir noktaya kadar kendi rüyalarının peşinden koşmak isteyen insanlarken rüya gördüğünü unutan insanlara dönüşüyoruz. Bu değişimden sonra ise insanın kendisi olarak kalmasının en büyük erdem olduğunu öğreniyoruz. Bir kere bunu öğrendikten sonra çocukluk rüyalarımız boş ve anlamsız geliyor.

Halbuki Le Guin, bunun yapay bir durum olduğunu fark edip değişimin sürekliliğini yazmış biri. Kahramanın yolculuğunu diğer yazarlardan farklı kullanıp kahramanın bütün değişim ve dönüşümlerimden sonra aynı noktaya dönmesi, değişimin o kadar da kötü olmadığını gösterme çabası belki de.


(Deniz) #34

Ben de tam bu daha önce alıntıladığın kısma gelmeni bekliyordum aslında. Senin ve Ford’un dedikleri üzerine bir şeyler eklemek istedim. Ancak aklıma gelenler çok kişiselleşmeye başlayınca vazgeçtim :smile:

Asıl mesele şu gibi geliyor; hayatımızda bu kararı yalnızca bir kez vermemiz gerekse ve biz de "rüya görme"yi seçsek ve hep öyle devam etsek o kadar zor olmayacak. Ama hayat boyu sürekli ve sürekli irili ufaklı Sauron’larla karşılaşıyoruz ve yeniliyoruz. Her seferinde yaraları sarıp frodo kalmaya karar vermek o kadar kolay mı bilmiyorum. Buraya birtakım kişisel yenilgilerimi yazmak istiyorum ama yazamıyorum mesela. Sebebi utanmam değil, başıma bir iş gelmesinden korkmam. Bu otosansür bile başlı başına bir yenilgi.
Sanırım hayatım boyunca nevroz ve rüya arasında gidip geleceğim :smile:

—bir reklam arası—

Masal anlatıcılığıyla ilgilendiğim dönem bana bir kitap önerilmişti. İsmi "Kurtlarla koşan kadınlar"
Emma Watson bu kitapla resmini paylaştı geçenlerde epey popi oldu. Neyse.

Jungçu feminist bir psikanalist geleneksel masalları uzun uzun çözümlüyor ve birtakım sonuçlara varıyor -başka kim feminist ve Jungçu, evet bildin Ursula :sunny:- Yazar aynı zamanda bir Cantadora, yani hikaye toplayıcısı/derleyicisi. Şiirsel ilginç bir dili var normalde pek hoşlanmam ama bir noktadan sonra alışıp seviyorsun. Değişim, dönüşümle ilgili çok güzel şeyler anlatıyor masallar üzerinden. Tavsiye ederim. İsteyene link atabilirim.

— bir reklam arasının sonu —

@Goddoman @Evsiz geliyor musunuz? Sizi unutmadım biliyorsunuz :kissing_smiling_eyes:

@Colruzgari @pasithea @FordPrefect ilk denemeye geçelim mi ne dersiniz? Yarın akşam konuşmaya başlayalım mı? Çok mu hızlı gidiyorum?


(*kahkaha atan çay bardağı*) #35

Öhöm ben de kaç seferdir başlığa yazayım bir şeyler diye bir hevesle giriyorum,mevzu bir yerden sonra bayağı bayağı karşılıklı çay içip dertleşiyormuşuz havasına gidiyor,ben de itiraf köşesine gidiyorum ikidir :expressionless:.


(Umur) #36

Kitap telefonumda duruyor henüz okumaya başlayamadım… Bugün yarın başlayacağım :smile:


(Deniz) #37

Yaz bence ya, ben kişiselleştirmek istemiyorum çünkü başka sebepler var. Çay içip dertleşmeye çok okeyiz yani.

Şöyle yapıyoruz zaten. Daha da yapacağız gel :sunny:


(Fransuva'nın Ayranı) #38

İlk deneme mi @Truevoyageisreturn başlayalım.

Blockquote Andy şöyle bir şey söylemişti (yanlış alıntılıyorsam özür dilerim Andy!): “İnsanlar Yerdeniz dünyasını nasıl planladığınla, dilleri nasıl geliştirdiğinle, mekânların ve karakterlerin listesini nasıl tuttuğunla, vs. ilgileneceklerdir.” Ben de buna cevaben anlamsız bir şeyler söyledim; söylediklerim arasında bir tek şunu hatırlıyorum: "Ama ben hiçbir şeyi planlamadım ki, buldum."
Andy (doğal sayılabilecek bir tonla): "Nerede?"
Ben: “Bilinçaltımda.”

Ben guin’in bilinçaltında keşfetme lafını çok iyi anlıyorum. Bilen bilir bende bir şeyler karalarım ve hiç bir zaman planlama yapmam ne zaman aklıma gelen güzel bir fikri planlasam sönüp gidiyor, olmuyor.

Blockquote Yerdeniz’i önceden niyet edip icat etmedim. Kendi kendime “Hey, bak, ada bir arketiptir, takımada süper bir arketiptir, öyleyse haydi bir takımada yapalım!” demedim. Ben mühendis değil kaşifim. Yerdeniz’i keşfettim.

Katılıyorum.

Blockquote bir dünyayı yoktan var etme özgürlüğünü ele geçirince insan biraz dalgacı ve Sorumsuz oluyor. (İktidar insanın ahlakını bozar.)

Arada vuruyor.

Büyümek, çocuk olmak yetişkin olmak ile dedikleri ise zaten şüphe götürmez.


(büşra) #39

Şu an bunları yazmak için doğru insan mıyım, şu an doğru yerde miyim bilmiyorum açıkçası zira Ursula Le Guin’in hiç kitabını okumadım daha önce. Yorumlarım ilginç gelirse ya da yapılan göndermeleri anlamazsam sebebi budur.

Önsözle başlamak istiyorum. Sanırım herkes sevdiği biriyle kıyaslamış Ursula’yı, @FordPrefect’in aksine benim aklıma benim biricik gölge fesleğenim Didem Madak gelmişti; benzeşmiyorlar yalnız. Hatta farklı yönleri gösteren iki harita gibiler. Ursula ne kadar kocakarı ise gölge fesleğeni o denli genç. Ursula nasıl içe dönükse o o kadar dışına kapanık üstelik rüyalarda görülmediğinden yakınır hep Didem. Bir araya gelseler çok şey anlatırlardı diye düşünüyorum. Ayrıldıkları bir nokta da Ursula dönüp dolaşıp kendine dönüyor sanırım; kim bilir belki de kendini liman bellemiştir. Bunu okudukça anlayacağım onu.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim şu kısmı çok sevdim:
Aralarından birkaç tanesi Cruise füzelerinin ateşleme düğmesine basabilme hakkını kazanır. Milyonlarcası ise kendilerinin de bu hakkı kazanabilecekleri umuduyla, o günü bekleyerek, Cruise füzelerinin hedefinde yaşar. Ejderhalar füzelere benzemez. Onların bir dilleri ve iradeleri vardır. Her birinin bir ismi vardır ve siz o ismi öğrendiğinizde onlara hükmedebilir, en azından iyi geçinebilirsiniz. Füzelerin ise ismi yoktur. Borsadaki yüz puanlık bir oynama yüzünden bir gün gelip hiç habersiz sizi vurabilirler.

Şiire gelecek olursam; güzeldi ama düz yazı/roman yazan biri tarafından yazıldığı çok belliydi. “Hadi okuyucularım, bakın sizin için şiirin altına bile girdim; anlayın beni” der gibiydi. Şiirin zirveye çıkınca yukarıda bakacak bir şey görememek fikrine ise çok sıcak bakıyorum.

Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar? için ise şunları söylemek istiyorum. Bunu okuduğumda Ursula bana tüpünü alıp bilinçaltının derinliklerine inen oradan yine kendine dönüp bulduğu hazineleri ya da değersiz şeyleri ayıklayıp onlardan bir hikaye yaratan biri gibi geldi. Bir de çocuklarla ilgili söylediklerini hem doğru buldum hem gülümsedim.

Ben denemeleri okumaktan çok zevk alıyorum; genelde bu tarz şeyleri bir yazarı tanıdıktan sonra yaparım Ursula benim için ilk oldu.

:cherry_blossom:


(Sapere Aude!) #40

Zor. Ama işte Frodo kalmanın cilvesi de burada. Her seferinde kalkıp devam etmen gerekiyor. Bunu yaptığın zaman başarmış oluyorsun. Hayallerin kırıldığında, insanlar önüne engel koyduğunda, seni yaraladıklarında kalkıp devam ettiğin zaman kendi zaferini elde ediyorsun. Başkasının istediği zafer değil, Tolkien’in ve Gandalf’ın zaferi hiç değil. Çünkü Tolkien küçük zaferler üzerinde durmuyor, Frodo’nun çorak toprakları aşması Tolkien için yalnızca esas zafere giden ve halledilmesi gereken bir aşama. Halbuki Frodo’nun yolculuğu başlı başına zaferlerle dolu, en sonunda yüzüğü yok etmek de bu zaferlerden bir tanesi. Tolkien ve Gandalf için tek bir zafer var. Frodo ise zaferlerle ilerliyor. Bizim de yapmamız gereken bu sanırım. Yaralarımızı, elde ettiğimiz zaferlerle sarmak, sarmaya çalışmak. Zor, çok zor. Ama gözden kaçırmamız gereken, Frodo olarak kalarak kazanan biz oluyoruz, zafer bizim zaferimiz oluyor. İrili ufaklı Sauron’lar ise hayat boyu kaybediyor.

@boklukirpi’nin Didem Madak’ı konuşmamızı getirmesinden sonra Le Guin, Latife Tekin ve Didem Madak’ı bir arada düşünmeye çalıştım. Gözümün önündeki sahnede hep beraber reçel yapıyorlar. Bir yandan da edebiyattan, hayattan, çocuklardan konuşuyorlar.