Kadınlar Rüyalar Ejderhalar / Ursula K. Le Guin / "Bilimkurguda Mit ve Arketip"


(Hande) #41

Bir miktar iç işlerimizi açığa dökeceğim ama seninle konuştuğumuz “büyüme sancıları” temasını getiriyor bunlar aklıma. Belki de tam olarak böyle bir şey, ne rüyalarımızdan tam anlamıyla vazgeçip ‘M16’lara inanan insanlar’ olabiliyoruz, ne de Frodo kalabiliyoruz, çünkü içinde yaşadığımız düzen yanılgısıyla sürekli mücadele halinde olmak zor, bahsettiğin gel-git asıl yorucu olan. Bu yüzden de çocukların ejderhalara inanması yetişkinlerden daha olası ve kolay, büyüdükçe bunu muhafaza etmek savaşa dönüşüyor.

Masalları da çok severim, kitabı ilk fırsatta edinmek üzere listeme ekledim, teşekkür ederim :blush:

Bu kısmı özellikle beğendim ve sanki zaten bildiğim bir şeyi senden ilk defa duymuşum gibi hissettim. Tamamıyla katılıyor olsam da sonraki “zor, çok zor” kısmına daha bir içten hak veriyorum. Söylediklerin haklı olmakla birlikte güçlü olmayı gerektiriyor, ben kendimle ilgili bundan çok emin değilim sanırım. Hiçbir zaman ‘M16’lara inanan’ bir insan olacağımı düşünmüyorum ama bu insanlarla ve düzenle mücadeleden kaçmak için yüzleşmeyi hep erteleyerek inanıyormuş gibi yapmak daha kolay, belki çok yanlış ama daha kolay. Yukarıda da söylediğim bu gel-git ve ikilik -iç dünyanız ve dış dünyanın dayattığı arasındaki- asıl nevroza sürükleyen neden bana kalırsa.

Neyse uzattım ama siz kaşınmışsınız :sweat_smile:


İlk denemedeki ‘planlamadan yazmak’ durumu bana da yakın geliyor. Ne zaman aklıma bir şey gelse ve o an yazmasam bir daha onu, o kelimelerle bulamam. Kurgu yazan biri değilim aslında çok fazla, RPG başlığı için hikaye yazmaya niyetlendiğimde o konuda da öyle olduğumu fark ettim, bir olay vardı aklımda -hala yazamadığım- ama oraya giderken ne olacağını planlamamıştım.

Bu şekilde yazmanın bence en zor yanı o içinden gelen fikirlerin her zaman gelmiyor oluşu, bu konuda -deneyen ve bir noktada tıkanan biri de olarak- Le Guin’e saygı duyduğumu söylemem lazım, çünkü Le Guin’in izlediği yöntemin planlayarak yazmaktan çok daha zor ve nadir olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan kitabı yazan kişiyle okuyan kişinin olayları/mekanları/karakterleri keşfetmek anlamında benzer serüveni yaşaması daha özel bir deneyim ve ilişki yaratır bence, tam da bu yüzden Yerdeniz serisini okumak için ayrı bir heyecanlanır oldum.


(Sapere Aude!) #42

Frodo’nun da kendisinin güçlü olduğundan emin olduğunu sanmıyorum. Sadece mücadeleden kaçamayacağı için mücadele etmek zorunda kalıyor. Mücadeleleri sonunda zaferler kazanıyor. Bunu yapmak zorunda değiliz elbette, önümüze gelen her mücadele imkanına karşı harekete geçme zorunluluğumuz yok. Kolay olanı yapabiliriz. Ben de çoğunlukla kolay olanı tercih edip akşam mutsuz mutsuz evime dönüyorum. Ama Frodo olacaksak yürümeye devam etmemiz lazım. Tolkien haklıysa, sonunda büyük bir zafer bizi bekliyor. Le Guin haklıysa, başladığımız noktaya daha farklı bir benlikle döneceğiz.
Ama bizi tutan, ikisinin de haksız olma ihtimalinden korkmamız.


(Hande) #43

Aslında Frodo da bir anlamda başladığı noktaya başka bir benlikle dönmüyor mu? Bak yine içten içe bildiğim bir şeyi yeni keşfediyormuş hissine kapıldım. Gerçi demek istediğini anlayabiliyorum, ikisinin arasındaki farkı, yine de söylemek istedim.

Korktuğumuz belki de onların haklı olduğunu ispatlayamayacak ya da bunun genel anlamda hiç fark edilmeyecek oluşudur.

Haklısın aslında -yine- ama buna söyleyecek tek sözüm “Samwise”, hepimizin ihtiyacı olan asıl kahraman :smile:


(Sapere Aude!) #44

Doğru, Frodo olarak kaldığını kanıtlamış bir şekilde dönüyor. Ancak Tolkien bunu çok da anlatmıyor. Derdi Frodo’nun sonraki yaşamından ziyade, dünyanın şekillenişi sanki.
Bütün bunları Mülksüzler’i düşünerek yazıyorum. Mesela kitabın sonunda büyük bir olay gerçekleşiyor, Tolkien için esas amaç olabilecek olay. Le Guin ise bunu büyük bir olaydan ziyade Shevek’in dönüşümünün son parçası olarak anlatıyor.

Genel anlamda hiç fark edilmese de bizim için bir fark yaratacak. Önemli olan da bu bence.

Yazıda hiç bahsinin geçmemesi ilginç değil mi? Frodo ve Gollum deniyor, esas kahraman unutuluyor.


(Fransuva'nın Ayranı) #45

Ben de yazıda Sam’in hiç geçmemesine şaşırdım. O olayın asıl kahramanı Sam’dir benim gözümde. Frodonun frodo kalmasını sam sağlamıştır.


(Sapere Aude!) #46

İlk deneme hakkında birkaç cümlem var, kahvemi alıp geliyorum.

(Bekleme müziği)

Geldim.
Sanırım öncelikle planlayarak yazmak fikri üzerine bir şeyler söylemem gerek, denemenin odak noktası oydu çünkü.
Zamanında hikayeler üzerine çalışırken planlayarak giderdim. Başından sonuna, karakterlerden mekana, hatta objelere kadar yazacağım şeyin genel hatlarını çıkarır, yazmaya başlamadan önce taslağımı oluştururdum. Bunun sebebi biraz hikayeden ziyade anlatıma önem vermemdi. Benim için olay örgüsünden ziyade anlatım daha önemliydi çünkü, klişe bir hikayeyi sanki ilk defa yazılmış gibi okutabilen hikayeleri severdim, hala da seviyorum. Kapalı bir kutu gibi başı sonu belli, anlatımıyla okur için bir sürprizi olan hikayeler tercihimdir. Nabokov sevmem de biraz bundandır belki de. Denemeyi okurken ister istemez aşağıdaki alıntıyı anımsadım, Karanlıkta Kahkaha kitabı aşağıdaki cümlelerle başlıyor.:

Bir zamanlar Almanya’nın Berlin kentinde Albinus adında bir adam yaşardı. Zengindi, saygındı, mutluydu; günün birinde gencecik bir metres uğruna karısını terk etti; sevdi; sevilmedi ve yaşamı felaketle son buldu. Öykünün hepsi bu kadar. Biz de hiç üstünde durmayabilirdik, eğer anlatmaktan keyif alıp kar elde edebileceğimizi bilmeseydik.

Nabokov, her bir köşesini kendisinin çizdiği bir dünya çıkarıyor karşınıza; sonra sizinle oynuyor, tıpkı roman kahramanlarıymışsınız gibi. Denemeyi okuyunca Le Guin’in böyle bir şey yapmadığını fark ettim. O, bize rehberlik yapmıyor sanki. Sadece anlattığı yerlere bizden birkaç gün önce gelmiş, tek avantajı bu. En azından denemede anlattıklarından bu sonuca vardım. Bu da hoşuma gitti. Üstelik bir süredir, daha anlık şeyler yazmaya çalışırken denemede bir yazarın bunu hayatı boyunca yaptığını öğrenmek insana kendini iyi hissettiriyor. Kalemi elime alıp (genelde kalem kullanmıyorum da neyse) bir şeyler yazasım, sonraki cümleyi keşfedesim geliyor.

Bu arada denemenin sonunda, roman karakterinin romanın idaresini ele alması yazarın iktidarına karşı ufak çaplı, naif bir darbe değil mi? Buna sorun çıkarmayan ismin Le Guin olması tam da onun yapacağı bir şey.


(Fransuva'nın Ayranı) #47

Bir iki saat önce grrm bir yazısını okudum o da planlamadan yazıyormuş.


(Deniz) #48

@boklukirpi Didem Madak he vay be. Ben bu tarz karşılaştırmaları hiç yapmıyorum galiba kafamda. Anlamlandırmak için güzel bir yöntem tabii. Forumlarda dolaşmasam Gandalf vs Dumbledore Harry potter vs Yerdeniz gibi şeyler de aklıma gelmeyecek. Bir şeye odaklanınca geri kalan dünyayı unutuyorum. İyi bir şey değil galiba :smile:

Evet değişiktir. Bu yüzden merak ediyorum nasıl gördüğünü. Yazılarının devamını bekleriz :sunny:

@FordPrefect ve @pasithea Frodo/ Sauron paslaşmanızı zevkle okudum. Ne diyebilirim ki? Umarım hayat boyu frodo kalabiliriz mi diyeyim? Bu hepimiz için mücadele ve acı dolu bir hayat dilemek gibi geliyor. Ama başka türlüsünü de dilemek istemiyorum.

Muhit/geek aktivitelerimiz sizce bu rüyanın neresinde? Rüyanın kendisi mi, mücadeleden kaçmak için bulduğumuz bir sığınak mı?

Bu bana da çok sık oluyor burada. Şununla ilgili diye düşünüyorum; bazı şeyleri biliyorsun ama dillendirilene kadar bildiğini bilmiyorsun. Bazen bu dillendirici başka biri oluyor bazen bizzat sen oluyorsun. Forumlar da bu yüzden güzel. Biri soru soruyor, sen de cevaplıyorsun. Cevabı yazana kadar aslında kafanda net bir şey yoktu. Vardı da derindeydi. Keşfediyorsun aslında. Bakın nasıl da ilk denemeye bağladım :smile:

“Ben mühendis değil ka­şifim. Yerdeniz’i keşfettim.”

Şöyle her şeyi açıklayan kilit bir şey diyor yazıda. Bazı romancılar mühendistir çünkü. Mesela Tolstoy mühendis bir yazar gibi geliyor. Yazmadan çok önce tüm romanı kafasında netleştirdiğini tahmin ediyorum. Keşfetme veya icat etme, farklı yöntemler ama biri birinin üstünde değil bence. Mesela çok büyük kompleks evrenlerin veya girift olay örgülerinin olduğu eserleri de seviyorum. Kim sevmez ki? Herkes bayılır. Hatta başarıları bu giriftliklerinden gelir çoğu zaman. Yaratıcıları zekidir, ne düşünmüş adam yaa dersin. @Colruzgari GRRM de bu zeki yaratıcılardan bence. Planlamadan yaratılacak bir evren değil o. Bizi kandırmasın :smile:

Oysa Le Guin bundan çok farklıdır. Vay be ne zekice, ne twistler gibi şeyler dediğimi hatırlamıyorum. Bizimle oynayan bir yazar yok karşımızda.

Bunu daha iyi ifade edemezdim. Yerdeniz’i okuyunca anlayacaksınız. Yani evet daha iyi ifade edemezdim :smile:

Yerdeniz hakkında söylediği şeylere ayrı başlığı var diye çok girmeyeceğim. Ama söylemeden edemeyeceğim; En Uzak Sahil, en sevdiğim Yerdeniz kitabı. Okurken Ged’in gerçekten de kopup gittiğini hissetmiştim.

Çocuklar büyük miktarlarda çöp yiyebilirler(onlar için iyidir de bu) ama yetişkinlerden farklıdırlar; daha plastik yemeyi öğrenememişlerdir.

Çocuk kitapları hakkında söyledikleri de çok doğru değil miydi? Yazıyı bitiremeden cevaplaya bastım yanlışlıkla. Artık çok düzenleme yapmayayım. Sonraya kalsın :sunny:


(Sapere Aude!) #49

Bu zor bir soru, belki de burası Sıçrayan Midilli Hanı’dır ve bizler maceralarımızın ardından burada soluklanıyoruzdur.


(Fransuva'nın Ayranı) #50

Deniz kaçıncı denemeye geçiceğiz. @Truevoyageisreturn


(Deniz) #51

Amerikalılar ejderhalardan neden korkar’a geçebiliriz isterseniz.

Pre Star Wars dönemde yazılmış. Bir anlamda bugün geçerliliğini yitirmiş bir yazı. Bir anlamda ise hala koruyor. İlginç bir tartışma olacak. Iyi okumalar. İstediğiniz zaman yazabilirsiniz.


(Sapere Aude!) #52

Baskıyı durdurun, ilk denemeden konuşmak istediğim konular var.

Denemenin başındaki iletişim problemi üzerine konuşalım. Hani Le Guin’in bazı yazarların kendisi hakkında konuşmak istediğini hatta buna ihtiyaç duyduklarını söylediği bölüm var ya, böyle bir yazar biliyor musunuz? Sizce bu, onların yaşadıklarını etkiliyor mu?

Bir de bu iletişim konusunda, kendimizi anlatmak, sesimizi başkalarına duyurmak için icat ettiğimiz araçlar sanki bizi iletişim kurmaya zorlamaya başladı. Sürekli hakkımızda birilerini bilgilendirmek, insanlarla bir şekilde iletişim kurmak zorunda hissediyoruz sanırım. 5000 sms paketlerinin çılgınlar gibi kullanıldığı zamanlarda insanlara ayıp olmasın diye mesajlara hemen dönerdim. Şimdi bile kimseyi çok bekletmemeye çalışırım. Ama bir arkadaşım var, yalnızca canı istediğinde cevap veriyor. Yeri geliyor, aramalarımıza iki gün sonra dönüyor; yeri geliyor, çevrimiçi olmasına rağmen cevap yazmıyor. Kendisini iletişim kurmak için zorunlu hissetmediğini söylemişti bana, hatta anında cevap vermesini istediğimiz için bizi samimiyet despotizmi yapmakla suçlamıştı. Düşününce hak vermiyor değilim, siz ne dersiniz?


(Fransuva'nın Ayranı) #53

Adam haklıymış
Mesela bende cevap verme konusunda arkadaşın ile senin aranda duruyorum. Cevap veririm ama hemen olmaz. Normalde arkadaşın gibi yapacağım ama insanlar hemen cevap bekliyor.


(Deniz) #54

Bukowski? :smile:

Yazarların kendileri hakkında konuştukları yazılarına şayet ben kendisine çok meraklı değilsem ve aramazsam pek denk gelmiyorum. Zaman zaman gözümüze sokulduğu oluyor Bukowski gibi. Hiç kitabını okumadım ama hakkında neredeyse bütün kitaplarını okuduğum Dostoyevski’den daha çok şey biliyorum. Bilmek istemiyorum ama biliyorum işte :smile:

Şimdi aklıma geldi. Orhan Pamuk da İstanbul’da otobiyografik takılmıştı. Saf düşünceli romancı’da yazım sürecini anlatmıştı. Düşününce kendinden doğrudan bahsetmeyi seven başka yazarlar da vardır eminim. Ben yazım sürecini didik didik bilmekten bir okur olarak çok mutlu olmuyorum. Sen ne düşünüyorsun?

Bence olay iletişimin hızlanmasıyla ilgili. Bütün bu hız bir noktaya kadar avantaj olup bir noktadan sonra dezavantaja dönüşüyor. Arkadaşın çok güzel söylemiş. Bundan bahsetmiştin galiba daha önce :smile: Yani ikili ilişkilerde karşı taraf merak etmesin diye hızlı cevap vermemizin beklenmesi “hoş görülebilir.” Ama bir de son yıllarda korkulu rüyam olan Whatsapp grupları var. Kırk tane gruba üyeyim ve sürekli laf yiyorum nerdesin nerdesin diye. Modum düşükken yazınca da neyin var neyin varlar başlıyor. Yani zorla konuştuğum için olabilir mi? Ben ki muhabbeti çok seven biriyim :smile: Mesajları bekletince de huzursuz oluyorum ayıp oluyor diye. Ama anında yazınca da özensiz olacak, isteksiz olacak muhabbet. İşin kötü yanı şu ki ben de hemen cevap bekliyorum aslında. Hep böyle çelişkiler işte.


(Sapere Aude!) #55

Ne yazdıklarını ne de onun hakkında yazılanları okudum. Benim aklıma direkt bir isim gelmiyor. Hayatı hızlı yaşayan yazarları biliyorum da onların kendileri hakkında sürekli konuştuklarından emin değilim. Sanırım yazarın kendini anlatma, ortaya koyma isteği yazdıklarında belli oluyor. Murat Menteş bana hep öyle gelir, kendisine dair bir şeyler göstermek istiyor sanki.

Arada yeni kitap çıkarınca çok sık görünen yazarlar oluyor, Elif Şafak mesela. Ama reklam yaptıkları için pek de bir şey diyemiyorum.

Hatırlamıyorum :sweat_smile:
Ben Whatsapp gruplarında adım geçmedikçe genelde konuşmam, insanlar bir süre sonra alışıyor. Her şeye yetişemiyorum. Bire bir konuşmalarda da bekletmek veya bekletilmeyi dert etmemeye başladım. Hızlı olmasındansa içten olmasını tercih ederim. Böylece muhabbetin de içi boşalmamış olur.
Belki Le Guin için de durum böyle. Kendisi bir kocakarı olarak yüz yüze, acelesi olmayan, daha sakin bir iletişime alışmış. Telefonla ilişkisi onun araç olduğunun bilincinde olarak kurduğu bir ilişki, biz bazen bunu kaçırıyoruz sanırım.


(Fransuva'nın Ayranı) #56

Yeri değil ama pp değişmiş.


(Deniz) #57

Benim de aklıma geldi. Ama dediğin gibi reklam olduğu için saymayayım dedim

Bunu demesem ölürdüm :smile: Bence her zaman bir kocakarı değildi. Bu önemli. Tenar’ı tanıyınca genç kızlık ve olgun kadınlık dönemlerine de ne kadar hakim olduğunu anlıyorsun. Özellikle Tahanu çok özel bir kitap bu açıdan. Le Guin’in hepimizin aklına kocakarı olarak gelmesinin sebebi sanırım pek sahiplenilmeyen bu makamı sahiplenmesi. Bu da aslında diğer süreçleri sonuna kadar yaşamış olmakla mümkün.


(Sapere Aude!) #58

Anladığım kadarıyla, Yerdeniz serisi ile alakalı şeyler söyledin :smiley:
Sanırım bu kitaptan sonra buradakilerin bir kısmı seriye başlayacaktır.


(Deniz) #59

Aslında bu başlığın tek amacı Yerdeniz başlığı için adam toplamak biliyorsun, shh


(büşra) #60

Sen buraya yazdıktan sonra bunu, üstünde düşündüm ama sanırım hayır böyle bir yazar bilmiyorum. Belki biyografisini bile ölmeden yazdıran kişiler olabilir aslında birkaç kişi biliyordum ama hafızam silmiş onları.

Bu konuda dönem dönem arkadaşına benziyorum galiba; ben bazen telefon yokmuş, bilgisayar icat edilmemiş gibi davranırım. Sevmediğim insanların mesajlarına aramalarına dönmem. Bazense (sıkıntılı Ankara yazlarında mesela) elimden düşürmem telefonu. Sanal mutluluklar aradığımdandır belki. Bilmiyorum.

Bukowski’nin sürekli kendinden bahsetmesi bir nevi Narcissus olmasından kaynaklı belki de, göle düşer mi bilinmez. Şu meşhur fotoğrafı beni hep gülümsetir ama; tıpkı diğer narsistler gibi.

Sadece okuduğum 4 denemesine dayanarak söylüyorum ben de bunu sezinledim onda. Yani bir nevi rol yapıyor bence. Kadın yazar olarak var olmanın zor olduğu bir dönemde kadim dönemlerden beri var olan/kabul gören bilge yaşlı kadın rolünü üstlenmiş. Onu şimdilik kitaplarının başında eski yazıtları karıştıran, hangi otun neye iyi geldiği bilen, bir dağ evinde oturan yaşlıca biri gibi hayal ettim. Kitabı bitirene değin de fotoğraflarına bakmayacağım sürpriz olsun istiyorum.

Kocakarı olmak kendi tercihi midir yoksa buna itilmiş midir diye düşünmedim değil bu yüzden.

:cherry_blossom: