Kadınlar Rüyalar Ejderhalar / Ursula K. Le Guin / "Bilimkurguda Mit ve Arketip"


(Hande) #61

Konumuz bu değil gerçi ama bence de öyle, onca kehanet, mit, foreshadowing başka türlü yazılamaz zaten bence, bunlar haricinde çok fazla karakter ve birbirinden ayrı olay örgüsü var, plan olmadan zor.

Bu çok güzel, etliye sütlüye dokunmadan ne kadar doğru bir şekilde anlatıyor demek istediğini, öyle değil mi? Ben bu tarz cümleleri kafamda çözümlemeyi, üzerine düşünmeyi, demek istediğini çözdüğümü düşünüp küçük mutluluklar yaşamayı çok seviyorum, dolayısıyla bunu bana yaptırabilen insanı daha da çok seviyorum.

Ben sığınak olduğunu düşünüyorum, diğer yandan kaçmak için sığındığım yerlerden birinin mücadeleyi en çok fark ettiğim ve konuştuğum yerlerden olması da ironik gerçekten. Eğer mücadelenin biraz daha içinde olsaydım ben de Marvin’e katılırdım herhalde,

Yani nedense cümleyi okur okumaz aklıma Aslı Erdoğan geldi. Dürüst olmak gerekirse çok fazla kitabını okumadım ama nedense bana öyle bir izlenim vermiş demek ki, emin değilim yine de.

Bu benim çok düşündüğüm konulardan birisi, telefon olmasaydı her gün aradığım aileme her gün mektup yazar mıydım mesela? Bence hayır. Evden çıkıyorum/ eve geldim/ şuradayım merak etmeyin diye haber verebilir miydim? Hayır. Bana kalırsa onlar da bu kadar merak etmezlerdi o zaman, öyle bir alışkanlıkları olmazdı, ‘arayıp ulaşamayınca cinnete yaklaşma’ diye bir duygunun en yakın karşılığı birkaç aydır haber yok olabilirdi en fazla. ‘Ah o zamanlar’ güzellemesi yapmak istemiyorum, eminim çok zorlukları ve başka zorlamaları vardı, iletişimi hzlandıran/kolaylaştıran araçlar -iletişim başlıca ihtiyaçlarımızdan olduğu için- hayatımızı da kolaylaştırdı bence. En basitinden şu an bu ortamda bu konuşmayı yapabiliyoruz. Ancak bir yönden de zorlaştırdığı bir gerçek, bu yön de bahsettiğin ‘zorlama’ durumu.

Bir şeyleri sırf zorunda olduğu için yapmak konusunda çok kötü olan biri olarak, fiziksel ve ruhsal tepkiler verecek derecede, bu durum da etkiliyor beni. Eğer karşı taraf beni yeterince iyi tanıyan biri değilse Whatsapp mesajlarını açmıyor ve kendimi hazır hissedene kadar uygulamaya girmiyorum son görülme nanesi yüzünden :sweat_smile: Örneğin aile çevresinden biri aradıysa ve istemediğim/ müsait olmadığım için açmazsam, o durum bana “x aramış açmamışsın” ya da “x’i ara seni soruyordu” şeklinde geri dönüyor. Yalnızca bana alınmayacak, tanıyan bazı insanlarla rahat iletişim kurabiliyorum; aradığında açmıyorum, o kişiyle konuşmayı istediğimde ben geri arıyorum ve bu durum bencilce işlemiyor çünkü aynı şekilde o kişi de o anda benimle konuşmak istemiyorsa açmıyor, en önemlisi iki tarafın da bunun lafını etmiyor ve gücenmiyor oluşu, hatta eğer bu kişi “şöyle oldu, böyle oldu açamadım, kusura bakma” şeklinde açıklamaya girişirse rahatsız oluyorum ve o kişiye de bunu söylüyorum.

Bunun haricinde bu yeni iletişim şekillerinin bizi yakınlaştırdığı kadar da iletişimin içini boşaltabildiği ile ilgili yazmak istiyorum ama yeterince uzattım zaten sanırım, başka zamana artık.

Bence kocakarılık bir dönem olmaktan çok bir ruh hali, bir karakter özelliği de olabilir pekala.


(Sapere Aude!) #62

Hatırlarsan yazar mısın? En azından onların yazmış oldukları bir kitabı okumak isterdim.

Şunu duyduğuma üzüldüm, halbuki Ankara yazı bir başka eğlenceli.

Bu cümle hemen bana Latife Tekin’i çağrıştırdı. Bir benzerlik daha bulduğuma sevindim. Ancak ekleme yapmak gerekecek, çünkü Latife Tekin biraz deli biraz da ağzı bozuk.

İşte gerçek iletişim bu bence, iki tarafın da özne olduğu bir süreç. Whatsapp mesajlarını açmadığın örnekte, aslında aranızda tam olarak bir iletişim yok. Birbirinizle konuşmuyorsunuz sanki, sadece sırayla konuşuyorsunuz. Bugün çoğumuzun yaptığı gibi, bir başkası konuşurken sıra bize geldiğinde ne diyeceğimizi kurguluyoruz. Bunun gibi kendimizi bir cevap vermeye zorunlu hissettiğimizde de iletişim kurmuş olmuyoruz, yalnızca kendimize biçtiğimiz görevi yerine getiriyoruz.


(büşra) #63

Elbette yazarım, şimdi aklıma geldi bu tarz insanlardan biri yazar olmasa da benim öğretmenim; ismini paylaşmayacağım tabii ki de çok komik geliyor bana. Bu sohbeti yaptığımız arkadaşıma soracağım o hatırlıyordur. :grin:

Sanırım ben Ankara’nın evrenimizdeki en kötü yer olduğu bambaşka bir paralel evrende falan yaşıyorum. Olamaz mı, olabilir. :cherry_blossom:


(Sapere Aude!) #64

Marvin

Belki evrende Tunalı Hilmi’nin olmadığı bir Ankara varsa mümkündür diyecektim ki nice yerler geldi aklıma. Ankara güzel yahu.


(Deniz) #65

Ben bir tane biliyorum. Türkan Saylan ölmeden önce anılarını yazmasını istemiş Ayşe Kulin’den.


(Hande) #66

Herkesin anlatmak istediği şeyler var ama dinlemeye tahammülü yok herhalde. Bunu o arama konularında rahat olduğum, gerçek iletişim diye nitelendirdiğin insan da yapıyor bana işin komik olanı, hatta sanırım ara sıra ben de ona yapıyorum. Telefonda birbirimizle değil de sadece birlikte konuşuyoruz sanki. Bence gerçek iletişim olması için hepsi bir arada olmalı, iletişime gönüllü olmak işin ilk adımı ama sonrasında da karşıya saygı ve dinleyebilmek yetisi gerekli.

Ben çok yakın zamanda yaşadığım bir olayda küçük çaplı şaşkınlıklar yaşadım mesela, bir sosyal toplantı esnasında yaşı benden oldukça büyük birisi dönüp yüzüme bakarak bana bir soru sordu, sonra ilk cümlemin yarısında yanındaki kişiye dönüp ona başka bir soru sordu ve yarım saat onunla konuştu. Ben de tepki olarak diğer konuşmaları bitip sessiz kalınca kaldığım yerden sorusunu cevaplamaya devam ettim. :sweat_smile: Bir de anlattığın konuyu tekrar soru olarak yöneltiyorlar, anlıyorsun ki tek kelimeyi bile dinlememiş. Bu durum sonrasında farklı ortamlarda aynı şekilde devam etti, yani sanırım yalnızca cevap verme de değil, soru sorma da dahil olmak üzere iletişimin tümü mecburi ve yapay halde ve ben bunu anlayamıyorum, haydi cevap vermek neyse ama soru sormak zorunda hiç değilsin ki neden yapıyorsun bunu ikimize de? Gerçekten iletişim kurmak istemiyorsan başlatma konuşmayı, çok basit değil mi aslında.


(Sapere Aude!) #67

Evet, kendi görüşümü revize ediyorum. Gerçek iletişimi bu daha iyi tanımlıyor.

Basit ama konuşmak için zorunluluk duyuyor işte. Sessizlik daha dayanılmaz, anlamsız geliyor. ‘‘İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.’’ Ama anlayamıyor, anlayamadığı için de sessizlik halinde acı çekiyor. Acı çekmektense mantıksız davranmayı tercih ediyor. Ya da belki yaşı oldukça büyük olduğu için kulakları duymuyordur, en yakınındakiyle konuşmak istemiştir.


(Hande) #68

Çok, çok katılıyorum. Başka bir yere daha önce yazdığım şunu getirdi aklıma, “Yani birlikte olmasa da yanında rahatça mutsuz olabileceği insan bulmalı herkes, bir de aklıma getirdi, oluşan sessizlikten rahatsız olmadan birlikte susabileceği insan bulmalı.”

Açıklığa kavuşturmak adına, 55-60 yaşlarındaydı ve kulaklarında bir sıkıntı olduğunu hiç zannetmiyorum, hele ondan sonrakilerde hiç böyle bir ihtimal yok :smile:


(Sapere Aude!) #69

Tıpkı Frodo ve Sam gibi diyerek başladığımız noktaya dönelim o zaman :sweat_smile: Le Guin okurken onun karakterleri gibi yolculuğumuzu tamamladık, yani en azından bir kısmını.


(Deniz) #70

“Düşüncenin doğasında iletilmek vardır, yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir, ışığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.” -Ursula K. Le Guin

Hande bunu seni mi astın yoksa bir şekilde evren bizim reklamımızı yapmaya mı karar verdi :smile:

Hep şey düşünürüm. Zaten başıma kötü bir şey gelmişse senin bundan erken haberdar olman hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Yani bunu talep etmenin hiçbir mantıklı açıklaması yok, yalnızca merak. Mutlaka içi tamamen boş olan konuşmamız her gün tekrarlanacak. O kadar rutin ki sesimi önceden kaydedip konuştursam fark edilmeyebilir :smile: Ailesini her gün aramak zorunda olmayan insanlara hep imrenmişimdir. Ben ailemle yaptığım pazarlıklar sonucu günün hep belli saatlerinde yalnızca benim tarafımdan bir defa aranmaları şartıyla her gün konuşma konusunda anlaşmak durumda kalmıştım. Her arama vaktim gelince bir görev gibi onları arıyordum. Keşke iletişimimizi ne kadar zorlama ve samimiyetsiz bir noktaya ittiklerini görebilseler. Çünkü mesela haftada bir konuşsak belki bir ihtimal söyleyecek şeyim birikmiş olacak, onlara bir şeyler anlatacağım. Ama her gün konuşunca ya tüm günün gereksiz olaylarını anlatacaksın ya da hiçbir şey anlatmayacaksın. Ben tabi ikincisini yaptım.

Arkadaşla iletişimde ipler biraz daha elimizde. “Şu ara canım sıkkın, sona konuşalım” veya "sonra döneceğim sana " deyince anlayabiliyorlar seni. Ama herhangi bir aile ferdine bunu dediğimi hayal edemiyorum :smile: Bir de erkek arkadaşının annesi de devreye giriyor bir noktada. Kendi annenden yüz kat daha çok nazlanmak isteyen her an kırılmaya müsait bir anne daha! Bütün telefonlarını hemen açman ve hep en şirin modda olman lazım.

Sen birlikte susabileceğin insanı bulsan bile ne senin ailen ne onun ailesi susmanıza izin vermiyor maalesef :smile: Neyse, aile iletişimi konusunda çok doluyum galiba.

İşyeri iletişimleri en sakatı, ona hiç girmeyeğim. Zaten orada ne sahte değil ki diyeceğim ve geçeceğim.

Ikinci denemeye istediğiniz zaman geçebiliriz bu arada


(Sapere Aude!) #71

Annem onu aramadığım için bana küsmüş, ancak onu aramadığım için bunu söylemediğinden kendisi arayıp hiçbir şey olmamış gibi konuşmuştu benimle. Sonrasında kardeşim söylemişti. Babamla ise telefonda çok çok az konuşuyoruz, ailemle yüz yüze iletişim kurmayı daha çok seviyorum. Akrabalar konusuna ise hiç girmek istemiyorum, ne zaman gitsem “Yaşıyor musun, hiç aramıyorsun?” diyorlar.


(Deniz) #72

Keşke bizimkiler de yalnızca küsse diyeceğim ayıp oluyor aileme de. Küsmenin yanında bir de Hande’nin bahsettigi arayıp ulaşamama cinnetini geçiriyorlar :smile:


(Sapere Aude!) #73

Bilemiyorum, yukarıda dediğiniz gibi aslında. Herkese çabucak ulaşabilmek, paranoyalarımızı da artırdı sanki. Ben de aynı şeyi yaşıyorum, üst üste arayıp ulaşamadığımda hemen aklıma kötü şeyler geliyor. Halbuki bundan yüz sene önce insanlar birbirleriyle mektuplaşıyor ve mektuplarının arasında aylar olabiliyordu. Kafka’yı şimdi düşünsenize, mektup gelmediği için yıkılan biri, bu çağda ne yapardı? Son görülme, mavi tık olayları Kafka’yı çok daha önceden çıldırtmaz mıydı?
’‘Ah Milena, neden gördüğün halde cevap vermiyorsun mesajlarıma?’’


(*kahkaha atan çay bardağı*) #74

İletişim konusundan giriyormuşum gibi gözüküp konuyu biraz daha saptırayım ben de öyleyse.Genellikle ben de istediğimde dönüyorum,aramalara mesajlara vs.,ama yakın olduğum/yanlış anlamayacak biriyse.Onun haricinde zaten konuşmalar wp grubu samimiyetsizliğine gidiyor,klasik cevaplar,neredeyse kopyala yapıştır yapacak seviyeye geliyorsun.Ben tuşlu bir telefona geçip her türlü gruptan kendimi soyutladığımdan beri müthiş rahat hissediyorum.

Aslında insanlarla konuşabileceğin milyonlarca şey var,ama biraz daha anlamayacağını bildiğin insanlara içini dökmek yerine,susmayı tercih edebiliyorsun.Cahit Zarifoğlu’nun da dediği gibi "Yine de biri çıkıp nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğum da söylenemez zaten. Buna sebep de yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felaket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki kalbimi tanıyanlar yok.’’
“İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım. Eşyayı kaldırınca kımıldamadan durduklarını görürsünüz. Söylediklerim bir defterin yaprakları arasına kıvrılmıştır. Sayfaları açtıkça onları göreceğimi sanıyorum ama anlıyorum ki asıl söylediğim şeylerdir altına gizlendiğim. Fark edilmesinden korktuklarımı kapadığım eşyalar oluyor anlattıklarım.”

Bazen hiç konuşmak istemiyorsun,bazen konuşmak istiyorsun ama dinlemediklerini fark ediyorsun,benim samimiyetle konuşabildiğim,anlattığım herhangi bir şey için beni yargılamayacağını bildiğim çok çok az sayıda var insan hayatımda,hani demişsiniz ya yanında susabileceğiniz insanlar diye,aşırı katılıyorum o kısma.


(büşra) #75

Çocuk ve Gölge’yi okudum, bugünün manşeti de düşüncelerin iletilmek için olduğunu söylüyor madem ben de düşüncelerimi yazayım dedim. :cherry_blossom:

Andersen’in hikayesini çok beğendim ve nedense (mütevazi olamayacağım.) kendimi o akıllı prenses gibi hissettim. Siz kime benzettiniz kendinizi? Korkak ve gölgesini bırakmaya meyilli adama mı? Gölgeye mi, ya da benim gibi prensese mi?

Hayatımızın bir kısmında gölgemiz yokmuş gibi davranıyoruz bence. Evet ikiyüzlülük bu ama belki de kolektif olarak bir arada durmamızı da sağlayan bir şey. Tamamen gölgelerden oluşan bir Dünya karanlık olurdu diye düşünüyorum; zaten ilerleyen kısımlarda kendisi de dengeyi bulmaktan bahsediyor.

Çocukken bu hikayeyi anlamayıp nefret ettiğini söylediğinde benim de aklıma çocukken nefret ettiğim bir öykü geldi: Notre Dame’ın Kamburu. Çizgi filmini izledikten sonra kitabını da okuyayım demiştim ve kitaptan hiç hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Kalbim kırılmamıştı çünkü o zaman; kendime içinde saklanacak çanlar aramıyordum.

Herkes bir gölgeye sahiptir, bu gölge bireyin bilinçli yaşantısında ne kadar az içeriliyorsa o kadar kara ve yoğun olur.

“Çoğu kez içimi bir fener alıp geziyorum.” demiştim bir arkadaşıma o geldi aklıma. Feneri tuta tuta silikleştirmişimdir belki de gölgemi. Kendimi önden bakılınca arkam görünecek kadar şeffaf hissetmemin sebebi budur. Kendi gölgemle hesaplaşıp Jung’un dersinden de pekiyi ile geçmişimdir. Kim bilir?

Frodo ve Gollum’dan bahsedilen kısımla ilgili ise şunu demek istiyorum:
Bize hep güce tapanların kötü insanlar (gölgeler) olduğu söylenir ya sanırım Tolkien Frodo’nun da yüzüğü (gücü) istemesiyle bunun öyle olmadığını ne kadar vazgeçmeye çalışırsak çalışalım gölgelerimizin var olduğunu hatırlatmak istiyor. Ya da yüzük (güç) en gölgesiz insana bile kara bir gölge bahşediyordur. Ne dersiniz?

Peki öyleyse çocuklar için yazan natüralist yazarlar ne yapsınlar? Çocuğa kötülüğü çözülemez bir sorun olarak, hem çocukların hem de yetişkinlerin karşısında çaresiz kaldıkları bir durum olarak mı sunsunlar?

Burada benim aklıma hemen Kemalettin Tuğcu geldi ve gülümsedim. Bilirsiniz belki Tuğcu’nun öyküleri ağır dramdır. Çok güzel yazmasının yanında bir çocuk için travmatik olabileceği de söylenebilir ama nedense onun kitaplarını okuyan ben şimdi bir travma atlatmış gibi hissetmiyorum kendimi. Sanırım Tuğcu’nun sırrı çocukların sırtına çocuksu acılar yüklemesiydi. Yani bir köpek bakarsın ve o ölebilir. Bazı travmaların atlatılması gerekir belki de gölgeni tanımak için. Sürekli iyiye giden, aydınlık, herkesin mutlu olduğu hikayeler sıkardı beni nedenini şimdi daha iyi anlıyorum.

:cherry_blossom:


(Hande) #76

Berk bize uzaktan göz kırpıyor bence, @SvartirSandar öyle manşet atmakla olmaz yamacımıza gel :blush:


(Salihalpo Anısına) #77

Üşenmesem ben de bir şeyler yazacağım ama hiç yazasım gelmiyor maalesef :unamused:


(Fransuva'nın Ayranı) #78

Sonraki denemeye geçince haber verin deniz.
@Truevoyageisreturn


(Deniz) #79

Üzdün Salih :pensive:
Şaka bir yana ben de bu ara uzun yazmakta zorlanıyorum. Hakkını da vermek istiyorum bir yandan.

@Colruzgari _bu akşam amerikalılar ejderhalardan neden korkara geçebiliriz bence. Herkesler duysun _


(Fransuva'nın Ayranı) #80

Tamam akşama tekrar okur yazarım.

Ben hep mobilim ben ne yapayım.