Kadınlar Rüyalar Ejderhalar / Ursula K. Le Guin / "Bilimkurguda Mit ve Arketip"


(Sapere Aude!) #142

Mızrakları uzaklara fırlatın.
Çuvallarınızı alın gelin.
Yeni denemeye geçmenin vakti geldi. Öyle farklı bir düşünce yolu izlenerek yazılmış bir deneme var ki karşımızda saygı duymamak, şapka çıkarmamak elde değil. Tarım devriminden, avcılıktan, mızraklardan yola çıkarak edebiyat (belki de anlatı demek daha doğru olacak) tarihinin neden şimdiki durumunda olduğunu düşünmek berrak bir zihin gerektirir. Hikayenin ve kabul ettiğimiz anlamıyla kahramanın bizim kadar eski olmasına rağmen aslında yine atalarımızın o dönemki tercihlerinden biri olmasını görmek beni çok etkiledi. Düşünsenize, aslında şu zamana kadar anlatılmış olan bütün hikayeler, avcı hikayeleri dinlemeyi seven atalarımız nedeniyle anlatıldı. Kim bilir, belki atalarımızdan birkaçı aslında avcı hikayelerinden sıkılıyordu, hatta belki de -biraz da abartarak- bunun gerçek edebiyat olmadıklarını düşünüyorlardı. Ama popüler olan ve insanlar tarafından dinlenen av ve kahraman hikayeleri olduğu için bunlar anlatılmaya devam etti. Devam etti ve artık alıştığımızda, uzunca bir süre başka şeyler anlatan hikayeler kimsenin aklına gelmedi.

Belki de abartılı olacak ama bir düşünün. Bugünlerde beğendiğimiz kitapların benzerlerinin yalnızca çok tutuldukları için farklı farklı yayınevlerince basıldığını görüyoruz. Binlerce yıl önce, hikaye yeni anlatılmaya başladığında av hikayelerini beğenmeyenler de bizimle aynı durumdaydı belki de. Bu düşünce, beni heyecanlandırıyor. Tanımadığım insanlara yakınlık duyuyorum. Çünkü onların, tıpkı şu an bizim sıkıldığımız gibi, aynı şeylerden sıkıldığını anlayabiliyorum. Kendimi yanlış ifade etmiş olmayayım, derdim kahraman anlatısıyla değil. Çatışma anlatan kitaplarla da değil. Le Guin’in anlattıklarına katılmakla beraber, alternatif bir gerçekliğe de düşünmeden edemiyorum. Ya, metindeki ilk hikaye türü sevilseydi? Kahraman anlatıları insanlar tarafından sevilmeseydi? Kahraman hikayesini tercih etmesek ve diğer türe benzer şeyler anlatmaya devam etseydik?

Bilmiyorum, tahmin etmek de zor. Ancak hayal etmek, her zaman için daha kolay olduğu için kendi hikayelerini anlatan bir kocakarı hayal ediyorum. Tarladan geldiğinde, o gün yaşadıklarını anlatıyor. Pek dinleyeni yok. Kahraman anlatılarında kendisini çeken bir şey de yok ama insanlar nedense bir mamutun öldürülmesinin tasvirini dinlemeyi tercih ediyor. İşte, benim söylemek istediğim, acaba o kocakarının da bizim gibi döneminin popüler olan anlatılarını sevmediği için canının sıkılıp sıkılmadığı. Bu ihtimalin varlığı beni mutlu ediyor. Hatta nedense öyle bir kadın gerçekten varmış gibi hissediyorum. Aykırı anlatının peşinde koşan, anlatmak, kendi hikayesini anlatmak isteyen ama döneminin popüler anlatı türünün karşısında sessizliğe mahkum edilen. Anlatacaklarını çuvalında saklayan kadın, başka başka zamanlarda başka başka kişilerin bedeninde reenkarne oluyor, uygun zamanı bekliyor ve zamanı gelince çuvalındakileri döküyor.

Belki Le Guin, bilimkurgu hakkında çuvaldan dökülenlere rastlayan bir ruh. Anlatacaklarının zamanının geldiğini anlıyor ve yazıyor, çuvalı kullanıyor. Sonra onu tekrar dolduruyor. Zamanı gelince başkaları yine çuvaldan dökülenlerle kendi hikayelerini anlatsınlar diye. Sonuçta denemede dediği gibi;

‘‘Hayatı değiştiren şey et değildi burada burada. Hikayeydi.’’


Daha devam edip farklı konular üzerinde de fikirlerimi söyleyebilirim ama şunu yazarken biraz yoruldum. Biraz düşüneceğim. Ama sanırım, bu nokta iyi bir başlangıç noktası olacaktır bize. Görüşürüz.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #143

Okurum :wink:


(Sapere Aude!) #144

Bu sefer özellikle çağırmadım, geleceğini tahmin ediyordum.


(Fransuva'nın Ayranı) #145

Bu denemenin tarihsel doğruluğu nedir ?


(Deniz) #146

Tarihsel doğruluğunu onaylayacak tarih ve antropoloji bilgim yok. Ancak yazar hangi kaynaklardan yararlandığından bahsetmiş. Denemenin 1986’da elimizde olan verilere uygun olarak yazılmış olduğuna inanıyorum. Keza Le Guin’in babası çok ünlü bir antropolog, eşi tarih profesörü. Kendisinin de antropoloji bilgisi eserlerinden belli oluyor ve çokça takdir ediliyor. Denemede kendi fikrinden ve katıldığı teoriden bahsetmiş. Ne düşüneceğin sana kalmış biraz. Sosyal bilim böyle bir şey :smile:


(Fransuva'nın Ayranı) #147

BU konuda bir kaç kitap okumuşluğum var da* orada bir kaç teoriden bahsediyor o yüzden sordum.

*Tüfek, Mikrop, Çelik ; Homo Sapiens vb.


(Sapere Aude!) #148

Nerelerdesiniz? Kendimi aşağıdaki gibi hissediyorum.

unnamed

Çok sevilen personam Marvin ile bir gezegendeyiz, buralar soğuk.


(Berk Kaynak) #149

Sınavlar tarafından esir alındım, kurtarın beni.


(Deniz) #150

Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

unnamed (23)


(sergen) #151

Merhaba, öncelikle belirtmem gereken bir husus var ben hiç ursula denemesi okumadım ancak yerdeniz büyücüsünü okurken bir şeyler fark ettim ve onlar üzerine yazma ihtiyacı duydum. Öncelikle karşılaştırma yapmak için kralkatili ve yerdeniz serilerinden en kaba haliyle bahsetmem gerekiyor sanırım.

Yerdeniz, tamamı adalardan oluşan EA’da ged nam-ı diğer çevik atmaca’nın hikayesini anlatıyor. Benim okuduğum kitapta sevgili çevik atmaca bir hata yapıyor ve kitabın sonuna kadar bu hatayı telafi etmek için uğraş veriyor. Benden önce burada konuşulan konular arasında ‘gölge’ figürü bolca konuşulmuş yerdeniz büyücüsü bir gölgenin hikayesi diyebilirim ve en azından finalinde olan kısmın o konularda konuşulmamasına biraz üzüldüm doğrusu çünkü tam da orada konuşulacak türden bir olay olmuştu. Eğer konuşulduysa bu yazdığımı görmezden gelin zira dün okurken devrelerin bir kısmını zaten yaktım :slight_smile:

Kral katilinin güncesi ise kvothe’in yaşantısının aktarıldığı bir hikaye. Rüzgarın adı ile başlayıp bilge adamın korkusu ile devam eden ve pattrick amcanın yazmaya artık üşendiği yada okuyucularını sallamadığı bir seri.

(çok mu çok kaba oldu bu hakkında bahsetme kısmı :joy: aşağıda karşılaştırma yaparken daha fazla bilgi vermiş olacağım için bu yeterli)

Öncelikle karakterlerden başlayalım ged’in kızıl saçları var, hırslı, gururlu ancak bunların yanı sıra çalışkan ve gözü açık. Kvothe ise seri boyunca zaten kızıl şeytan olarak anılıyor diyebilirim. Hırs ve gururun yanı sıra yine kvothe’de çalışkan ve gözü açık.

Karakterler arasındaki benzerlikler böyleyken anlatım açısında öyle bir fark var ki kvothe’nin gedden esinlenildiğini düşünmüyor olsam ged’i yerin dibine sokabilirim. Ursula anlatırken genel olarak hikâyeye odaklanmış bir şekilde gidiyor. Ged’in çocukken ne yaptığı, annesi yokken nasıl zorluklar çektiği yahut yollarda ilerlerken nelerle karşılaştığı o kadar önemli değil. Eğer hikayeye bir katkısı olacaksa anlatıyor ancak katkısı yoksa es geçiyor gibime geliyor. Bunun en büyük sebebi başlığın tee başında da belirtildiği gibi planlamadan yazması olabilir. O an yada kısa bir süre önce gelenleri kağıda döküyor. Belki hikayenin sonunda ne olacağı belli olabilir ancak aradaki olayları doğaçlama olarak ancak hikayeye katkı sağlayacak doğaçlamalar olarak görüyorum ben.

Pattrick ise yazarken besbelli plan yapmış. Hatta plandan öte gidip bence yerdenizi okurken bol bol not almış ve aldığı notların üzerine kralkatilini inşa etmiş. Tabi ‘anlatım’ gibi bir temel fark var ortada. Pattrick ursula gibi olaylar yerine karakterler üzerine daha çok durmuş. Kvothe’yi ve çevresindeki insanları öyle bir betimliyor ki insan o betimlemeler arasında kaybolabiliyor. Olayların olduğu kısımlar ise olayın öneminden ziyade(ki bu olayların önemsiz olduğu manasına gelmiyor) duygusunu ön plana çıkarmış bir durumda anlatıyor.

İkinci olarak bahsetmek istediğim nokta iki evrende de olan büyü kısmı. Ged’in bulundu EA’da büyü kudret sahibi olan herkesin yapabileceği sözlerden oluşan bir sanat(ne diyeceğim bilemedim büyü için). Büyü yapmak için sadece yapılması gereken büyüden faha fazla kudrete ihtiyacın var. Kudretini aşan büyüler yapılamaz zira kudret yetişmez. Ha keza yerdeniz büyücüsünde de anlatıldığı gibi kudret sahibi biri bilinçsizce büyü de yapabilir ancak bu spoiler’a gireceği için es geçiyorum. Ufak ufak bilgiler aktarmam gerekirse EA üzerinde bir denge var ve bu büyü yapılması bu dengeyi bozuyor bundan ötürü büyücüler büyü yapmaktansa genelde işleri doğal akışına bırakmayı yeğliyorlar. Ha sürekli yaptıkları bazı şeyler var ki bunlarda gözbağı olarak geçiyor. Mesela yerden bir anda su çıkartabilirsin. Bu suyu içebilirsin ancak içtiğin su senin susuzluğunu gidermez çünkü gözbağıdır. Bir şeyi temelden değiştirmek istiyorsan onu gerçek ismiyle(kadim lisandaki adıyla) çağırman gerekir. Kadim lisanda ismini bildiğin her şeye hükmedebilirsin. Ve bu önemli bir nokta büyücü olmana gerek yok bunun için. EA’da büyücüler şekilden şekile de girebilir. Ancak bu uzun süreli olduğu durumlarda büyücüyü delirtir. Büyücü daha aklını kaybetmemişken eski formuna geri dönmezse bir daha dönemez ta ki doğumdan sonra verilen ismine zikr edilene kadar.

Kvothe’nin dünyasında ise işler daha karmaşık. Büyü, büyü değil aslında. En basit haliyle enerjinin dönüşümü olarak adlandırabilirim. Ayrıca büyü halk arasındaki adı, üniversitede buna sempati deniyor. Anlatmam gerekirse eğer iki cisim arasında kurulabileceğiniz bir bağ varsa mesela bir dal düşünün ve bunu ikiye kırdığını farz edin. Bu durumda iki yarım dal elde edersiniz ancak yan yana getirdiğinizde bunlar aslında bir bütündür. Eğer alarınız yeterli derece kuvvetliyse bu dal parçalarından sadece birini kaldırarak diğerinin de kalkmasını sağlayabilirsiniz. Bu büyü değildir. Sadece alardır. Alar ise irade gücüdür. Daha doğrusu iradeyi dünyaya yansıtmak için bir kontrol mekanizmasıdır. rüzgarın adında alar’ın ilk geçtiği kısım için tıklayın. Pattrick’in dünyasında herkes sempati yapabilir ancak herkesin o derece bir irade gücü yoktur yada bunun eğitimini almamışlardır. Gel gelelim en sevdiğim husus olan isim’e.

Pattrick bu dünya için isim olgusunu ele alırken daha karmaşık bir bakış açısı seçmiş. Rüzgarın kadim bir adının bir önemi yoktur. Rüzgar, rüzgardır. Ancak yukarıda belirtmediğim hususlardan biri olan yerdeniz dünyasında rüzgarın ve düğer hava olaylarının kolayca yönetilmesi(ki bunu yapan insanlara iklimci denir) mümkünken kral katilinde böyle bir durum mevcut değildir. Rüzgarı yönetmek isteyen kişi onu anlamalıdır. Nereden geldiğini, ısısını, oluşturduğu basıncı, ona engel olan şeyleri ve diğer bütün her şeyiyle rüzgarın anlamalıdır. Bu anlama kısmını ise başlı başına meşakkatli bir olay. İki kitapla ilgili bir spoiler vermem gerekirse(ki bence önemli bir husus değil) kvothe ilk kitabın adı rüzgarın adı olmasına rağmen sadece 1 kere ve ikinci kitabın sonunda da toplam 7 kere çağırabilmiştir.

siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Kralkatili Güncesi
(Xibalba) #152

Kitabı okurken söylediklerinin çoğunu, özellikle bu kısmı ben de çok düşündüm. 'Kvothe varken, Ged de kimmiş ya" oldum. Gerçekten Patrick yazarken çok kopya çekmiş ama Patrick’in anlatımının karakterlere daha iyi bağlanmamızı sağladığını düşünüyorum. Ben Yerdeniz’in sadece 1. kitabını okudum, okuyalı da bayağı oldu doğrusu, şu an pek hatırlamıyorum ama nedense bu olaydan dolayı seriye devam edesim yok. Elim bir türlü 2. kitaba gitmiyor. Devam etmeli miyim, yoksa etmemeli miyim kararsızım doğrusu…


(Fransuva'nın Ayranı) #153

Kesinlikle seriyi tamamla hatta bitirince “kadınlar, rüyalar, ejderhalar” kitabını da oku.


(büşra) #154

İyi geceler herkese ve hoş geldin sevgili @thargalin. Yazını çok beğendim umarım denemeler hakkında da uzun uzun konuşuruz. Çok zaman oldu buraya yazmayalı, bir göçebe olarak sonbaharda sıcak kentlerden birine göçmüş bir kuşcağız gibi hissediyorum.

Bu denemeyi birkaç defa okudum ve her seferinde iki soru işaretinin çengeli asılı kaldı zihnimde. Beni sormaya ve düşünmeye iten bir denemeydi; sorum ise şuydu: Neden hikaye anlatıyoruz, ya hiç anlatmasaydık nasıl olurduk? Üstelik bu bize daha çok efor sarf ettiren bir şeyken yapıyoruz bunu. “Gücün ve iktidarın kölesi olma.” demek koskoca bir dünya hatta bir dil yaratıp; bir yüzük ve kısa boylu bir genç adamın yolculuğunu anlatmaktan daha kolay değil midir? Öyleyse yaptığı her şeyin kolayını bulmaya çalışan, bazen üşengeçliği yüzünden canından bile olan biz insanoğulları ne demeye kelimelerimizi çoğaltıyoruz?

Bana ilk sorunun birden çok cevabı varmış gibi geliyor. Bunlardan ilki hikaye anlatmanın eğlenceli olması; hatta hikaye anlatırken gerçekleri çarpıtabilme özgürlüğümüzün olması. Hayal gücünü gıdıklamak yani. Eğer istersem barışçıl bir Hitler bile yazabilirim mesela. Ya da Ursula gibi bu Dünya’da fiziken yaşanmayacak ya da fiziken yaşanabilecek ama bizim şu anki imkanlarımızla yaşayamayacağımız bilim kurgu türünde şeyler de yazabilirim. Kimse de bunların olmadığını ya da olamayacağını iddia edemez. Hikayenin doğasındaki özgürlüğü seviyorum, belki insanlar da bunca sıkışmışlıktan, ezilmişlikten biraz olsun uzaklaşmak için anlatmıştır hikayelerini.

Bir diğeri ise empatiyi gıdıklamak. Çünkü hikayelerden kendimize pay çıkarabiliyoruz. Anlatıcının kendi zihninin kalıbı ile döküp sunduğu şey başka zihinlere başka başka kalıplarla yerleşip yer edinebiliyor. Bize aktarılan olayı kendi hayal gücümüzün kadrajından izlediğimiz için de belki kahramanın belki Ursula’nın dediği gibi insanın belki anlatıcının yerine koyabiliyoruz.

Üçüncüsü ise sevgili Ursula’nın denemenin başından beri bahsettiği bir çuval ihtiyacı. Anlatalım ya da saklayalım kurduğumuz hikayeler bizden bir şeyler taşıyor. İçini doldurup boşaltıp sunabileceğimiz gibi kendi kilerimizde de saklayabiliriz. Ağırlığına aldırmadan yanımızda da taşıyabiliriz. Ki bu benim yaptığım bir şeydir mesela. Biçimlendirip, süsleyip satabiliriz bile. Düşündükçe çuval metaforunun aslında ne kadar doğru olduğunu fark ediyor insan.

İlk soruma okuduğum başka bir hikaye de şöyle cevap vermişti yazmadan geçmek istemedim.

Cümlelerin anlamı yoktur, anlamların cümleleri var; her anlamın bir cümlesi olmadığı için de hikayeler var.

İkinci sorum için hiç hikaye anlatılmamış bir dünya hayal ettim; bunun için bile biraz kurgu gerekmesi ne ironik değil mi? Mızraklı adamlar mızrakları gibi dümdüz haberler verip gittiler. Basılı olan çoğu şey ansiklopedi; çekilen çoğu şey belgesel… Her şey biraz gri. Kurduğum dünyadan hoşnut olduğumu söyleyemeyeceğim, hayalini kurarken bile sıkıldım. Böyle bir paralel evrendeki insanlar için üzüldüm bile hatta.

Ben bu yüzden mızraklarını bırakıp çuvallarını alan herkese teşekkür etmek isterim sanırım. Yabani yulaf tohumlarına ve küçük Oom’a da öyle. :cherry_blossom:


(Salih Alp Gökçek ) #155

Henüz denemeleri okuyamadım ama başlığa giriş yapmak adına; Ursula K. Le Guin ve hikaye anlatım tarzıyla alakalı bir şeyler yazmak istedim. Yazacağım düşüncelerim de, okuduğum 3 kitabına (Yerdeniz Büyücüsü, Atuan Mezarları ve En Uzak Sahil) göre şekillenen görüşlerdir. Öncelikle belirtmeliyim ki, çok iyi bir anlatıcı. Hikayesi içindeki karakterleri kendinizle veya bildiğiniz biriyle özdeşleştirmeniz hiç zor değil. Karakterleri verirken, bu karakterlerin antagonistlerini de çok iyi yansıtıyor. Örneğin Ged ile Gölge arasında yaşanan olaylarda; Ged hiçbir zaman sadece Gölge ile mücadele etmedi, mücadelesi bir yandan da kendisiyleydi. Bir de dikkatimi çeken husus, hikayelerinde çok karakterli diyaloglara girmeyi pek tercih etmemesi. Genelde ikili diyaloglar hakim, ve bu iki karakter arasındaki diyalog da hikaye akışıyla beraber gelişiyor, neticelenme de hep bu iki karakter üzerinden gerçekleşiyor. Atmosfer yaratma ve oluşturduğu atmosferi de bize hissettirme konusunda oldukça başarılı bulduğum bir yazar. Coğrafik şekiller hakkındaki detaylara girmesi bile bize oradaymış hissini çok güzel geçiriyor. Çoğunluk içindeki farklı bireyi ve sosyal toplum içindeki insanların yaşadıklarını da güzel anlattığını düşünüyorum. Şu anlık genel olarak söylemek istediklerim bunlar, denemeleri okuduktan sonra da yazmak isterim, okuduğunuz için teşekkürler, damdan düşer gibi yorum yazdığım için de kusuruma bakmayın :sweat_smile:


(sergen) #156

az önce metroyla eve gelirken kadınlar rüyalar ejderhalar’ı okuyordum. amcanın teki yanaştı ve
"her hayvan akıllı idi bilinmeyen bir zamanda…" sonra durdu, düşündü.
“siz gençler ejderhalar yok zannediyorsunuz ama daha insanların sayısı az iken vardılar” dedi
sonra tekrar "bilinmeyen bir zamanda akıllıydı her hayvan… " dedi tekrar aynı şeyi söyledi ve vazgeçti (sanırım bir tekerlemeyi hatırlamaya çalışıyordu)

ben: "amca ejderhala… " derken sözümü kesti “biliyorum biliyorum okumana devam et” dedi ve gitti :joy:

bu da böyle bir anımdır kalsın burada


(Fransuva'nın Ayranı) #157

Bence amca kitabı biliyor. ???


(sergen) #158

olabilir elbette.
ama ejderhalara binmiş kadim bir kişi olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor.


(Fransuva'nın Ayranı) #159

Odin hatta zeus bile olabilir.


(sergen) #160

abartmayalım tanrı demedim. sadece sıradan bir ejderha binicisi, belki sonunculardan biri :wink:


(Fransuva'nın Ayranı) #161

Biliyorum bilerek abarttım. Büyük ihtimalle eski bir edebiyat öğretmeni.