Oldukça Kısa Hikayeler Atölyesi


(Melih Erpulat) #186

Adamın biri, önemli olmayan bir günde, kapısının eşiğinin altından bir mektup almış. Gayet doğal. Herkes kapısının eşiğinden mektup alabilir. Ama tuhaf olan ise o kapı, kendi kilerinin kapısıymış.
İnternette bulmuştum çok hoşuma gitti, iyi paronayalar (:


(lou) #187

“insanların dünyaya gelmesine bir elma ağacı neden oldu” dedi şeytan. bir öğleden sonra uğrak önünde oturmuş biralarımızı yudumlayıp laflıyorduk. “hasiktir ordan” dedim. o zamanlar henüz tıklım tıklım değildi sokak ve arnavut kaldırımların üzerinde dizilmiş doksanlardan kalma masalar birbirinden yeterince uzaktı. “insanların yer çekimini keşfetmesine de bir elma ağacı neden oldu” diye üsteledi. şişeyi dikip soğuk bir yudum aldım, -yanımdan geçen güzel kalçaları izlerken, masaya hafif eğilerek kırılacakmışcasına dönen boynumun gerginliğini almak için. "aradaki boşlukları da taşaklarım doldurmuştur mk."dedim. “hehehhuheheuhe”. güldü piç. ben de güldüm. ötedeki masa da güldü. garson da güldü. bardaklar ve kül tablaları da güldü. tanrı dahi güldü ve “çok mu komik mk?” dedim o an. “çok mu komik ha?”


(Küçük Tatlı Sincap 🐿️) #189

Gece ve gündüz birbirine aşık olmuş. Ve sonsuza dek birbirlerini beklemişler.


(Küçük Tatlı Sincap 🐿️) #190

Suyla ateş birbirine aşık olmuş. Ne ateş suya dokunabilmiş ne de su ateşe. Yağmur yağmış ateş sönmüş, güneş çıkmış su kurumuş. Ahirette mutlu mesut yaşamışlar.


(Oneironaut) #191

Yalnızlığın doldurduğu bir odada, eski bir sallanan sandalye, ölümü beklerken gıcırtılarla sallanıyormuş.


(büşra) #192

Vedalardan hoşlanmadığını bildiğimden koymuştum cebine o notu. Aç şimdi, güzelce oku.
“Bu kimin umurunda ki; ben içimde büyütürüm seni, minik bir kaktüs olursun içime batan.”

:cherry_blossom:


(Salihalpo Anısına) #193

Cızırdayan sokak lambası, nemli hava, hafif de soğuk bir sohbahar akşamı. Başım yere eğik, ellerim ceplerimde, yalnız bir yolda yürüyorum, yol da yalnız. Ayağımla önümdeki kozalağa vuruyorum, birkaç kez dönüp duruyor, o da en az benim kadar yorgun.


(sergen) #195

oradaki m mestipad’ın m’si mi?


(Aku ) #196

Ne yazık ki evet.


(sergen) #197

Allah rahmet eylesin


(Oneironaut) #198

Günün birinde adamın biri, ovduğu bir lambadan çıkan cinden bir dilek hakkı istemiş. Cin, bu mütevazı isteğe hayır dememiş ve adamın dileğini sormuş.
Adam coşkuyla dileğini bağırmış:
“Bacağımın kopup bir erkeğe dönüşmesini ve beni sevmesini istiyorum!”


(Sapere Aude!) #199

Fark edemediğim bir gönderme mi var? Dilek oldukça ilginç.


(Oneironaut) #200

Evet, var; fakat kendi küçük dünyam için.
Ama bilemiyorum, belki de yoktur.
Belki de adam delinin biridir sadece.


(Oneironaut) #203

Tanrının dostu insan, bir gün ona yalvarmış.
"Yalnız olmak ve bundan keder duymamak istiyorum!"
Tanrı gülümsemiş.
"Ama bu imkansız, küçük dostum."
Tanrı dostu öfke ve acıyla sormuş.
“Senin için bile mi?”


Sadece en karanlık düşlerde eline kalem alabilen bir şair, bir zaman sonra kendini kabuslar yaratırken bulmuş.


(Oneironaut) #204

Ölmek üzereyken rüya alemine dalan bir ihtiyar, sonsuza kadar kabus görme arzusu duymaya başlamış.


Kirpinin teki, hiçbir sebep yokken masum bir fareyi öldürmüş. Ardından, bu cinayetten dolayı vicdan azabı çekmeye başlayınca fare adaletine teslim olmuş.


(fza) #205

İkincide derin bir anlam filan varsa, anlamadım ben.


(Oneironaut) #206

Var, ama hep kendi dünyam için.
Bu başlık bir nevi online not defterim. :sweat_smile:

Fırsat bulmuşken de şu “kendi dünyam” ifadesini açmak isterim.
Kendi dünyam derken tamamen kendi hayatımdan bahsetmiyorum; yani göndermeler sadece benim hayatımda anlam kazanmıyor, meydana gelişlerinin sebebi sadece benim hayatımdaki olaylar değil.
Varlıklarını güncel yahut unutulmuş olaylardan, yani dünyadan alıyorlar. Benden bağımsız ama aynı zamanda bana bağımlı olan dünyadan. Ama işte benim, onu, algıladığım şekliyle ifade etmeyi beceremiyor oluşumdan dolayı, gönderme açıklama işini “kendi dünyam” için deyip geçiyorum.
Şu anda da bir şey açıklayamayıp saçmaladım büyük ihtimalle.


(Salih Alp Gökçek ) #208

…bütün renkler onda güzeldi; neşe sanki paletinden taşan bir kırmızı veya şeker tadında pembe gibiydi. Hüzün bile güzeldi, hüznün içinde kaybolur; neyi sevdiğini, neye üzüldüğünü bile hatırlamazdın. İnsan hüznü sever mi? Seviyor işte…


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #209

İleriye baktı. Abyss. Yok. Çok garip bir histi. Bir his değildi. Bomboş. Aklının içinde tek bir ses, tek bir tını, tek bir yankı yoktu, ne olmuş, ne olan, ne olacak. Hiçbir şey. Ve bu olmayan anda hiçliğe nazar etmeye devam etti. Hiçbir zamana kadar.


(Boş İnsan) #210

Uzun zaman sonra tamirden gelen kulaklığımı taktım. Ve bir anda yolun ortasında durdum kulaklarıma dolan müziğin etkisiyle. ‘‘Allah’ım’’ dedim ‘‘insanların seslerini yeniden duyamamak ne kadar güzelmiş’’.