Oldukça Kısa Hikayeler Atölyesi


(anon90570571) #296

Kendini öldüremeyince, zamanı öldürdü. Nafileydi. Yaşlandı.


(Boş İnsan) #297

Kırmızı pencereli evinden, bir sonbahar gününe uyanmıştı. Çayını demledi, kitabını eline aldı ve sallanan sandalyesine oturduktan sonra küçük battaniyesini bacaklarına örttü. Çayını yudumlayıp kitabının ilk sayfasını açarken sonbaharın süslediği ağaçlara baktı. Ağaçların arasında gözüne, boğazına daha önce ağacın sağlam bir dalından sarkıttığı urganı geçirmekte olan bir adam çarptı. ‘‘Haklısın’’ dedi. ‘‘Ölmek için güzel bir gün.’’


(Volkan Şahin ) #298

“Ne istediğini bilmiyorsan” diye söze girdi, bir yandan sigara kağıdına yerleştirdiği tütünü ovarak kağıdın içine yayıyordu ,“kim olduğunu bilmiyorsan”, ağzının sağ kenarında tuttuğu filtreyi dikkatli bir şekilde kağıda yerleştirdi ,“çevrendeki hiçbir insana bağlılık, herhangi bir aidiyet hissetmiyorsan”, kağıdı yaladı ve yapıştırdı ,“yaşadığını söyleyebilir misin?”, sardığı sigarayı önce inceledi sonra ağzına yerleştirip yaktı.


(Boş İnsan) #299

Yüksek sesle konuşanların yaşadığı dünyada, bir gün fısıltıyla konuşan birinin doğacağı ve bütün Dünya’yı mutluluğa kavuşturacağına dair bir kehanet vardı. Doğduğunda ise etrafında yüksek sesle konuşanlar yüzünden kimse ne dediğini duymadı. Böylece kehanet sonsuza kadar devam etti.


(claude pure) #300

“İnsan her zaman kendinde olmayanı mı ister?” dedi hafif isyankar. “Hayır… Bazen tek istediği, sadece elindekini koruyabilmektir.” diye ekledi usulca.


(Umut) #301

Hava karanlıktı. Normalde bu saatte hiç dışarı çıkmazdı. Ona nereye gittiğini sordum, sadece geri döneceğini söyledi.
O günden sonra, bir daha onu göremedim.


(Gizem) #302

Aynı hataları yeniden yapmamaya kararlıydı. Her şey farklı olacaktı “artık değiştim” diye usulca fısıldadı aynaya,tıpkı daha önce defalarca yaptığı gibi


(büşra) #303

-Karanlık bir zindanda hapis kalmış gibiyim.

-Hiç mi ışık yok?

-Sadece zamanın nasıl geçtiğini anlamama yetiyor.


(Volkan Şahin ) #304

Uçurumun kenarında duruyordu. Bir ayağını sürekli kaldırıyor, sonra vazgeçip geri indiriyordu. Beni hiç mi düşünmüyorsun, diye bağırdı birisi arkasından. Gözleri yaşlıydı, hıçkırarak ağlıyordu. Ben hiç kimseyi düşünmem, dedi ve aşağı atladı.


(büşra) #306

Güneşli bir günde sahilde içinden şarkılar söyleyerek yürüyordu. Aniden durdu, binlerce deniz kabuğu arasından birini fark etti, eline aldı; sevdi. Ve onu evrenin en güzel deniz kabuğu ilan etti.


(sergen) #307

Avuç içerini gözlerinin üstüne kapattı. Karanlıktı, bu karanlığı diğerlerinden ayıran nokta ise aydınlıkla arasında kişinin kendi olmasıydı.


(.) #308

Eline kitabını aldı, sevdiği köşesine uzandı, biraz sessizlik ile uzaklaşmak istiyordu. Sonra o geldi, kaçamak bir bakışla, müziği son ses açtı ve gitmesini bekledi. Gitmediğini, inatla kitabına sarıldığını görünce bağırıp dans etmeye başladı. Karşılık alamayınca yüksek sesle “Bıktım artık!” diye haykırdı, ve yerini sessizliğe bırakarak gitti.


(Umut) #309

Derin bir nefes aldı. Kararlarından emindi. Ebedî mutluluğun onu beklediğini düşünüyordu.
Ama bunun için her şeyden vazgeçmesi gerekiyordu.


(Oneironaut) #310

Ölümün soğukluğunu hissettiğimde üstüme bir hırka aldım; bunun ölümü engelleyeceğini düşünüyordum. Yanılmışım.


(Umut) #311

Günlerdir arkama bakmadan kaçıyordum. Yorulup pes ettiğimde ise, uzun zamandır beni kovalayan birinin olmadığını fark ettim.


(Gökhan Ali Başkan) #312

Akşamın kızıllığında sahilde bir bankta oturuyorum. Deniz kıpkırmızı, gökyüzü ise bir sulu boya tablosu gibi. Cebimden bir dal sigara çıkarıp yaktım. Yalnız değildim, yanımda “yalnızlığım” vardı. Zaten beni hiç bırakmadı.


(Salih Alp Gökçek ) #313

Kendisini boşluğa teslim ederken, hiç olmadığı kadar özgürdü. Özgürlük ise hiç olmadığı kadar esirdi. Boşlukta kara bir leke bile olamayan bu adam, nasıl özgürlüğü esir edebilirdi?


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #314

Bu cümle buralarda bir yerde daha önce paylaşılmış mıydı_? Çok tanıdık geldi de :slight_smile:


(Salih Alp Gökçek ) #315

Bilmem olabilir, sen mi paylaşmıştın? Ben uzun zamandır girmiyordum da başlığa :sweat_smile:


(Geek Velet) #316

Tahta sandalye sallanırken sanki ürkütmek için sesler çıkarıyordu. Hışır, hışı diye. İçindeki merağa yenik düşen genç, kapıyı açtı. Sandalye dışında başka hiçbir şey yoktu. Hışır, hışır sesleri sadece radyodan geliyordu.