Oldukça Kısa Hikayeler Atölyesi


(Gökhan Ali Başkan) #317

Günün aynı saatiydi ve yine o banktaydı. Vakti hiç şaşırmazdı, her zaman tam saatinde orada olurdu. Sigarası kalmamıştı, cebinden tabakasını çıkardı büyük bir özenle, sonra içinden yeni sarılmış tütünlerden bir tane aldı. Normalde tütün sevmezdi ama başka şansı yoktu. Özenle sarılmış tütünü ağzına koydu ve büyük bir zevkle yaktı, derin bir nefes çekti ve sonra duman uçup gitti, tıpkı gençliği gibi.


(Cengiz) #318


-Yiğit Özgür


(Cengiz) #319

Büyük bir tarlanın etrafına dikilmiş 11 akçaağaca bakan evinde sessizce çayını yudumluyordu Sezen. Gün harika bir şekilde batıp geceyi doğururken Sezen bu işi saatler önce yapmıştı bile. Onun için de karanlık birkaç saate başlayacaktı.


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #320

Yok ben paylaşmadım ama çok tanıdık geldi o yüzden :smiley:


(Salih Alp Gökçek ) #321

Cümleyi arattım, tek ben kullanmışım :sweat_smile:


(sergen) #322

Bu sabah diğerlerinden farklı hissediyordu. Yataktan kalkıp banyoya geçtiğinde aynadaki yansımayı uzun uzun inceledi. Saçları omuzlarına kadar uzamış ve sakalları bakımsızlıktan kıvır kıvır olmuş bir adam ona bakıyordu. Yansımanın gözleriyle gözlerini buluşturdu, bir şeyler eksik gibiydi. Sanki orada olması gereken ışık sönmüştü. İnceleme sekansı bittikten sonra; “Kimsin sen?” sözcükleri ağzından döküldü. Derin bir nefes alıp verdikten sonra ekledi; “Gerçi şu dakikadan ne fark edecek ki”


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #323

Saatler sonra gözlüğünü çıkarıp çoktandır orada öylece duran kahve fincanının yanına bıraktı. Gözlerini ovuşturdu. Daktilodaki kağıdı çıkardı, arkasına yaslandı, kısık gözlerle bomboş kağıda tekrar baktı. Düşüncelerini toparlayamıyordu. Ondan beri…


(büşra) #324

“Sakın ola üzüleyim deme, sakın! Sana bunlar anlatıldı, tüm çiçeklerin solup gideceği, ölmek için açtıkları söylendi sana. Bir an önce alışsan iyi edersin küçük bey.”

Boynumu içime çekip ellerime bakıyorum. “Bunların hepsini ben de biliyorum, keşke başka bir yolu olsaydı.”

Küstah gülüşünü yüzümde gezdirip “Plastik olanları deneyebilirsin bir dahaki sefere.” diyor.


(Iron Man) #325

Ortamda büyük eksiklik hissediliyordu. Herkes içten içe onun gelmesini istiyordu. Bu isteklerini daha fazla kıramadı ve geri döndü Iron Man.

kesinlikle kendimden bahsetmiyorum.


(Martha Kemal) #326

+Ya bunları okumadan önce, okumamız gereken hikayeler va…
-stare


(Fransuva'nın Ayranı) #327

Yok daha neler ?
İstiyorsan birde martini yeniden proglamlayıp mutlu bir robot yapalım.


(Boş İnsan) #328

Sabah uyandığında kendini, tanımadığı bir yatakta buldu. Yanında hiç tanımadığı bir kadın yatıyordu. Hiç tanımadığı bu kadından, hiç tanımadığı 2 çocuğu olmuştu. Hiç istemediği bir işte çalışıp,hiç istemediği kişilerle arkadaş olup,hiç istemediği şeyler yapmıştı. Son 40 yılını hiç istemediği bir adam olmakla geçirmişti. Aynaya bakıp ‘‘Tanrım’’ dedi, ‘‘Ben ne yaptım.’’


(Miraç) #329

Keşkelerle dolu cümleler, bomboş bir hayat… Pişman mıyım? Asla! Benimki sadece laf. İflah olmaz bir aylağım ben.


(Boş İnsan) #330

Ajandasını çıkarıp her zamanki gibi geride kalan günlerin analizini yapmaya başladı.Boş bırakılan bir tarihe uzunca boş gözlerle bakakaldı.Kalemini çıkarıp ‘‘Doğum günümdü.’’ yazdı.


(civ) #331

Banlanmak umurunda değildi o sadece fikirlerini daha çok insanın görmesi için yanıp tutuşuyordu


(büşra) #332

Onun gidişinden sonra daha da kötü oldu her şey. Altında ağlayacak bir battaniyem bile yok artık.


(Gökhan Ali Başkan) #333

Karşılıklı oturuyorlardı. Mihriban misali olan sarı saçları ve dünyanın en berrak mavisinden bile daha mavi olan gözleriyle ona bakıyordu. Bir an bile olsun gözlerini ondan ayırmadı ve kadın o keskin sessizliği bozup “beni ne kadar seviyorsun?” diye sordu adama, adam ise kadına bir Nâzım şiiriyle cevap verdi:

Sorma bana
"Beni ne kadar seviyorsun?" diye
O kadar işte!
Tavanı kadar sokağın,
Dibi kadar cehennemin.

Ve kadın, sevilmenin ne demek olduğunu işte o an anlamıştı.


(claude pure) #334

“Yoruldum.” dedi, “Ölümle baş etmek çok yorucuymuş.”. Durdu bir müddet, “Üstelik ölen ben değilim bile.”…


(Ebrar) #335

Buhran halinde bulunmanın tavırları zihnini ele geçirip; ufak bir tohum ektiğinde artık olmama durumunu hesaba katabilirsin. Çünkü İncir ağacı büyüyüp dallarını saldığı zaman ne yaptığını bilmen olası değil.

•Necip Fazıl’ın ‘‘Bir Adam Yaratmak’’ piyesine göndermedir…


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #336

Dışlanmışlığın acısını çıkarmak istercesine, atabileceği en sert yumrukları atarken kırılan parmaklarının ve duvarı kızıla boyayan kanının farkına ancak 20 vuruştan sonra varabilmişti. Ellerine baktı, akan kanına baktı, ‘‘bu’’ dedi. ‘‘Bu acı falan değil. Asıl acı olan aldatılmak, ötelenmek, umursanmamak. Asıl acı olan bu lanet olası kalp acısı. Sanki sanki kalbini defalarca bıçaklıyorlar. Tüm acıyı hissediyorsun ama ölmene izin yok. Ölemiyorsun.’’