Oldukça Kısa Hikayeler Atölyesi


(Boş İnsan) #442

‘‘Uzun zamandır arıyordum, ama hiç bulamadım. Sanırım dünyada benim için bir kadın yok.’’ dedi genç adam. Yaşlı adam elindeki ucuz şarabı uzatırken ‘‘Bunlar arayıp bulamamış bir adamın sözlerinden çok, bulmuş ama kaybetmiş birinin sözlerine benziyor.’’ dedi. Genç adam, yaşlı adamın gözlerine bakarken neden bahsettiğini bilen birini gördü. Denize girmek için hala çok erkendi, o yüzden ikisi de biraz oturmaya karar verdi.


(A man without hearth) #443

Uzun zaman önce uzak bir diyarda sıradan bir şehir vardı. Bir kadın geldi, her yeri çiçekler ve şarkılarla güzelleştirdi. Sonra hepsini yaktı ve öylece gitti. Geriye kalan sadece kalpsiz bir çocuk ve hayal kırıklarıydı.


(büşra) #444

“Anlamıyorsunuz.” dedi şair. “Ben şiir yazmıyorum yalnızca, ruhumun katranını karbonla akıtıyorum aynı zamanda.” Şairi boynuna saplanmış bir kalemle gömdüler sonra.


(Boş İnsan) #445

Hayatını güzelleştirmek için kaçırdığı bütün fırsatları düşünüp, eğer bir mucize görürse artık değişeceğine söz verdi. Tam o anda önünde yere düşen yıldırımı görünce ‘‘Doğa olayları sayılmaz.’’ deyip battaniyeyi kafasına çekti. Yaşamak için çok üşengeçti, ölmek için ise çok korkak.


(Umur) #446

Zifiri karanlıkta gözlerini cama dikmiş bir küçük çocuk gördü önünde. Bir ses beklemekteydi, bir işaret, bir umut… Küçük çocuk sessizce ağlamaya başladığında ise içkisinden bir yudum daha alarak, kendisini geçmişinden kurtaracaktı.


(Koala lordu/Koç Lisesi Bebeğim! ) #447

Kalktı,kahvaltı yaptı ,işe gitti,akşam yemeği yedi,yattı.
Kalktı,kahvaltı yaptı ,işe gitti,akşam yemeği yedi,yattı.
Kalktı,kahvaltı yaptı ,işe gitti,akşam yemeği yedi,yattı.
Kalktı,silahını aldı,kafasına dayadı ve sıktı.
Kalkmadı.


(A man without hearth) #448

Küçük bir çocuğun kalbi cam bir bardağın düşmesi gibi kırılıverdi. Kağıdı buruşturup attı ve yeni bir hikayeye başladı, “Babamın olmadığı uzak bir diyarda…”.


(Sapere Aude!) #449

Burada herkes, kendi hikayesini anlatan kitabı arar.” dedi Babil Kütüphanesi’nin kör müdürü. “Başkalarının hikayelerinin peşinden koşanlar nadiren gelir, gözlerini bırakır ve müdür olarak kalırlar.


(Ata (Ö)zkan) #450

Ölüm sessizliği içinde birkaç dakika dökülmeye yüz tutmuş açık griye boyalı duvarına daldı. İçinde litrelerce patlamayı bekleyen gözyaşları vardı ama hissizleşmişti. Etrafa bakındı, ağırdan ayağa kalktı. Tuvalete yöneldi. Parkelere her bastığında parkeler ona yanıt niteliğinde sesler çıkartıyordu.


(Oneironaut) #451

Zamanından önce işten çıkan bir adam, hiçbir yerden düşen bir zeytinin başına çarpmasıyla ölmüş.


(Witch-Dentist of Muhit) #452

Olduğu yere uzanmış olan adam fısıldadı, “Sevgim mi?” kız başıyla onayladı. “Sana olan sevgim uzay gibi; her geçen dakika, her geçen saniye hatta her geçen salise artıp genişliyor.”


(Ata (Ö)zkan) #453

“Gel, gel gidelim seninle yaşlanmaya.” dedi derince kazılmış mezarda uyuyan adama.


(Oneironaut) #455

Geceydi, tek başındaydı. Birden bire yukarıdan gelen kutlama sesleri işitti, başını kaldırıp baktı, iç çekti.
“Ay’da kutlama yapıyorlar herhalde,” diye düşündü. Başka bir ihtimal yoktu.


(Boş İnsan) #456

“İyi de neden büyük büyük babanı öldürüyorsun? Gidip babanı vursana!” dedi elleri bağlı genç adam. “İşini şansa bırakmıyorsun, o kadar mı kötü durumun?” dedi yeniden başını öne eğerek. “Henüz benimle tanışmadın.” deyip gülümseyerek tetiği çekti Zaman Yolcusu.


(Boş İnsan) #457

‘‘Kim bilir Çavuş. Öyle görünüyor ki bu hikayeyle ilgili bütün ayrıntıları bilen biri varsa, o da şu yukarıdaki lanet martı.’’ dedi Corto Maltese. Fakat Jonathan Livingston’ın olan bitenden haberi yoktu. O sadece havada ne yapıp ne yapamayacağını öğrenmek için uçma çalışmalarına başlamak istiyordu. Hepsi bu.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #458

There was a man, there was a woman, they loved each other. This part is pretty much the standard. What makes this story distinct is that, there was also a crown.


(Oneironaut) #459

Kuru yaprak gezgin bir rüzgarla havalandı, ırmakları ve yanardağları aştı, gri gökyüzüne düşüp bulutların içinde kayboldu. Canı yanan bulutlar ağladı.


(Witch-Dentist of Muhit) #460

Kokusu dünyanın en güzel çiçeğine layık bir kokuydu, içine çeke çeke doyamadı. Ayrıldı kızdan, gözlerine bakmak istiyordu. Gözleri ise çakıl taşlarının griye çaldığı temiz bir denizdi sanki, keşke içine dalıp, düşüncelerinde yüzebilseydi.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #461

“Imagination” the young man said “is what keeps us alive”. “How is that relevant?” the old man asked. Answer was planned as the question was expected “It prevents us from seeing who we actually are”.


(Umur) #462

Without lowering his head, he tried to push the little shopping cart that’s full with rotten goods. The cold was getting inside his torn t-shirt, this winter will be a hard one he thought to himself. The little one asked, while walking slowly behind him… “Do they pay bills too?