Oldukça Kısa Hikayeler Atölyesi


(Volkan Şahin ) #463

Halıya uzandı, ayaklarını da çekyatın kolluğuna koydu. Bekledi; kapı çalsın, telefonuna mesaj gelsin, dünya yansın, uçak düşsün, gökkuşağı çıksın, beklenen İstanbul depremi gerçekleşsin, bir şey olsun diye bekledi. Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu, ama yirmi yıllık evinin tavanındaki lekeyi fark edecek kadar süre geçmişti.


(büşra) #464

Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında bambaşka şeyler düşündü acemi ve çaresiz hisseden. Öyle ki bu hikayeye üçüncü bir cümle bile yazmak gelmedi içinden.


(Boş İnsan) #465

‘‘Ve yazdıktan sonra fark ettim ki gittiğim yerlerde bile hep kendimi hayal ediyorum. Oraya beni götürdükten sonra gitmenin ne anlamı var ki?’’


(nam-ı diğer) #466

İçilmemiş iki çay, ağzına kadar dolu küllük, gözleri kıpkırmızı olmuş bir kadın ve masanın üzerinde duran başıboş bir alyanstan ibaret bir akşamdı.


(Boş İnsan) #467

“İnsanların, etrafındaki güzelliklere karşı nasıl kör olduğunu, işte bu gözlerle gördüm. Ben de gözlerimi yerinden söktüm.” dedi ellerinde tuttuğu gözlerini gösteren kör adam. Etrafında kopan çığlıkların abartılı olduğunu düşündü.


(Fransuva'nın Ayranı) #468

Ve çocuk avuçlarını kör adamın gözlerinin olması gereken yere koydu. Ellerini çektiğinde kör adamın tekrar gözleri vardı.


(Thomas Jason Wardstone) #469

Şarabı buzdolabına koydu. Tabureye çıktı, ipi geçirdi, kendini bıraktı.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #470

“Aslında” dedi İsa “Çok da zor bir numara değil” dirilttiği adamı havarilerine gösterirken “Tek gereken Ruhtan bir parça”.


(Oneironaut) #471

Af Dileyen yükseldi. Şimdi on arşın altında kalmıştı dünya. Kırık bir yumurta, bronz bir heykel ve yıpranmış bir halı onu selamlıyordu.


(Umur) #472

Yarım sigarasını şarap kadehinin içine fırlatırken içerledi, her zaman yaptığı gibi… Çok bir şey söylemeye gerek duymuyordu artık, bulunduğu şehirden, ülkeden, kıtadan kaçmak istiyordu. Babasının hayaleti konuşmaya başladı sonra; istemek, hiçbir şeyi başaramıyor.


(korhan) #473

Bilmediği şeyler vardı. Beklemeyi bilmezdi. Ayın battığını da bilmiyordu mesela, gündüzlerin sabırsız işgalinden habersizdi. Yatardı o, uykusunu karanlık kucaklardı. Rüyaları karanlıkla bitmezdi ama, ışık hep yetişirdi açılan gözlerine.
Bir zamanlar işte, bir zamanlar bilmezdi. Şimdi neyi beklediğini bilmeden bekliyor. Şimdi karanlık gözlerini kucaklıyor.


(Umur) #474

Someone else’s happiness was a reminder of his sadness.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #475

Kafasını dizlerine gömdü ve acı içinde düşündü “Bir kötü günün hayatınızı hemen mahvetmesi gerekmiyormuş”.


(nam-ı diğer) #476

Adam dolunaya baktı, derin bir nefes aldı; kalbi bir saniyeliğine atmayı bıraktı. 450 kilometre ötede bir kadın göğsünü tuttu. İkisinin de bu durumdan haberi olmadı. Ay bulutların arkasında kaldı.


(Umur) #478

Years ago, he swore that he would never look back from his shoulder. Tonight he broke that promise, along with a thousand more…


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #479

Hayat deneyimlerinin şekil verdiği ve içgüdüsel bir şekilde kalıtımsal bilgilerini devam ettirmeye müsait olduğunun farkında olduğu dişi bireye bakarken vücudu testosteron salgılamaya başladı.
Bunun sonrasında dopamin ile gelen bir tatmin hissi ve neroepinefrin ile gelen kalp atışının hızlanması ve öbür fiziksel emareleri farketti.
Serotonin hormonunun düşmesi ise bu kadına karşı bir takıntı hissiyatının oluşacağının belirtisiydi.
“Eyvah” dedi.


(Fransuva'nın Ayranı) #480

İki uzun, bir kısa cümle yazmıştı. İlk bakışta paragraflar dolmuş gibi gözüküyordu ama bu koca evrende iki uzun bir kısa cümlenin kaplayacağı alan neydi ki.


(Witch-Dentist of Muhit) #481

Daha fazla dayanamadı, oturdu yol kenarındaki üstü kuş pislikleriyle katmanlaşmış banka. Ellerini başının üstünde birleştirip, dünyanın şapkasına baktı. Hangi yıldız daha parlaktı acaba, göktekiler mı yoksa az önce sarıldığı mı?


(Oneironaut) #482

Aynaya baktı. Soğuk su damlaları yüzünden aşağı süzülüyor, bazıları burnundan ve çenesinden boşluğa düşüyordu. O an karar verdiğini fark etti; artık daha güzel yaşayacaktı. Gülümsedi. Hemen sonra gözü aynanın köşesindeki küçük bir lekeye takıldı. Kurumuş lekeyi tırnağıyla kazımaya çalıştı. Bu uğraş günler boyunca, aylar boyunca, yıllar boyunca sürdü. Öldüğünde, ayna çiziklerle doluydu.


(Witch-Dentist of Muhit) #483

Beklediği anın geldiğini biliyordu, taş bir duvarın yanında savrulan yapraklara bakarken bir gölge yükseldi arkasından. Ölüm, sonunda gelip beni ateşiyle yakacaktı, ateşle yaratılan ateşle ölmeliydi. Kollarını iki yana açtı, gözlerini kapattı ve son sözlerini söyledi: "Durkit Dakira Dush!"