Oldukça Kısa Hikayeler Atölyesi


(The Maniac ) #144

Bir ses duydun mu ?Evet ,kalbinin kırılma sesi miydi ?Hayır ,osurdum …


(Muhitin En Boş Beleş İnsanı) #145

Saatlerce hayatın anlamını düşündü ve bir hiç gördü.


(Koala lordu) #146

Malum başlığa Gal Gadot’un isyan haberini atarken, 200 cevaplık bir meme-göt kavgası başlatacağını düşünmemişti.


(Oneironaut) #147

Ilık bir yaz akşamı yıldızlar dans ediyor, ağaçlar şarkı söylüyor ve ihtiyar bir kaplumbağa katıla katıla gülüyordu.


(büşra) #148

Annem balkondan aşağı sesleniyor: “Hayri, oğlum yavaş, üşütüp hasta olacaksın abin gibi…” yukarı doğru bakıp dişlerimi sıkarak "İnsan başkasının acısıyla olgunlaşmaz ki. " diyorum. Üç korner bir penaltı ediyor.


(Oneironaut) #149

Ağlayan yaşlı bir kadının anılarla ıslanmış gözyaşlarında, genç bir kadın kahkahalarla gülüyordu.


(Miraç) #150

Son fotoğrafımızdaki gülümsememiz, “Nasılsınız?” sorusuna verdiğimiz “İyiyiz.” sözünden bile daha sahteydi. Ama yine de bütün acıyı saklıyordu.


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #151

Adeta aç gözlü çılgın bir kalabalığın içerisinde kaybettiği küçücük değerli bir taşı arıyormuş gibi çaresizce onu arıyordu.


(Umut ) #152

Gözlerini açtığında onu uyurken gördü. Başını çevirip saate baktığında hâlâ uyumak için zamanı olduğunu gördü. Biraz sonra tekrar uykuya dalmıştı. Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştı. O gece odasında olsaydınız uykusunda gülümsediğini görebilirdiniz.


(Deniz) #153

Bir bayram sabahı üç yaşlı arkadaş, insan oldukları güzel günleri yad ediyordu. İçlerinden hiçbiri kolonyanın nasıl bir his bıraktığını hatırlamıyordu. Ancak hepsi hatırlıyormuş gibi yaptı.


(Oneironaut) #154

“Gördüm.” dedi biri, “İnanıyorum,” diye yanıtladı öteki, bir an sonra ise, “İnanmıyorum,” diye bildirdi bir başkası.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #155

İnsanlar için hikayeleri bir üst düzeye taşıdık. Ama daha önce kitap hayranı olduğunu söyleyenler bizi yaba ve meşalelerle kovaladılar.


(Umur) #156

America is the biggest gang in the world.
Kısa, öz, Tupac’ın en güzel sözü.


(metaldinlerim) #157

Ayak serçe parmağını masanın kenarına vurdu , işte o andan sonra bütün hayat onun için anlamsızdı bundan daha büyük bir acı yoktu.


(Muhitin En Boş Beleş İnsanı) #158

Üç tane bırakıyorum:
1: Delilerle dolu bir Dünya hayal edin. İşte ömrünüz burada geçiyor şu an.
2: Durmaya çalışan arabanın tekerleri, kara tahtaya sürtülen pek çok tebeşirin sesini çıkarttı. Sonra aniden rüzgar bir insanın bilincini, ruhunu ve umutlarını uzaklara sürüklerken yol bir insanın kanına bulandı.
3: Gerçek Dünya’da bir kahraman var mıydı? Belki ana karakter vardır ancak kahraman değildir. O şey ne mi? Ölüm.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #159

“Kanıt?” diye sordu genç adam, oysa kendisi de biliyordu. Bazı şeyler var olmaları yönüyle vardırlar ve öbür şeylerin var olması onların varlıklarını kanıtlar. Varlıkları bizi hiç etkilemese bile varlıkları her şeyden önemli olan ve her şekliyle yaşamımızı kuşatıp her şekliyle bizi etkileyen şeyler vardır.


Felsefe Kulübü - La Scuola di Atene
(Gizem) #160

"hayat uzun metrajlı bir film gibidir"diye düşündü “benim figüran olduğum


(Umur) #161

Dusty books in their shelves, that’s what life is.


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #162
  • Annen var mı senin?
  • Var tabiî.
  • Ne iş yapar?
  • Çamaşıra gidiyor.
  • Sen ne olacaksın büyüyünce?
  • Ben mi? dedi.
    Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık.
    -Ben, dedi, boyacı olacağım.
  • Ne boyacısı?
  • Kundura boyacısı.
  • Neden kundura boyacısı?
  • Ya ne olayım?
  • Doktor ol, dedim.
  • Olmam, dedi.
  • Neden ?
  • Olmam işte.
  • Neden ama?
  • Doktoru sevmem ki.
  • Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ?
  • Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
  • Ama annen iyileşti.
  • Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
  • Peki, dedim, öğretmen ol.
  • Ben mektebe gitmiyorum ki.
  • Neden?
  • Öğretmen beni dövüyor.
  • Neden?
  • Yaramazlık ediyorum da ondan.
  • Sen de yaramazlık yapma.
  • Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
  • Öğretmenin yapma dediği şey, dedim.
  • Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de döğdüm onu. Öğretmen de beni döğdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi döğmedim. Yaramazlıkmış diye. Birkaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye döğdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem döğdüler, hem mektepten koğdular.
  • Çok fena yapmışsın.
  • Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki.
  • Ne olmak istiyorsun ya?
  • Boyacı olacağım dedim ya.
    *Sait Faik Abasıyanık / Plajdaki Ayna’dan

(büşra) #163

“Sence güzel miyim?” diye fısıldıyor. Karşımızdaki aynada göz göze geliyoruz. “Güzelsin.” diyorum “Sen, diğer güzelliklerin içinde hala güzel kalabildiğin; bunu çirkin bir rekabete dönüştürmediğin, onları da güzel bıraktığın için güzelsin.” Aynadaki yansıma gülümseyip bahar günlerinden bir çiçeğe dönüşüyor.

:cherry_blossom: