Osmanlı Devleti Nasıl Bu Kadar Yükseldi/Neden Böyle Çöktü?


(Cem Ekiz) #62

Bunca rahat bir şekilde büyümesinin en temel nedeni kesinlikle coğrafya. Selçuklu zamanında uç beylikleri çok önemli bölgelerdi çünkü uç beyleri, fethettikleri toprakları “kılıç hakkı” olarak kendi mülklerine alıyorlardı. Bu nedenle Selçuklu sultanları çoğu zaman seferlerde ya kendileri bulunmuş ya da ordunun başına oğlunu falan geçirmiştir ki toprak kendisine kalsın. Selçuklu sistemi böyle bir feodaliteye sahipti. Osmanoğulları da işte bu itibarlı uç beyliklerinden birisiydi (Kimi yerlerde geçen “Hepi topu 100-200 çadırlık bir obaydı” sözü tamamen palavradan ibarettir yani. Öyle bir obaya kimse uç beyliğini vermez, veremez).

Uç beylikleri Selçuklu devrinde iki kısma ayrılıyordu: Sol kol uç beyliği ve sağ kol uç beyliği. Bunlardan sağ kol dedikleri kısım Osmanoğullarının yerleştiği bölgeyi tanımlarken sol kol dediğimiz kısım da Ege taraflarını temsil ediyordu. Sol kolu başkent Konya’nın da içinde bulunduğu Yunan Vilayeti idare ederken sağ kolu da Amasya civarındaki Danişmendiye Vilayeti idare etmekteydi. Osmanoğullarının bağımsız bir devlet olduğu dönemde Danişmendiye Vilayeti tamamen İlhanlı işgali altındaydı, doğal olarak Osmanoğullarına beylik taslayacak herhangi bir varlık bulunmuyordu. Sol kolda ise Germiyanoğulları hakim olmaya çalışırken küçüklü büyüklü başka beylikler (Aydınoğulları, Menteşeoğulları, İzmiroğulları gibi) bulunuyordu ve bunlar da Germiyanlıları dinlemiyordu. Üstüne üstlük Konya civarına yerleşen Karamanoğulları da Germiyanlıları ve saydığım diğer beylikleri nüfuzu altına almaya çalışıyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bu saydığım beyliklerin kısa sürede Ege kıyılarına ulaşmaları ve denizcilikte çok zayıf kaldıklarından daha da ileri gidememeleri nedeniyle güçten düşmeye başlamaları bir oldu. Karamanoğulları da İlhanlı baskısı altında var olma savaşı vermek zorunda kaldı. Bu da Osmanoğullarının elini güçlendirdi. Anadolu tamamıyla bir harabeye dönerken (özellikle bir süre sonra başlayan İlhanlı-Memlûk çatışması da çok etkilidir bunda) kaçan eşraf ve âyan hızla batıya yöneldi ve burada Osmanoğulları’na sığındı. Bunu göçebe Türkmenler de izledi.

Özetle Osmanoğulları, zaten bitik haldeki Bizans topraklarını rahatlıkla ele geçirirken İlhanlı baskısından uzak bir coğrafyada tamamen kafasına estiği gibi davranabildi. Buna bir de Anadolu’daki kaostan kaçıp gelenler de eklenince tarihteki en rahat şekilde kurulmuş devletlerden biri oldu.

Çöküşü ise aslında zannettiğimizden çok daha erken başlayan bir olay. Osmanlı her ne kadar Fatih’le beraber artık bir imparatorluk kimliğine bürünmüş, feodal artıklarından büyük ölçüde temizlenmiş (ki tam olarak Fatih devrinde büyük kısmı akıncı olan nüfuzlu Türkmen aileleri alaşağı edilmiştir. Türkmen-köle çatışması Fatih devriyle beraber köleler lehine sonuçlanmıştır) ise de ekonomik olarak darboğaza girmeye başladı. Çünkü Avrupa’da yoğun bir bilimsel gelişme devri başlamıştı. Öncesinde İpek ve Baharat Yolları’yla Doğu’dan ithal edilen mallar hızla Avrupa’da üretilmeye başlandı devletlerin de desteğiyle (ki bu merkantilist sistemin ilk aşamasıdır. Korumacı ekonomi). Öyle bir hale gelmişti ki artık 15. yüzyıl sonlarında İtalyan kumaşları Levant bölgesinde (yani Doğu Akdeniz’de) yerli kumaşlardan daha çok tercih edilir olmuştu. Ki bu ticaret ağı sırf Akdeniz çevresinde dolanmıyor, Rusya steplerinden İngiltere’ye, Kuzey Almanya’dan Afrika’ya bütün bölgeye yayılıyordu. Bu da kısa sürede Doğu’daki üretimi yerle yeksan etti. Coğrafi Keşifler yoluyla Avrupa’nın eline geçen aşırı miktardaki altın Doğu’nun mali sistemini çökertirken (Avrupa’nın o devir temel ticaret metası olan altın para florin bütün bölgede geçerliyken Doğu’nun temel ticaret metası gümüş akçe istenmeyen bir paraydı ki onun da gümüş oranı sürekli düşürülüyordu çünkü devletin elinde gümüş kalmıyordu) Avrupa’da modern bankacılık, borsacılık, kredi gibi sistemlerin de önünü açtı. Avrupa’da sürekli olarak gelişen bir özel sermaye yoğun bir rekabet ortamı yaratırken Osmanlı’nın “sosyalist” sayılabilecek düzeni (ki tarımda zaten özel sermaye hiç yokken ticaret ve sanayi kanunnamelerle yoğun bir baskı altındaydı. Rekabet yaratabilecek bir özel sermaye yoktu zaten) devletin iktisadını zayıflattı. Özellikle Yavuz ve Kanuni döneminde başlatılan büyük çaplı seferler de eklenince artık 16. yüzyıl sonlarından itibaren devlet kasası sıfıra yakınsar bir durumda devam etti. Bunun sonucunda kırsalda asayişin bozulması, çiftbozanlığın artması, “leventler” denilen başıbozukların eşkıyalık faaliyetleri gibi olaylar kırdan kente yoğun göç dalgalanmalarına neden oldu. Yurdun her köşesinde devlet yıkılana kadar devam edecek olan isyanlar çıktı. Askeri sistemin temelini sağlayan tımar düzeni yıkıldı. Yolsuzluk başını alıp gitti. Pek çok yerde toprak ağalıkları ortaya çıkmaya başladı. Bilimsel çöküşle gelen geri kalmışlık ve doğal olarak askeri yenilgiler de eklenince tümden itibarı düşen devlet, Fransız Devrimi’yle hızla yayılan milliyetçilik karşısında direnemedi ve 19. yüzyıldan itibaren zaten yaşayan bir ölü haline geldi. Ne var ki emperyalist güçlerin aralarındaki çıkar çatışmaları, bu batık köhne emperyalistin cenazesinin 1. Dünya Savaşı’na kadar ortalarda dolanmasını sağladı.

Kısa ve öz olarak Osmanlı’nın yükseliş ve çöküş macerası da budur. Okuyanlara teşekkürler.


(anon21711647) #63

Avrupayı askeri açıdan etkileyenlerin Türkler olmasına rağmen sonradan yenilen taraf olması üzücü valla. Kalem kılıçtan keskindir diye boşa dememişler cidden.


(Cem Ekiz) #64

Toplumlar birbirlerini etkileye etkileye ilerler. Türk toplumunu da Arap toplumu, İran toplumu, daha gerilerde Çin, Hint ve Moğol toplumları etkiledi. Hatta askeri olmasa da idari teşkilatlanmasıyla Bizans’ı tamamen kopyalayan bir Osmanlı görüyoruz. Bizans da malum aslında Roma İmparatorluğu’nun Doğu’daki mirasçısıydı (tabi sonraları Grek etkisi çok yükseldi). Keza mimari açıdan da baktığımızda Osmanlı yine Bizans’ı taklit etti. Bu ve buna benzer etkileşimler normaldir. Dünya sandığımızdan daha global bir düzlemde. Bu sadece kapitalizmle beraber gelişen bir kavram değil.

Kalem kılıçtan keskindir

Buna ise karşıyım. Çünkü Avrupa’nın Osmanlı’yı yenmesinin temeli kalemden çok yine kılıca dayalıydı. Ama kılıcını bizim bildiğimiz, alışkın olduğumuz Eski Dünya’dan çekip çok daha kolay sayılabilecek Yeni Dünya üzerine çekti. Buralarda yüzyıllar boyunca yaşanan katliamlar saymakla bitmez. Tabi salt Amerika’da değil Afrika’da ve hatta sonrasında Hindistan ve Çin’de de görüldü bunlar. İşte o kılıçtan kazandıklarıyla kendisine yeni bir kalem yontmayı başardı.


(Hal Jordan) #65

Yükselmesini sağlayan iskan politikasıdır.Çökmesini sağlayan ise iç karışıklıklar ermeni v.b. toplumların egemenlik istemesi iç hainler ve kuşkusuz yanlış yaptığını sonradan fark eden ama aslında vatansever olupda saflık yapan İttihat Ve Terakki