Paul Thomas Anderson’s Phantom Thread


(Miraç) #201

Phantom Thread’in BAFTA’da aldığı adaylıklar:

Best Costume Design
Best Leading Actor
Original Music
Best Supporting Actress

Film bu kadar övülürken, en iyi film ve yönetmen dallarında aday dahi gösterilmemesi gerçekten olağan dışı.


(Salih Alp Gökçek ) #202

Altın Küre’de adaylıklar az geldi, belki BAFTA’da artar dedim de; yine film ve yönetmen adaylıkları gelmedi. Darkest Hour adayken, Phantom Thread’in aday olmaması çok enteresan. Gerçi Darkest Hour da Winston Churchill’i anlatıyor, İngiliz Akademi Ödülleri’nde aday olması çok normal. Phantom Thread vizyona çok geç girdi, kasıma kadar basın gösterimi bile yapılmadı. Bundan dolayı tanıtım biraz eksik kaldı, belki Oscar’a değişir diyorum ama The Master’da bile yönetmen ve film adaylıkları gelmemişti, pek beklentim yok. Açıkçası umurumda da değil, bu yüzden ödüllerle alakalı çok paylaşım yapmıyorum genelde.


(Miraç) #203

Filmin tanıtımı neredeyse yapılmadı bile. Zorla fragman yayınladı adam. Dağıtımı da zaten malum. Ama problemin bu olduğunu hiç sanmıyorum. Sonuçta Call Me by Your Name de öyle büyük ses getirmedi, aldığı adaylıklarla ünü arttı, ama yine de adaylar.

Ben bu PTA karşıtlığına anlam veremiyorum. Adamın zerre umurunda değildir eminim, zaten adamın kendini kanıtlama gibi bir derdi de yok. Bizim bilmediğimiz ne yaptı bu adam?


(Salih Alp Gökçek ) #204

The Master’da Scientology teması vardı, sanırım bazılarını rahatsız etti. Philip Seymour Hoffman kesin almalıydı, Joaquin Phoenix de keza öyle. Film de en iyi filme aday olmalı hatta ekstra birkaç adaylık daha gerekti. Tom Cruise mesela kendisi tarikatın üyesi ve üç kez Altın Küre kazanmış olmasına rağmen, bu üç filmden de Oscar alamadı. Dönüyor bir şeyler de, dediğim gibi ben çok önemsemiyorum. (Beğeni hakkım bitti ne yazık ki)


(Ertunç Doğan) #205

Dediğim gibi PTA Scientology kurbanı ve scientology kurbanı!!!


(Miraç) #206

Bu nasıl bir ayrıcalıktır?


(Ertunç Doğan) #207

Müzikler yayınlandı


(Salih Alp Gökçek ) #208

(Salih Alp Gökçek ) #209

Bir klip daha yayınlandı:

Bir ek daha var:

Bu arada Vicky Krieps beklediğimden bayağı iyi bir performans sergilemiş sanırım.


(Miraç) #210

Biraz önce filmden çıktım. Hala etkisindeyken yazmak istedim.

Film gerçekten çok güzeldi. Yönetmenlik, sinematografi, oyunculuk, senaryo… Aklınıza gelecek her açıdan kusursuz bir filmdi. Aldığı bütün övgüleri kesinlikle hak ediyor. Filmi övmekten başka aklıma gerçekten bir şey gelmiyor. Muazzamdı.

DDL ile Vicky Krieps arasındak uyumun iyi olabileceğini düşünüyordum. Ama bu denli iyi olacağını tahmin etmemiştim. Adeta birbirlerini tamamlıyor gibiydiler.

Senaryosu gerçekten beni şaşırttı. Spoiler vermek istiyorum. Bu sebeple bir şey demiyeceğim.

Filmin müzik ile olan uyumu, filmi yukarıya taşıyor diyeceğim ama zaten zirvede.

Gönül rahatlığıyla bendeki puanı 10/10.
PTA’in ellerine sağlık.


(Kid A) #211

Film malum ortamlara çöp kalitede düşmüş. İsteyen izleyebilir :confused:


(Mert Özden) #212

Aman deyim, öyle bir delilik yapmayın.


(Berkay Küçük) #213

Çoğunluğun aksine ben Daniel Day-Lewis’in bir akademi ödülüyle kariyeri bitirmesini istiyorum. Gary Oldman’a saygım sonsuz ama.


(Kid A) #214

Phantom Thread (2017)
Phantom Thread DVD and Blu-ray release date is set for April 10, 2018 and available on Digital HD from Amazon Video and iTunes on March 27, 2018.

https://www.dvdsreleasedates.com/movies/8179/phantom-thread


(Miraç) #215

Phantom Thread !F kapsamında gösterime giriyor.


(Kerem) #216

Yalnız hiç heveslenmeyin Budak dışında tüm seanslar ilk üç günde tükendi


(Kerem) #217


Ilk Bafta ödülü kostüm tasarımından geldi


(Salih Alp Gökçek ) #218

Filmi bir hafta önce izledim ama yorum yapmadan önce bir miktar demlenmesini bekledim. Filmde öyle bir yapı var ki (tıpkı diğer PTA filmlerinde olduğu gibi) film bittikten sonra bile kendi içinizde dönmeye devam ediyor. Film gerçekten karakterleri işleme ve bu karakterleri izleyicilere geçirme konusunda çok başarılı.

Öncelikle film savaş sonrası 50’ler Londra’sında geçiyor, Reynolds (Daniel Day-Lewis) bu dönemde modacılık yapan, egosantrik bir kişilik. Aynı malikanede ablası Cyril (Lesley Manville) ile yaşıyor ve ikilinin arasında sadece kendilerine has olabilecek bir ilişki mevcut. Bu noktadan sonra Reynolds’un hayatına, bir otelde garsonluk yapan Alma (Vicky Krieps) giriyor ve film de bu ilişkiyi ilmek ilmek işleyerek bize sunuyor.

Film 35 mm’in tüm nimetlerinden faydalanmış. PTA’nın kendi üstlendiği sinematografi enfes olmuş. Birçok projede beraber çalıştığı Robert Elwist birden fazla proje (Suburbicon ve Roman J. Israel, Esq.) ile meşgul olduğu için filmde yer alamamıştı. PTA filmde her ne kadar eforsuz bir yönetmenlik tercihi yapmış olsa da, kamerayı devreye soktuğu her nokta sizi büyülemeye yetiyor. Işık kullanımı ve ters ışık ile aynı anda yakalanan kontrast renkler mükemmel bir görsellik katmış.

Karakter takip kamerasının yönetimi ve açıları çok iyi kurgulanmış. Filmi berbat bir kalitede izleyip bu hazzı alabildiğime göre, 70 mm özel gösterimlerde izleyenleri tekrar kıskandığımı söylemem lazım. Olur da burada vizyona girerse mutlaka sinemada da birkaç kez izlemek istiyorum. Neredeyse tamamı tek mekan etrafında geçen bir filmde, bu açıları zekice yakalayabilmeleri ayrıca başarılı olmuş. Müzik için filmdeki dördüncü aktör diyebiliriz. Filmin 90 dakikasını kaplayan müzik çok çok başarılı olmuş; hem çarpık hem de işitsel bir senfoniydi. Jonny Greenwood şu ana kadarki en iyi işini çıkarmış.

Filmdeki 3 oyuncunun da performansları en üst noktadaydı. Daniel Day-Lewis her zamanki gibi üzerine düşenden fazlasını sergilemiş ama özellikle bu filmdeki aktrisler çok çok başarılıydı. Vicky Krieps, Daniel Day-Lewis gibi bir aktörün karşısında hiç sırıtmamış ve hatta filmin iplerini bile eline alabilmiş. Lesley Manville çok sağlam bir karakter ortaya koymuş, devreye girdiği her noktada mükemmel ve bir o kadar da otoriterdi. Cyril, uzun süre üzerine konuşulacak bir karakterdi.

Senaryo ağır tempoda ve müzikle beraber sizi hipnotize eder şekilde işlenmiş. Bu noktada filmin herkese hitap etmeyeceğini belirtmem gerekiyor. Özellikle ağır tempoda işleyen, ikili çatışmaları baz alan ve bunlar üzerine inşa edilmiş filmleri sevenler bu filmden daha çok zevk alacaktır. Romantik bir film beklentisiyle izlemenizi tavsiye etmem. Senaryo her seferinde katmanlanarak, her katmanda da karakterlerin farklı yönlerini açarak işlenmiş. Film birkaç noktadan referans almış ama özellikle Alfred Hitchcock’un Rebecca’sı bunda en büyük pay sahibi.

Açıkçası bir yıldan uzun süredir filmi bekleyen ve neredeyse de her gün takip edip her türlü spoiler’ı yemiş biri olarak, filmi izlerken hiçbir motivasyon kaybı yaşamadım. Alma’nın annesiyle alakalı bazı sahnelerin çıkarıldığı belirtilmişti, belki onlar da olsaydı karaktere dair daha çok bilgi sahibi olurduk ama bu şekilde de herhangi bir sorun oluşmamış. Çarpık bir ilişkinin, yine ona uyar şekilde çarpık ve derin müziklerle desteklendiği, üst düzey oyunculukların bulunduğu, büyüleyici bir sinematografiye sahip, sağlam bir dönem filmi olmuş.

Filmi izleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler. (8,5/10)


(Kid A) #219

Hala kararsızım. Köşede leş bir kalitede duruyor film, vizyon tarihi nisanın bilmem kaçı, dvd tarihi de keza öyle.

Bir yanım izle diyor, bir yanım sabret diyor.

Sabretmeye çalışacağım.


(Burak) #220

Ben de geçen gün dayanamadım maalesef 144p falan dinlemedim açtım izledim, çünkü beklemekten içim şişmişti artık. Öncelikle bu kadar yozlaşmış/sapkın bir aşk hikayesi izlemeyi beklemiyordum, o yüzden pozitif anlamda şaşırttı beni film. Kadın ve erkek başrolün birbirini tamamlayıp birinin üste çıkmadığı çok az sayıda film var ve bu da onlardan biri. Bir diğer şaşırdığım nokta ise şu; sanki fazla sade ve alt metinsiz olmuş gibi geldi bana, bu yüzden PTA seyircisine ‘‘hep sizi mi eğlendireceğim biraz da ben eğleneyim’’ demiş gibi duruyor şekil itibariyle. Görüntüsüne, müziklerine, yönetmenliğine vs. değinmeyeceğim çünkü biz kimiz ki bunları eleştireceğiz? Tek söylemek istediğim şey şu; keşke beni bu filmin içine gömseler de orada yaşasam. Baya baya beğendim ben. 9/10.

Edit: Şunu da söylemeden edemeyeceğim, The Master’la bazı noktalarda (belki de birçok noktada) benzeşiyorlardı. O yüzden hangisi daha iyiydi, ya da en iyi filmi bu muydu gibi sorulara cevap bulamadım ne yazık ki.