Ready Player One - Spoiler Button


(Berk Kaynak) #42

Her ne kadar filmi izlerken oldukça eğlensem de kitabın üzerine yaptıkları değişiklikler benim biraz tadımı kaçırmadı dersem yalan olur. Kesinlikle “Kitap birebir aktarılmalıydı!” kafasında olan bir insan değilim. Sonuçta ikisi de farklı materyaller ve kitabın farklı bir versiyonunu izlemek de oldukça hoşuma gider. Zaten Ready Player One’ın konsepti çok geniş. Onlarca farklı versiyonu yazılabilir. Tek sıkıntım, yaptıkları değişikliklerden pek hazzetmemiş olmam. Oldukça subjektif görüşlerim var yani.

(Aşağıdaki yazı kitap içerisinden spoiler içerebilir.)

———————

  • İlk olarak ilk anahtar göreviyle başlayalım. Filmin başında tadımı en çok kaçıran görevin bir yarış olması ve yarışın çözümünün de geri geri gidecek kadae ultra basit olmasıydı. Bir kere yarış içinde farklı bir ipucu varsa bile anahtara ulaşmak için yapılan eylem fazla spesifik. Halihazırda ne yapılacağı belli olan bir yarışın içinde final çizgisine ulaşmanın farklı bir yolunun “5 senedir” bulunamaması bana inanılmaz saçma geldi. Yahu ben düz oyun oynarken sıkılınca bile karakterimi sağa, sola, geriye, hiç gitmeyecek yerlere götürüyorum. Arabayı gizli bir geçit vardır diye geri geri sürmeyi 5 sene boyunca kimse nasıl denemez? Kaldı ki ipucunu bulmak için yapılan şey de oldukça basit. Kitapta anahtarın nerede olunduğu ve ne yapılması gerektiği hiçbir şekilde bilinmiyor. Yarışmanın kendisi de fazla özel bir zevk olduğu için bulunmasını zorlaştırıyor. İlla bu olsun demiyorum ancak daha yüksek zeka oyunu gerektiren bir bulmaca koyulabilirdi.

+Yarış sahnesini izlerken eğlendiğimi de söylemem gerek.
Göndermeler ve görsellik harikaydı. Akira motorunu görünce havalara uçtum zaten.

-Ana beşlinin yarışmada birbirlerine yardım etme konusunda bu kadar rahat olmaları benim için yarışmanın tüm heyecanını kaçırdı. Kitapta bütün karakterlerin sert prensipleri vardı. Herkes kazanmak istiyordu. Açgözlülükten de değildi bu, hepsi hayalleri için istiyordu. Burada daha en baştan beşli takılmaları benim tadımı kaçırdı. Hele ki kitapta ödüle bu kadar takıntılı olan Artemis bizim oğlana “Ödülü sen hakediyorsun sen almalısın!” dediğinde bu değişiklikten de hazzetmediğimi anlamış oldum. Kitapta yarışmada kimin öne geçeceğini heyecanla okumuştum. Bana göre Ready Player One’ın en keyifli yapıtaşlarından biri o rekabetti. Bir gün scoreboard’a bakınca hiç beklenmedik şekilde Artemis’i birinci görmek beni ipucunun ne olduğu konusunda uçuruyordu.

-Karakterler Halliday’in zevkleri konusunda yeterince derine inmediler gibi geldi bana. Kitapta Halliday’in takıntılı bir pop kültür bağımlısı olduğu hissini çok daha iyi almıştım.

-Wade’in içeri sızdığı sahneyi değiştirmeleri çok yazık. Koltuğun yanına Oasis şifresini yazan gerizekalı Sorrento olmasa plan işlemeyecekti sanki. Bana biraz tırt geldi.

+Coin mevzusu konusundaki değişiklik hoşuma gitti. Mert’in dediği gibi Ogden’e bağlayarak o işi iyi kotarmışlar.

-İpucular yine zeka ile bulunamamaya devam ediyor. Son anahtarın Adventure oyunu ile açıldığını Altılılar’ı oynarken gören Artemis yine olmamış bir detay. Bir türlü karakterleri harıl harıl ipucunu düşünürken ve pop kültür içinde kaybolurken hissedeniyorum. Temposu vesilesiyle çok hızlı sonuca bağlanıyor. Kitaptaki göndermeler çok daha fazla ipucuların üzerindeki akıl oyunlarına bağlıyken burada daha çok “Aa ekranda gözüktü!” kalibresinde kalıyor.

-Sondaki savaşta hepsinin robotu olmasını isterdim.

-Sorrento’nun sonda neden vurmadığı sorusu ise inanılmaz tırt.

+The Shining sahnesi çok çok iyi.

Genel olarak filmi beğendim. Çok hoş, Spielberg’ün Spielberg olduğu eğlenceli bir blockbuster. Ancak yapılan değişiklikler tadımı çok kaçırdığı için beklediğimi de pek alamadım. Gönderme yakalama adına filme bir kere daha giderim ancak evrene girmek istediğinde yapmak isteyeceğim şey kitabın kapağını defalarca aralamak olur.


(Umur) #43

+1


(⏬) #44

Var ya spesifik olarak kitapta rahatsız olduğum bi konuydu bu. Ne zamandır yazmayı düşüyordum bunla ilgili, o yüzden ilk birkaç ortak bahisden sonrasını üzerine alınmayabilirsin.

Şimdi ben bu kitaptaki avcı prensibinin rekabet üzerinde hoş bi etkisi olduğunu düşünüyorum. Evet. Aech ile Wade arasındaki bu sakınma tadındaydı ama genel anlamda avcıların bu ödüle bu kadar sert bağlanmaları rahatsız ediyor beni. Ne kadar sert anlatıcam.
Kitapta karakterler bu yarışmaya en nihayetinde bir ödülü kazanmak istedikleri için katılıyorlardı; bir para ödülü. Ama OASIS’in kaderinin söz konusu olduğu durumlarda bile “altılıları kazımak için yardımlaşmak tartışılır” diyorlar karakterlerin çoğu. Neden? Para gibi bir şeyi OASIS’in kaderi söz konusu olduğunda bile yardımlaşmayı tartışmalı kılacak kadar öncelemek saçma ama dahası hem OASIS’in kaderinin mevzu bahis olduğu hem de ödüle neredeyse hiç etkimeyecek, bir durumda yardımlaşmaya mesafeli yaklaşmak ([spoiler avcılar bu kadar ahlaki çerçeveleri olan, dürüst denebilecek kişilerken[/spoiler]) çok daha saçma. O kadar saçma yerlere varıyor ki bu mentalite karakterler tee kıyametin koptuğu noktaya kadar, avcı bile olmayan sağlıklı bir kullanıcının dahi bir avcının kazanmasını şirketin kazanmasına tercih edeceğini, kaldı ki zaman zaman altılı avını yumurta avına önceleyen bir avcının başka bir avcının kazanmasını havada karada tercih edeceğini düşünemiyorlar. (Wade söylüyor bunu. Avcıların “gerçekten de IOI’a karşı bizi destekleyeceklerini düşünmüyor musun” diye) Çünkü hem mantıksızlar, hem de ödül konusunda ki “prensipleri” gerçekçi ve sağduya yakın değil. Basit: Bir ödül var ve ben bunu kazanmak istiyorum. Ama bu hedef çevresine inşa edilen tutum aynı anda hem mantıksız, hem çarpık hem de yer yer insanlık dışı resmen. Yani mentalite şu baya: Parayı o kadar çok istiyorum ve diğer avcıları o kadar çok rakibim olarak görüyorum ki, artık bir avcının başka bir avcıyı IOI’a karşı tercih edeceği gerçeğinden bile bihaberim. Rahatsız değilim bile bakın artık öyle bir gerçekten bile bihaberim. Yani woov.

Wade sona yaklaşıldığında “olur mu lan öyle, eşek değiliz herhalde paylaşıcam bu parayı” gibisinden gayet normal bi hareket sergilediğinde “neden böyle bişey yapasın ki?” gibisinden apışıp kalıyor resmen Art3mis. Yani “Art3mis” apışıp kalıyor bak, kazanacak olan adamın hayatını riske edecek kadar, gerçekte artık felçli bi dede çıksa bile seveceği kız söylüyo bunu. Yani hem birinin bu derece sevdiği bir aşığı olup hem de böyle bir paylaşımı anlamlandıramamak ileri düzeyde anti sosyal kişilik bozukluğu falan gerektirir ya. Ciddi. Benimle o kadar şey atlatmış elemanlara karşı bile paylaşmak gerekli bi hamleyken, bir de uğruna hayatımı riske ettiğim bi kız için bunu yapmak farz resmen. Haliyle. Ama avcıların çoğu için çizilen portre bu.

Sonra da “yani biz sana yardım edicez, bunun karşılığında sen de bizimle paylaşacaksın öyle mi?” gibi yine hastalıklı düşüncesini sunuyor Art3mis hanım ama Wade yine “ya ne alakası var yardım etmeseniz de paylaşıcam, orwell romanında falan mıyız olm bu ne” diyor. Sorun burada, çünkü karakterler bencil bile değiller; artık o kadar ki paylaşmak gibi bir eylemin varlığından bile haberdar değiller resmen. Hem inandırıcı değil, çünkü yok öyle bi dünya; hem kendi içinde mantıksız, çünkü senin bir avcıyı şirkete her halükarda tercih edeceğini biliyoruz; hem de rahatsız edici çünkü bu ne lan gerçekten.

Abi insanız sonuçta, siz de benimle birlikte resmen hayatını riske atan insanlarsınız üstelik bir taneniz de bu ölüme varacak serüvene çıkma sebebim olan yumurtadan bile daha çok önemsediğim bir insan. (Wade bi ara Art3misi yumurtaya öncelemişti resmen.) paylaşmak burada erdem değil bir zorunluluk artık. Ki 10 senelik arkadaşımsan eğer, canımızı zor kurtarmanızı bile gerek olmamalı böyle bir şeyi düşünmem için, bir de uğruna ölmeyi düşündüğüm kızsın sen.
Dediğim gibi Aech ve Wade arasındaki bu rekabet kimyasını iyi tutturmuşlar, hatta bu ödül konusundaki mesafe belli bir oranda gerekli bile olabilir ama genel anlamda avcıların her şeyden önce mantıksız-kendi içinde çarpık daha sonra rahatsız edici ve gerçekçi olmayan düzeydeki mantıksız ödül tutumlarının burada olmaması iyi bir durum kendi payıma.


(Berk Kaynak) #45

İyi de kitapta zaten yardımlaşma oluyor. Sonda da “siz olmasanız başaramazdım” hesabına ödül beşe bölünüyor. Burada karakterleri çok açgözlü sadece kendilerini düşünen kişilikler gibi anlatmışsın ancak dediğin kadar sert değil mevzu. Bu ödül sadece para kazanılmasından öte çürümüş dünyada karakterlerin kendilerine biçtikleri tek nihai amaç. Neredeyse hepsinin yıllarca üzerinde çalıştıkları, hayal kurdukları, ter döktükleri bir mevzu. Wade ilk Artemisle konuşurken o parayla Dünya’dan kaçıp gitmekten falan bahsediyordu. Artemis ise gezegendeki sefaleti bitirmekten. Burada bile başlıyor fikir ayrılığı. 5 yıl boyunca hayatını adayıp, hayalini kurduğun nihai amaç için sanalda tanıştığın kişilere ikinci sahneden güvenmek ve bütün araştırmanı ve emeğini açmak oldukça gerçeküstü ve tonton bir yaklaşım benim için. Elbette bu yardımlaşma organik bir biçimde rekabetten evrilecek ve sonda toplu bir şekilde zafer kazanılacaktı, tıpkı kitapta olduğu gibi.


(⏬) #46

Evet karakterler aç gözlü değiller. Onu veriyor kitap. Sert olan bu durumlara gerçekçi olmayacak düzeyde bi art niyetle yaklaşmaları.

Oasis ödülden önce var. Oasis’i ödülden daha çok önemsiyorlar. Ya bi avcı kazanacak ya da şirket. Bir avcı kazanırsa büyük ihtimal kötü bi senaryo olmayacak, en kötü yine Oasis’se kaçmaya devam edecekler, kar-zarar yok. Şirket ihtimalinde Oasis’i de kaybedecekler. Bu yüzden Oasis’in kaybedilmesi kötü bir durumken, ödülün kaybedilmesi kötü bir durum olmayabilir. Hatta parayı Oasis’in gelişimine harcayacak bi avcı kazanırsa yine kazanılmış olur.

Evet bu tonton bir yaklaşım da benim bahsettiğim bu değil. Avcılar, bir avcının bir başka avcıyı şirkete tercih edeceği gerçeğiyle bile çok geç tanışıyorlar. Karakterleri güvensizlik yönleriyle eleştirmedim, güvenin oluştuğu bir ortamda yani bu durumda Morrow’un evinde toplanıp Oasis’i kurtardıkları zaman bile böyle bi harekete yabancı olmalarından dolayı eleştirdim. Ya da şirkete karşı birlik olmanın bariz olduğu gerçeğine karşı bile fazla mesafeli oluşlarını.


(Burak) #47

Yani, ne desem bilemedim. Spielberg’ü çok seviyorum. Filmlerinin pamuk şeker gibi olduğunu söyleyenlere de katılıyorum evet, ama buna ilaveten sade olmalarından kaynaklanan bir güzellik barındırdıklarını da düşünüyorum. Yönetmenlik zekasını ve hikaye anlatıcılığını da ekleyince, özellikle de sci-fi filmleri, insanların bir noktada yeni ufuklara yelken açmasını sağlayabiliyor (Çocukken izlediğim E.T.'nin bende yerinin çok ayrı olması gibi). Ama ne yazık ki bu film özelinde bunu pek başaramamış bana kalırsa.

Genel olarak ortalama üstü bir blockbuster, bu inkâr edilemez. Görsel lisanı çok kuvvetli. Ama senaryonun/hikayenin elementleri o kadar bayağı ve içi boş ki filmden çıkınca, çok zorlamama rağmen, ‘‘Abi işte Spielberg be’’ diyemedim. Bir kere Spielberg’den en büyük beklentim ‘‘akılda kalıcı bir karakter’’ oluşturmasıydı, bu filmde aradığımı bulamadım ben. Halbuki elinde çok büyük bir fırsat da vardı. Wade ve yan karakterler çok yüzeyseldi, ki Wade burada başrol müydü ondan bile emin değilim. Kitaptan bu kadar farklı bir yola sapması da hiç hoşuma gitmedi. Uyarlama filmlerde, yönetmen güvenilir bir isimse bu tercih genelde beni pek rahatsız etmez, ama burada etti. Kitabın da çok girift olduğu söylenemez, ama basit fikri basit değil etkileyici bir şekilde anlatmıştı. Burada direk basit-basit olmuş.

Sanal dünya ne kadar ilgi çekiciyse, gerçek dünya o kadar meeeeh idi. ‘‘Dünya boktan bir yer abi öldük bittik’’ lafı havada kalmış. Bunu destekleyecek neredeyse hiçbir unsur yoktu. Oysa kitap bu konuda daha başarılıydı.

Ogden Morrow’un bu kadar az kullanılması da hoşuma gitmeyen bir diğer kısmıydı. Simon Pegg gibi bir cevher varken daha iyi değerlendirilmeliydi. James Halliday’in insanlarla iletişim kuramayan bir tip olması mevzusu kitapta da geçiyordu ama burada çok weird durmuş. Oyuncudan kaynaklandığını (Mark Rylance) düşünüyorum, acting’i biraz abartmış :point_down:

Parça parça mantık hatalarına takılmak istemiyorum, çünkü filmin çok daha büyük bir sorunu var bence. Bu film bize, en azından bana, yarışmayı neden Wade Watts’ın kazanması gerektiğini aktaramadı, dolayısıyla ikna da olmadım. Kitaptaki Wade, buradakinin aksine özel bir çocuktu. Halliday’in bütün hayatını hatmetmişti (Filmde de buna değiniliyor ama ben pek yeterli bulmadım), easter egg’leri bulmak için Halliday’in anılarının bokunda boncuk arıyordu. Burada odak Wade’in hayatından kaydırılıp diğer çocuklara eşit olarak dağıtılmış, bu sebepten karakter silik durmuş.

Filmde ilk anahtardan itibaren bulmacalar çok ucuzdu bir kere. Göndermeler, easter egg’ler çok ayan beyandı. Kafa patlatıp üstüne düşündürecek pek bir şeyi yoktu. Görmek istediğim atlanmış birçok sahne vardı, The Shining sahnesini çok beğenmeme rağmen yaşanmamış diğer ihtimalleri düşünmek beni bir miktar üzdü.

Sonuç olarak film klasik bir blockbuster olmaktan öteye gidemiyor, eğlendiriyor ama sadece eğlendiriyor. Fazlasını yapmıyor. Kesinlikle sinemada izlenmeli, evde ses ve görüntü sistemi olmadan, laptop’ta veyahut küçük ekranda falan izlemek pek mantıklı değil çünkü. Ben bir daha izler miyim, pek emin değilim. Ama Spielberg’ün hatırına sinemada bir kere şans verilmeli.

Edit: Bu post’u spoiler’sız başlığa atacaktım yav niye buraya attım, neyse.


(“Eğer benden saygı bekliyorsanız saçmalayan saygı falan yok bende") #48

Dün film izledim güzel bir filmdi.


(Morpheus) #49

Filmi imaxte izleyen arkadaşlar, sizce imaxte izlemeye değer mi?


(Morpheus) #50

Ben izledim imaxte, gayet güzeldi. Normal 3d’de karanlık izlemektense imax izlemeni öneririm.


(And Now My Watch Begins) #51

Gungan savunması bence


(And Now My Watch Begins) #52

Bana kalırsa Anorak tamamen Skyrim Greybeards göndermesiydi ve Planet Doom zaten başlı başına bir gönderme olabilir


(Morpheus) #53

Filmde Letitia oynuyor zaten. Imdb’nin yalancısıyım bizzat görmedim.


(Umur) #54

Birini oynamış, Aech’i değil.


(Morpheus) #55

Bende birini oynamış olduğunu kastettim. Aech’i değil.


(Hedef 2019) #56

11 yaşında ki çocuk tam yasuo main ya


(Why do we fall, Bruce?) #57

Linke tıklayın, üç tane var.


Liste 7. postta bu arada.


(Umur) #58

Blue Beetle, He-Man, Nigthwing.


(Can) #59

(Why do we fall, Bruce?) #60

Hemen ekliyorum. Bu arada şu posttaki GIF’te Vulture var.