Şiirperver Mahallesi


(Taylan) #227

flood sayılmayacaksa nazım’a uzaklardan yazılan bir şiirden bahsederek devam edelim.

GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIMA BİR ÇELENK

Niçin öldün Nazım?
ne yaparız şimdi biz
şarkılarından yoksun?

Nerde buluruz başka bir pınar ki
orda bizi karşıladığın gülümseme olsun?

Seninki gibi ateşle su karışık
acıyla sevinç dolu
gerçeğe çağıran bakışı nerde
bulalım?

Kardeşim,
öyle yeni duygular, düşünceler yarattın ki
bende,
denizden esen acı rüzgâr
kapacak olsa bunları
bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir
yaşarken seçtiğin
ve ölümünden sonra sana barınak olan
oraya, uzak toprağa düşerler.

Al sana bir demet Şili kasımpatıları
al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
halkların savaşını, kendi dövüşümü
ve yurdumun kederli davullarının boğuk
gürültüsünü
kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen
yüzüne hasret,
benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma
güç veren
dostluğundan yoksun.

Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
ama parlak bir yüreğin vardı,
yara ve ışık dolu bir yürek.

Ne yapayım ben şimdi?
Tasarlanabilir mi dünya
her yanına ektiğin çiçekler olmadan
Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
senin halk zekanı, ozanlık gücünü duymadan?
Böyle olduğun için teşekkürler,
teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.

Pablo Neruda


(🌜 luna-tic 🌛) #229

Köşe
3.

Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk

Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı

Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar

Ve güldün rengârenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı

Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin

Sezai Karakoç


(kısaca gökyüzü...) #231

Niceleri Geldi

Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler

Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
Er geç kuyusunu kazar herkesin
Tut ki, Nuh kadar yaşadın zorbela
Sonunda yok olacak sen değil misin?

Ömer Hayyam


(Wirt) #232

altın olan her şey parlamaz,
her gezgin yitirmemiştir yolunu,
eskiden güçlü olan solmaz,
derin köklere buz salınmaz.

orjinali;
all that is gold does not glitter,
not all those who wander are lost;
the old that is strong does not wither,
deep roots are not reached by the frost.


(Volkan Şahin ) #233

Tell me, enigmatic man, whom do you love best? Your father, your mother, your sister, or your brother?

  • I have neither father, nor mother, nor sister, nor brother.
  • Your friends?
  • You are using a word whose meaning to this day remains unknown to me.
  • Your country?
  • I do not know in which latitude it lies.
  • Beauty?
  • I would love her gladly, goddess and immortal.
  • Gold?
  • I hate it as you hate God.
  • Well then! What do you love, unfathomable stranger?
  • I love the clouds… the passing clouds … up there … up there … the marvelous clouds.

-Charles Baudelaire


(K) #234

Kum ayaklarının altından kayıyor
Hafif soğuk bir esinti saçlarının kokusunu taşıyor burnuma
Güneş ışığı yanaklarına düşmüş
İlk defa görmüş gibi bakarken yüzüme gülüyorsun

Camdan bedenin, ben dokunsam kırılır
Gerçek olamazmış gibi gelen bir halin var
Nefesin nefesimi kesiyor
Saçların görüşümü kapıyor
Yakınlık zamanı durduruyor

Sonsuz bir zamanın içinde
Bir o kadar hızlı ve aceleye gelmiş gibi
Gözlerin kış ateşi kadar parlak
Gülüşün ise bir yaban medcezir

Haberin bile yok
Senin varlığın içinde kayboluyorum.

Anonim


(Volkan Şahin ) #236

Eylül’dü.
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.

Eylül’dü.
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.

Eylül’dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman…

Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

Cemal Süreya


(Naenia ) #237

(Wirt) #238

ten tenden ayrılır, sızlar can, hayıflanırız
kim demişse yalan demiş, yaşanabilir de aşksız
içinden eksileni kendin ile tamamla,
kader değil aslında, biziz gerçek insafsız

ne dilersen o seni bulur, var olmalı katıksız
yaşanan bir surettir, bizim yarattığımız
koşuşturma bitti, dönüp bir bak aynaya
biz ışığı hala parlayan, gerçek ölü yıldızız

hayata ‘ruh ikizimiz’ için boşuna yalvarırız
kendi ışığıyla görünür karanlıkta her yıldız
boşluk, bunu farkedelim diye konmuş uzaya
aslında hepimiz ebediyen yalnızız

ayşenur yazıcı


(Althide) #239

Mavilikler Ülkesi
İstanbul Boğazı’na yolum düşmedi,
Soru açma bana sen oradan.
Gördüğüm tek deniz gözlerindir,
Mavi alevlerle yanan.

Varmadım kervanlarla Bağdad’a,
Olmadı satmaya kınam ve ipeğim,
Eğil o şirin boyunla,
İzin ver, dizlerinde dinleneyim.

Yoksa, nice nice istesem de,
Senin hiç ilgilenmeyeceğin durum,
Rusya denen uzak ülkede
Benim ünlü, sevilen bir şair olduğum.

Armonikalar çınlıyor ruhumda,
Ayışığında duyduğumsa köpek sesi.
İran kızı, istemez misin göstersem sana,
Uzak bir mavilikler ülkesi.

Buraya avareliğimden gelmedim,
Sen derinlerden çağırdın.
Açıldı boynumda kuğu ellerin,
İki kanat gibi, beni sardın.

Geçirdiğim yaşantıya ilenmem,
Ama çoktan ararım yazgıda rahat,
Senin şu neşeli ülkenden
Eğlenceli bir şeyler anlat.

Söndür ruhumda armonika özlemini,
İçir canlı soluğunu iri gözlerin,
Ki ben o kuzeyli güzeli
Düşünmeyeyim, yanmayayım, ahetmeyeyim.

Ve gerçi Boğaz’a yolum düşmedi,
Sana bir şeyler uydurur anlatırım oradan.
Farketmez deniz gözlerindir senin,
Mavi alevlerle yanan.

Sergey Yesenin


(Taylor Swift Fanboi) #240

Sana şiirler okuyacağım, gitme
Güneşler doğacak yalnızlığımdan
sana bir ışık getireceğim
Büyük aydınlığımdan

Sana bir dolu umut getireceğim
Küçük ellerine sığmayacak
Sana Afrika gecelerini getireceğim
Sımsıcak

Sana çiçekler getireceğim
Bozulmuş güz bahçelerinden
Sana bir serinlik getireceğim
Yağmur tanelerinden

Sana avuç avuç yıldız getireceğim
Güneşimden başka
Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim
Köpük köpük dalga dalga

Sana bir rüzgar getireceğim
Dağlardan, tepelerden
Gitme, sana zamanı getireceğim
Zamanın bittiği yerden

Ümit Yaşar Oğuzcan


(Sapere Aude!) #241

Hüzün ki en çok yakışandır bize
Belki de en çok anladığımız
Biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız
Biz, ey sürgünlerin Nazım’ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
Gerek acının teleğinden ve gerek
lacivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız
Hüzün ki en çok yakışandır bize
Belki de en çok anladığımız…

Hilmi Yavuz


(Yasin Duyar) #242

Eriyen Adam

Gözlerim gözlerinde dinlenirken eriyor,
Eriyor yaklaşırken dudağına dudağım.
Zerrelerim çözülmüş gibi sesler veriyor,
Ben sıcak bir denize inen buzdan bir dağım.

Yanında damla damla bittiğimi duyarım,
Yoklarım yerinde mi yüzüm,alnım,saçlarım?
Bir göğüs geçirerek derim ki:‘Yine varım,
Fakat bir rüya gibi şimdi kaybolacağım’

Bir gün,için içimde neyim varsa alacak,
Varlığım bir su olup kabından boşalacak,
Benden nişan olarak kucağında kalacak
Boş bir yığın:Elbisem,gömleğim,boyunbağım.

Faruk Nafiz Çamlıbel


(Berk Kaynak) #244

“Şiirin çevirisi olur mu?” tartışması döndü mü burada? Dönmediyse döndürebilir miyiz?


(Deniz) #245

Biz @boklukirpi ile bir başlıkta konuştuk bunu çok az. Sanırım kütüphanede. Ama tekrar dondürülebilir.

İşin garibi Allen Ginsberg/ Beat kusağı muhabbetinin üstüne konuşmuştuk. İlginç denk geldi.

Edit: Şey Beat sevenler oraya gitmesin. Ben biraz şeyaptım. Gitmeyin yani, öyle o kadar.


(Berk Kaynak) #246

O zaman anketle başlayalım, üstüne gelsin düşünceler.

Şiirin çevirisi olur mu?

  • Olur
  • Olmaz

0 oylayan


(Deniz) #247

1-Her şiir çevrilemez.

2-O şiir çevrilince aynı şiir olmaz başka şiir olur.


(Taylor Swift Fanboi) #248

‘Bilemiyorum Altan, bilemiyorum.’ Seçeneğini aradım.


(Naenia ) #249

Şiirin orijinal dili ve hedef çeviri dili, aynı dil ailesinde ise anlamları arasında aşırı bir fark olmaz bence.


(Volkan Şahin ) #250

Olmaz gibi ya… Her dilin kendine ait bir ahengi, kendi sözleriyle anlattığı bir duygu var. Çevireceğin dilde onu karşılayacak sözcükler olmayabilir. Şiirin bir ya da birkaç kısmı çeviride değişime uğramış olabilir.

Çevirene de bağlı tabi biraz… Yok ben karar veremedim, siz devam edin.