Şiirperver Mahallesi


(sergen) #145

insan vardır
gelip geçer hayatlarımızdan
kimi hiçbir iz bırakmaz ardından
kimi hafifçe okşar ruhumuzu
kimide hüzün bırakır ardında
insan vardır
soğuk duvar misali
gülümsemenin sıcaklığını bilmezler
bilselerde sevmezler
insan vardır
gelip geçer hayatımızdan
kimi depremlerle gider
kimi fırtınalarla
ben kalanlardan yanayım
gitmeyenlerin sabrını ve sadakatini severim
sarılıp bırakmayanların sıcaklığını
— şemsi tebrizi


(büşra) #146

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış,
‘Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
:blossom:
Şükrü Erbaş


(büşra) #147
  • OKTAY RİFAT`A-

Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç te güzel değil
Ne sabah var ne akşam

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay`ın
'' Hatıralar da dal istiyor
Kuşlar gibi konacak''
:bird::cherry_blossom:

Muzaffer Tayyip Uslu


(🌜 luna-tic 🌛) #148

Bir garip Orhan Veli


(büşra) #149

Defterinin arasında çiçek kurutan insanlar lazım bize, var olasın. Şiirler de çok güzel. :cherry_blossom:


(🌜 luna-tic 🌛) #150

Buraya attığın şiirlerin çoğu okuduktan sonra defterimde yer buluyor, onlar ve güzel sözlerin için teşekkür ediyorum :balloon:


(gokcee) #151

Benim sevdiğim bir tık hafif ve bence oldukça komik.

AYTEN
Ben bir Ayten'dir tutturmusum oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip sarhos oluyorum ne güzel
Hosuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzellesiyor

Sarkilar söylüyorum
Siirler yaziyorum Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e bes var
Ya da Ayten'i bes geçiyor
Ne yana baksam gördügüm o
Gözümü yumsam aklimdan Ayten geçiyor

Bana sorarsaniz mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yasatan
Onun kokusu sarmistir sokaklari
Onun gözleridir safakta gördügüm
Aksam kizilliginda onun dudaklari

Baska kadini övmeyin yanimda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadeh de sizinle içeriz Ayten'li
Iki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yagma yok Ayten'i size birakmam
Alin tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alin gerekirse
Ben Ayten'i düsünürüm, üsümem
Üç kere adini tekrarlarim, karnim doyar
Parasizlik da bir sey mi
Ölüm bile kötü degil
Aytensizlik kadar

Ona ugramayan gemiler batsin
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek tas kesilsin
Kapansin onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
Iki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Askin adi Ayten olsun

Ümit Yasar Oğuzcan


(Taylor Swift Fanboi) #152

Müthiş bir şiir ya. Ümit Yaşar Oğuzcan'ın nadir yazdığı neşeli şiirlerden sanırım.


(Berk Ökten) #153

İSPANYOL MEYHANESİ

Kararmış tahta masamızda bir şişe şarap,
Gecelerden bir gece bezginiz.
Üstelik adamakıllı sarhoşuz.
Ellerin, ellerimde..

İspanyol meyhanesinde bir kadın
Çığlık çığlığa şarkı söylüyor.
Belli yıkılmış bir kadın.
Hayli çirkin, hayli geçkin, ağlamaklı.
Zayıf, incecik elli, kalın dudaklı.
Sesi bir tokat gibi patlıyor kulaklarımızda;
Yüzümüz al al oluyor.
İçimiz hüzün dolu, kahır dolu,
Gözlerimiz kanlı..

İspanyol meyhanesinde bir gece
Seninle başbaşayız
Üstelik sarhoşuz adamakıllı.
Daha içelim, daha içelim..

Başını dizlerime daya gözlerin kapalı
Ağla biraz,
Bak ben de ağlıyorum.
Ocakta odunlar sönüyor,
Görüyor musun?
Çığlık çığlığa bir kadın,
Duyuyor musun?

Ah ölelim artık;
Bitsin bu delicesine koşu,
İspanyol meyhanesi yerin dibine batsın.
Yeter! yeter!
Öleceksek ölelim.
Hadi vur kendini şaraba,
Kedere ve aşka vur.
Daha içelim, daha içelim..

Alkol duvarını geçelim artık;
Damarlarımızdan ispirto akmalı.
Hey garson!
Sustur şu çığlık sesli kadını.
Söyle masamıza gelsin, içelim.
Hey garson!
Bütün hesaplar benden bu gece sen de iç.
Kapat kapıları;
Yabancı gelmesin.
İspanyol meyhanesinde öldüğümüzü
Kimse bilmesin.
Daha içelim, daha içelim...

Ümit Yaşar Oğuzcan


(büşra) #154

Bir Ümit Yaşar şiiri de benden gelsin o zaman. :cherry_blossom:
Her Gün Seninle

Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yasamak
Erimek yarini olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kurallari kirip parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yagarken çiçek açtirmak agaçlara
Günesi bir aksam saatinde tutup birakmamak
Sonra doldurmak ay isigini kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her seyi ansizin
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmis, gelecek bütün çaglari asmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrilar gibi
Seninle Tanrilasmak...

Bir gün bu akan sele dur diyecegim, göreceksin
Ne bu sehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalik
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyecegim
Kapilar sana açilacak
Senin için söylenecek sarkilar
Siirler senin için yazilacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalniz bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyecegim göreceksin.

Ben eskimeyen tek güzelligi sende gördüm
Sende buldum erisilmez hazlari
Yaninda siyrildim korkulardan, yalanlardan
Duygularin en ölmezini sende duydum
Susuzlugum dudaklarinda dindi
Yalnizligim ellerinde
Çogu gün unuttum açligimi
Sende doydum...

Ilk defa seninle bütünlendim, anliyor musun
Anladim yasadigimi her nefes alista
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanista.

Boynunda bir yer vardir, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Degisir gözlerinin rengi
Yanar dudaklarin, terler avuçlarin
Dökülür kapkara aydinlik gibi
Omuzlarina saçlarin
Gitgide artar kalbinin vuruslari
Bir musiki halinde dünyami doldurur
Ansizin bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir bas dönmesi baslar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kayboldugumuz yerde...

Sesini duymadigim gün
Yasanmis degil
Açan çiçek degil
Öten kus degil
Yüzünü görmedigim gün
Içimde yildizlar sönük
Günesler günes degil
Seni sevmedigim gün
Seni anmadigim gün
Olacak is degil...

Her günüm seninle geçsin
O günese en yakin
Kimsenin varamayacagi bir dag basinda
Uçsuz bucaksiz uzak denizlerde
Insan ayagi degmemis ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin ugramadigi limanlarda
Isigim ol, alinyazim ol benim
Vatanim ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...

Ümit Yasar Oğuzcan


(Taylan) #155

aziz nesin'in şiirleri pek bilinmez. ama 2 tanesi var ki benim en sevdiğim şiirler arasındadır.

DİRİLİŞ

Gittikçe artıyor yerçekimi
Çek elimden,
Kurtarsın yerçekiminden
Aşkın çekimi...
Akıyorum aşağılara sızım sızım
Duyuyorum içimdeki derinlikleri
Öpe öpe çek çıkar,
Soluğunla dirilt beni..
Kumsaldan nasıl sızarsa sular
Çöküyorum dibe azar azar
Dağılıp parçalanıp ayrılıyorum
Topla beni tut beni...
Yağmurca gözyaşlarınca
Aşağı aşağı çizgilerim
Al avuç avuç fırlat gökyüzüne
Yeniden yarat beni

Bağışla

Ya zamanından çok önce gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş


(Bahadır Doğan) #156

Dershanede bir hoca bu Ayten şiirini okumuştu. Sonra dedi iki kere iki dört elde 0 kalır. Demekki Ayten gitmiş demişti. Gerçektede onu ifade etmişse şair çok güzel düşünce.


(öğnkü) #157

XI
İster sevgili, ister dost olsun,
Ayrılmak saati gelip çattı mı, sakın gizleme;
Sen omuzdan kesilmiş bir çaresiz kolsun.
Eskiye de boş ver onu da eşeleme;
Ne iyiydik’ler, yine görüşürüz’ler
Dikenli tel gibi takılmasın boğazına.
Biliyorsun bu sözler inandırıcı değiller.
Çoğaltmadan katlan acının en azına;
Bekleme aracın kalkmasını, ayrılıklar götürü.
Karış telâşlı bir kalabalığın içine,
Yürü ardına bakmadan, durmadan yürü;
Yeni aşkların, yeni dostlukların geleceğine.

Alıştır kendini her şey biter ve gömülür;
Ve nice yazlardan sonra kuğu da ölür.

Metin Altıok


(kısaca gökyüzü...) #158

Korkuyor

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

Shakespeare’in en güzel şiirlerindendir.


(fza) #159

Çok güzelmiş cidden.


(Bungalow Bill) #160

fil, nedir fil ?
sana filin ne olduğu ne bildirdi ?
fil ki o uzun hortum sahibidir.

Bir eski zaman şairinden. Kimileri saçmalık der kimileri taşlama. Anlamsız olduğu kadar gerçek, hayat gibi.


(Palyaço gibi giyinen ucubelerle kötü bir geçmişimiz var!) #161

açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

-2.

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

-3.

ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çün

Attila İlhan


(Gökhan Ali Başkan) #162

(*kahkaha atan çay bardağı*) #163

Ben bu diziyi çok seviyordum ya,bittiğinde gerçekten üzülmüştüm.


(kısaca gökyüzü...) #164

Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa…
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz…
Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey her şey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel