Şiirperver Mahallesi


(büşra) #165

YAZEL
Taşındığın yalnız evleri yaz dedi
Bak bu beğendiğin omuzlarıma dokun biraz
Hiç unutmuyorum siyah ketendi elbise
Ben bir söğüdün salkım saçak dallarıyım
Ellerim hep keten helva
yaz birer birer
Sana silah kullanmayı öğreten babanı yaz
Ne için öğrettiğini yazma
Şiirde olsa yazılı metin
suç duyurusuna girer
O kadar da kış kalmış ki cebimde yazdan
Ellerim üşüyor ellerim ayazdan
Ellerim ince söğüde değen sazdan
Çocukken en çok sevdiğin rengi yaz
Ve kafamı ne zaman başka yöne çevirsem
o dudakları orada
Beni ilk öptüğün yazı unutma yaz dedi
Yaz biter ama yazı kalır
Yazı yaz ki yaz da yazıda kalmasın okunur
Seviştiğimiz damları çatıları yaz
Yalnızca baş harflerimizi yaz ama
konu komşuya ayıp olur
Güzeldi ama güzeldi yine de
Unutma yaz dedi
Gelenekçi bir ailenin kızı
neden boyatır saçlarını uzatıp da
Ya da kaç sayfaya kaç çay demlenir
şöyle bir uzanıp da
Bir sarmaşığın motivasyonu nedir
sarılırken tanımadığı evlere
Birbirine benziyor
güzel dediğimiz neşe günleri
Güneş geçirmez günlerimizi
güneşe yaz dedi
Bir sigara daha yakardım yakmadım
Sonra beni neden sevdiğini yaz dedi
Son damlasıyla mürekkebin

Çünkü ben de bilmek isterim.

Yazmadım.

Can Bonomo


(halı, kilim, travel) #166

Aziz Nesin’in kendi anlattığına göre henüz gençken yazdıklarını Nazım Hikmet’e göstermiş. O da şiiri bırak, öyküye devam et, demiş.


(🌜 luna-tic 🌛) #167

O Orhan Kemal değil mi?


(halı, kilim, travel) #168

Benzer bir hikaye onun da var. Ama o hapishanede geçiyor, bir de genel olarak hiçbir şeyi beğenmiyor diye hatırlıyorum. Bunu Aziz Nesin’in bir kitabında okumuştum; ama adı aklımda kalmamış.


(Taylan) #169

nazım hikmet onu bursa cezaevinde yatarken orhan kemal’e dedi diye biliyorum. aynı cümleyi tutup aziz nesin’e de kurmamıştır bence :smiley:


(🌜 luna-tic 🌛) #170

Orhan Kemal’in dilinden de öyle bir anı var. Aziz Nesin’inkini bulamadım ama herhalde Nazım herkesi düz yazıya yönlendirip şiirde yalnız kalmayı falan hedeflemiş.

http://www.orhankemal.org/links/492.htm


(Taylan) #171

mobilde girdim icin senin yazdigini gormemisim @mervellous pardon :slightly_smiling_face:


(Taylan) #172

ben de aynen bunu biliyorum. nazım usta herkese “sen şiiri bırak, hey sen de şiiri bırak” diyip duran bir trollmuymuş yoksa :smiley:


(🌜 luna-tic 🌛) #173

Yok ben cevaplaya basmadan seninkini gördüm de silmedim link farkıyla :upside_down_face:


(halı, kilim, travel) #174

Şimdi soru şu: Aziz Nesin sıkıyor olabilir mi? Evet, sonuçta bir öykücü olarak bu anektoddan etkilenip kendi hayat hikayesine bir kenar süsü çizmek istemiş olabilir. Peki, Nazım Hikmet hayatının iki farklı döneminde iki farklı edebiyatçıya benzer bir yorum yapmış olabilir mi? Bu da imkansız değil, tabii ki. Ben aksi ispat edilene kadar sevdiğim bir yazar olan Aziz Nesin’in hikayesini, her ne kadar şüpheyle yaklaşsam da, doğru kabul etmek istiyorum

Bu yoruma çok güldüm.

Not: Kitap şu an yanımda değil, ama birkaç ay sonra adını yazacağım buraya.


(🌜 luna-tic 🌛) #175

Nazım Hikmet: “ya sen düz yazıya geç biraderim valla bak şiirin iş imkanları çok kısıtlı karın tokluğuna çalışıyoruz biraderim”

Evet @everfesan merak ettim unutma atmayı.


(halı, kilim, travel) #176

“Orhan, senin bu şiirleri millet beğendi gibi; ama garip gurup şeyler. Bence romana falan yönel sen.”


(Taylan) #177

images

sakin ol ve o elindeki şiiri yere bırak :joy:


(Taylan) #178

neyse geyik bi yana ben de orhan kemal olayını bircok farkli yerde duydum ve okudum ama aziz nesin tarafini ilk defa duyuyorum. o yuzden adı geçen 3 yazarı da çok seven biri olarak durumu merak ettim


(halı, kilim, travel) #179

Kaynağı ekleyeceğim ama biraz geç olacak.


(Yasin Duyar) #180

Eskici
Eskiden yeterdim kendime
Artardım bile
Şimdi ne yapsam nafile! …
Ve
Kim demiş ‘can eskimez’ diye
Bu can tedirgin tende
Can da eskimiş
Ben de…

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU


(büşra) #181

there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but I’m too tough for him,
I say, stay in there, I’m not going
to let anybody see
you.
there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but I pour whiskey on him and inhale
cigarette smoke
and the whores and the bartenders
and the grocery clerks
never know that
he’s
in there.

there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but I’m too tough for him,
I say,
stay down, do you want to mess
me up?
you want to screw up the
works?
you want to blow my book sales in
Europe?
there’s a bluebird in my heart that
wants to get out
but I’m too clever, I only let him out
at night sometimes
when everybody’s asleep.
I say, I know that you’re there,
so don’t be
sad.
then I put him back,
but he’s singing a little
in there, I haven’t quite let him
die
and we sleep together like
that
with our
secret pact
and it’s nice enough to
make a man
weep, but I don’t
weep, do
you?

Charles Bukowski


(🌜 luna-tic 🌛) #182


(Taylan) #183

Hemingway’in müthiş romanına adını veren şiir

Bir ada değildir insan,
bütün hiç değildir bir başına;
anakaranın bir parçasıdır,
bir damladır okyanusta;
bir toprak tanesini alıp götürse deniz,
küçülür Avrupa,
sanki yiten bir burunmuş,
dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi,
ölünce bir insan eksilirim ben,
çünkü insanoğlunun bir parçasıyım;
işte bundandır ki çanlar kimin için çalıyor diye sorma;
çanlar senin için çalıyor.

John Donne

Orjinalini de atıyım şuraya

No man is an island,
Entire of itself.
Every man is a piece of the Continent,
A part of the main.
If a clod be washed away by the sea,
Europe is the less.
As well as if a promontory were.
As well as if a manor of thy friend’s or of thine own were.
Any man’s death diminishes me,
Because I am involved in mankind.
And therefore never send to know
For whom the bell tolls,
It tolls for thee.


(*kahkaha atan çay bardağı*) #184

Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil

Her an
Farkındayım
Az az öldüğümün

Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın

Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit te mahluktur
Vakit te mahluktur

İşliyor kalbim
Eskiyor saçlarım
Ve gözlerimin en ince hücreleri

Okuyorum hayatı
Toprağın üstünden çok
Altındakilerle var olduğunu

Toprak
Ölüme aç
Ölüme muhtaç
Hayat

Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın


Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Analar ölür
Kök salar hasret yüreklere
’Bir evlat pir olsa da’
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük

Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez

Sevgililer ölür
Bir hicret olur ölüm
Bir sıla

Mesela arkadaşlar
Arkadaşlıklar vardır okullarda
Bakarsın biri gelmez bir gün
Ve artık hiç gelmeyecektir
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
Bahçeye koridorlara sınıflara
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
Kimi kirpikleri ıslak
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
Anıların
Kimileri öbek öbek toplanıp
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
-Nasıl olur daha dün beraberdik
-Salıncakta İki Kişi’yi izlemiştik daha dün nasıl olur
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
’‘Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar’’ demişti unutamıyorum

Sonra bir mezarlıkta
Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkes susar
Konuşur ölüm

Ve sürer hayat.

Bazan bir tekerlek altında
Ansızın gelir ölüm
Apansız biter sınav
Bir elektrik kesilmesi gibi
Kesilir tulu emel

Bazan ölüm vardır
Ölümden önce gelir
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
Sorular hep yanıtsız kalır orada
Sadece konuşan rüyalardır
Yahut hayaller suskun duvarlarda
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
Ama beyin hep umuttan yanadır

Bazan akan bir film şeridinin
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
Ölüm
Karşıda bir manga asker
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta

Ölümden uzak ölümler vardır
Gazete ilanlarında rastlanılan
Dünyaya bağlılığın zavallı
Ve muannit
Bir belgesidir
Daha çok kalanlara ait.

Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü

Ölümler vardır:
Can kuş gibi uçar gider
Bir martının süzülüp
Kaybolması gibi maviliklerde

                             Erdem Beyazıt