Write Your Own - Kendin Yaz


(Umur) #41
Birinci Sayı

Karanlık gece, geri kalan her gece gibi huzur bozan bir sessizliğe sahipti. Miller Limanı yakınlarında Lincoln Sokağında ismi önemli olmayan bir apartmanın yirmi beşinci katında bir cam açıktı. Ne kadar tehlikeli bir şey dedi uzaklardaki cama bakarken… Çünkü Gotham’da camınızı açık bıraktığınızda içeriye sadece sinekler girmezdi.


Jason terler içerisinde yatak dediği kanepeden zıplayarak uyandığında saat sabah dokuzdu. Suratından akan terleri titreyen elinin tersiyle silen Jason doğrularak yerde durmakta olan şişeyi eline aldı. Votka dolu şişeyi hızlıca açarak kafasına diken Jason, bir anda ağzındaki Votkayı duvara tükürdü. Küfürler ederek banyoya koşan Jason’ın sırtında dikkat çeken bir damga bulunmaktaydı.

Kafasını tuvaletten çıkaran Jason yüzünü yıkadıktan sonra kömür siyahında bir kot pantolon, kıpkırmızı bir tişört giydikten sonra dışarıya çıktı. Merdivenlerden inerken duyduğu seslere aldırış etmeyi öğrenmişti. Öğrenmek zorunda kalmıştı. Dışarıya adımını atar atmaz ona çarpan bir asker tarafından duvara itildikten sonra kafasını eğerek hızlı adımlarla en yakındaki bakkala girdi.

Kasadaki kel adam ona sinirli, uzun bakışlarla bakmaktaydı. Jason adamın arkasındaki sigaralara bakarken kasiyer ve muhtemelen bakkalın sahibi olan sinirli adam konuşmaya başladı.

Adam: Salakça bir şey deneme evlat!

Adam yavaşça çıkardığı eskimiş bir pompalıyı kasanın yanından Jason’a doğrultmaktaydı. Derin bir iç çeken Jason, kendisine bir paket Camel Box ısmarlayarak dışarıya çıktı.

Yaktığı sigaradan bir duman aldıktan sonra, Jason eski günlere gitti. Her şeyin iyi olduğu; bir Batman’in, bir Superman’in olduğu günlere…

Her şey on sene önce yaşanmıştı, kimsenin aklına gelmeyen bir ortaklık Dünya’nın En Kudretli Koruyucuları’nı yok etmişti. İki sene süren bir savaş, sonucunda sadece yenilgi getirmişti. Savaşın bitmesiyle senelerce süren idamlarda çok fazla kişi asılmaya başlamıştı. Jason ise hayatta kalanların acıyarak baktığı bir kişi olmuştu. Yaşıyor olmasının tek nedeni, Joker tarafından bağışlanmasıydı. Hayatta kalanların büyük bir çoğunluğundan uzun zamandır haber alamıyordu. Dick, Blüdhaven’da bir otelde gece bekçiliği yapmaktaydı. Suçla olan savaşını olaydan iki sene sonra bırakmıştı, o pesedenlerden birisiydi. Pes etmeyenler? Jason’a göre pes etmeyen hiç kimse kalmamıştı.

Çektiği dumanı üfleyen Jason, kendisini gerçekliğe geri getirdi. Kaldığı apartmana geri dönerken cebindeki çağrı cihazının titreşimi ona küçük bir heyecan verdi, bir saniyeliğine eski günlerdeki gibi hissetmişti. Kendisini apartmana atar atmaz, çağrı cihazına bakan Jason hafifçe gülümseyerek çatıya doğru koşmaya başladı.


6 SAAT SONRA
CHINATOWN/GOTHAM


Oliver: Geç kaldın… Neredeyse fikrimi değiştirecektim, Robin.
Jason: Gotham çatılarında gezmek artık eskisi kadar kolay değil ve lütfen… Bana o isimle seslenmeyin Bay Queen.

Jason, Oliver Queen’in önünde dalga geçer bir şekilde boynunu eğerek elini uzatan adamın yanından geçti ve Dixon Rıhtımına doğru bakmaya başladı. Oliver’ın üzerinde eski günlerden kalma yeşil bir kıyafet vardı, eskisi kadar parlamasa da hala aynı duyguları taşıyormuş gibi göründüğünü düşündü.

Oliver: Tamamdır, Jason. Teklifini düşündüm, sana ihtiyacımız olabilir.
Jason: On sene, Oliver. On sokuk sene! Şimdi mi kararını verdin?

Oliver, kafasını kaşıyarak iç cebindeki kağıt parçasını çıkarıp yere oturdu.

Oliver: Gel buraya. Watchtower düştüğünden beri bunu arıyoruz Jason. Bir numaralı önceliğimiz buydu, küçük suçlulara kafa yorarak vakit harcamak istemedik.
Jason: Küçük… Ne zamandan beri böyle konuşuyorsun Oliver?
Oliver: Bu evrendeki en büyük umut öldüğünden beri.

Jason yutkunarak Oliver’ın yanına bağdaş kurdu. Oliver’ın elinde tuttuğu kağıda baktığında ise hızlıca ayağa kalkarak uzaklaşmaya başladı. Birkaç adım geri gittikten sonra titreyen ellerini tutan Jason, dolu gözleriyle kafasını sallamaya başlamıştı.

Jason: Hayır. Onu bir kere yaptım, Oliver. Bir daha olmaz…

Arkasını dönerek uzaklaşan Jason, arkasında sadece Oliver Queen’i bırakmadığının farkındaydı, onuru da Queen’in yanında kalmıştı. Lincoln Sokağı’na gidene kadar yavaşlamayan Jason, çatısına geldiğinde nefes nefese bir şekilde kendisini yangın merdivenlerine atmıştı.

Titreyen ellerini sakinleştirmeye çalışırken havanın karardığını fark etti. Saatin kaç olduğundan haberi yoktu, dairesine doğru yol alacakken karşı binada bir camın açık olduğunu fark etti. Ne kadar tehlikeli bir şey dedi sessizce. O sırada kulağının arkasında bir ses duydu.

Gidip bakmayacak mısın?

Aniden arkasını dönen Jason, karşısında hiçbir şey olmayan karanlığa doğru uzun uzun baktı. Küfürler içerisinde açık olan cama fırlayarak içeriye girdi. Tozlu pencerenin dışarıdan açıldığını fark etmişti, pencerenin kilidi kırılmış ancak sokağa düşmemiş gibi görünüyordu. Etrafta herhangi bir asker yoktu.

Anlaması çok uzun sürmemişti, bu bir tuzaktı. Ancak geri çekilecek bir hamle bile yapamadan başının döndüğünü hisseden Jason, dizlerinin üstüne düştü. Karşısında Bruce’u ona bakarken görüyordu, deliler gibi kahkaha atan Kara Şövalye, Jason’ın gözleri kapanırken ona tek bir şey söyledi.

Senin suçun.

DEVAM EDECEK.

Edit: Yerleri anlamayan olursa, haritayı da atayım.


Muhitin Süper Kahramanları! :fist_left:t6: :fire:
(Oneironaut) #42

İlk sayı (:smile:) gayet güzel olmuş, devamını çabucak yazınız.


(Umur) #43

Çok bekletmem zaten ya, sabaha karşı da gelebilir, gece de gelebilir hiç belli olmaz :smile:


(Berkay Küçük) #44

Titans Graduation Day Part 1.
-Dick, hadi ama uyan dostum.
-Barbara, Barbara beni affet… öz… dile… (rüya görüyor.)
-Dick lanet olsun! Benim Wally
-Wally ne oluyor? Bludhaven’da ne arıyorsun?
-Acelemiz var Grayson… Viktor beni duyuyor musun Boom Tube’ü çalıştır.
-Wally durrrrrrrrrrr! Çıplağım.
-… giyinmek için bir dakikan var.

Kapıda bekleyen Wally düşüncelere daldı. Kardeşine gerçeği söyleyememesinin acısını kayıplar çoktan kapatmıştı. O anı milyonlarca kez yaşıyordu aklında… Derin bir nefes aldı. Jay’in son sözleri çınladı kulağında. Her zaman bir Flash olmalı demişti Jay. Peki ya Batman, Superman, Wonder Woman, Green Arrow onlar da olacak mıydı? Bu günün geleceğini kimse ön göremezdi ki…

^nefes sesleri^
-Işıkları kim söndürdü?
-Garfield oyunun sırası değil!
Donna: Roy sen misin? Tower neden karanlık?
Kyle: Tüm Manhantan karanlık prenses.
Donna: Uzun zamandır bu kuleye uğramıyordun çakma Han Solo
Kyle: Unutma bir kez Titansan hep Titansın. Bunu bana sen öğrettin prenses.
[BAĞIRTI: Titans günlerin artık bitti kardeşim.
Donna: Diana ?!?!

Kule hiç olmadığı kadar serindi. Kyle Donna’nın elini tutmak istedi. Gerçeği halen saklıyordu. O ve Wally saldırıdan hayatta kalan son kişilerdi… Saldırı’nın kimin tarafından yapıldığının bir önemi yoktu. En azından bugün… Sevdiğinin ellerini öptü. Daha fazla ilerleyemezdi. Diana’nın onu içeride beklediğini söyleyebildi sadece…

Ancak kaderiyle yüzleşecek ilk kişi Donna değildi.

Garth da kuleden ayrılmamıştı o gece. Tula’nın anıtının başında ölümünün yıldönümünde sevgilisini anıyordu. Dudaklarından öptü sevdiğinin anıtını…
aniden gelen bir ses her şeyi bozmaya yetmişti.
-Kaderinden kaçamazsın.
Karşısındaki odanın aniden ışıkları açıldı… Garth yavaşça odaya girdi. Böyle bir odanın varlığından dahi habersizdi. Karşısındaki ekranda kralını gördü. Onunla son kez konuşacağından habersizdi elbette.
Aquaman: Lad beni dinle
Garth: Emredersiniz Lordum.
Aquaman: Gözlerime bak lord. Atlantis’in emaneti artık senindir. Kardeşimin güçleri tahta en kısa zamanda ulaşacak. Sen Orm’un savaş lordu olacaksın. Mera ve ben hazır olacağını biliyorduk. Seninle gurur duyuyorum. evla…
Aquaman’in ekranı kapanır…

Kraliçe usulca yaklaşır. Sevgilisi için son gözyaşlarını dökmektedir. Tüm sükunetini toplar. ve Trident’i çıkarır.

Mera: Bu silaha ihtiyacın olacak Garth… (Trident’i uzatır.)
Garth: Ne oluyor, Kralım, o nerde leydim…?
Mera: Anlamalısın evlat bu gün o gün.

Umarım ilk denemem olduğu için anlayışla karşılarsınız. Her türlü eleştiriniz ve önerinizi bekliyorum. Teşekkürler şimdiden. En kısa zamanda Part 2 ile karşınızda olacağım.


(*kahkaha atan çay bardağı*) #45

Bu arada bu başlığa yazacağım diyeni herkesi sinsice aklıma kazıyorum.Olur da yazmazsanız köşeden bitivereceğim :full_moon_with_face:.


(Oneironaut) #46

Güzel bir başlangıç olmuş, siz de ikinciyi hemen patlatınız efenim.


(Babayaga) #47

Ben de yazacağım, utanırım belki yazmam, dürtün beni. :see_no_evil:


(İbrahim Korkmaz) #48

@makisekurisuu
Ben de yarın yazacağım :smiley:


(Umur) #49
İkinci Sayı

Karanlık gökyüzünde bir tek yıldız bile yoktu… O günden beri hiç olmamıştı, Dick bunu neden daha önceden fark etmediğini merak etti. Kanlar içinde Blüdhaven’ın sokaklarında yatarken tek düşündüğü şey bu olmuştu. Doğrulmaya çalışırken elini bir cam parçasına bastırması üzerine sırtına düşerek kan kusmaya başladı. Ağzını temizledikten sonra ayağa kalkmaya çalışmadan öylece yatmaya devam etti. Önemli değil dedi sessizce, artık hiçbir şey önemli değil.


Dick Grayson, 25 Yaşında, Öksüz.

James Gordon, morgda yatmakta olan cesede gözlerinden akan yaşlarla bakıyordu. Eski dostunun ona getirdiği sandalyeye kendisini fırlatan Gordon yaşlı hissediyordu. Hiç hissetmediği kadar yaşlı. Barbara’yı idam ettiklerinde hissetmediği kadar yaşlıydı o sırada. Yaşlı ve tamamen yalnız kalmış bir adamdı…

Morgdan çıkan Gordon, kafasını eğerek Blüdhaven sokaklarında yürümeye başladı. On sene önce yeminler ettiği teşkilatı hiç düşünmeden bıraktığı aklına geldi. İsminin çok önemli olmadığı bir ara sokakta sırtını duvara veren adam, gülmeye başladı. Joker’in sözlerini hatırladı, sadece büyük bir şaka… Yaşlı adam palyaçoya hak verecekken karşısından gelen bir ses tarafından dikkati dağıldı.

Çakmağın var mı, yaşlı dost?

Gordon, duyduğu keskin İngiliz aksanına şaşırarak sesin geldiği yöne doğru dimdik bakmaya başladı, hiç kimseyi göremeyen Gordon ağır adımlarla karanlığa doğru yürümeye başladı. Karşısındaki kişiye bağırarak seslenen Gordon bir cevap alamadıkça adım atıyordu.

Bir anda bembeyaz bir ışık her yeri kapladı, Gordon gözlerini kapatarak yavaşça açmaya başladı. Işığa alışmaya çalışan yaşlı adam karşısında sarışın, beyaz kısa kollu bir gömlek giyen dövmeli bir adam süzülmekteydi. Ağzında sigara olan adam öksürerek Gordon’a baktı.

Kulakların sağlam mı, yaşlı dost? Çakmak sormuştum?

Gordon karşısındaki süzülen adamdan gözlerini çekerek etrafa baktığında kendisinin de süzüldüğünü görünce düştüğünü sanarak tepki verip bağırmaya başladı. Karşısındaki adam kahkahalar atarak Gordon’a bakmaktaydı. O sırada düşmediğini anlayan Gordon’u sakinleştiren şey tanıdık bir sesti.

Dick: Yeter, Constantine! Yaşlı dostumuza çok yüklenme, tamam mı?
Constantine: Tamam, tamam dost. Siz ikiniz konuşmalısınız, ben ileride olurum.

Süzülen adam bir anda kendisine taştan bir yol yaparak uzaklaşmaya başladı, ağzındaki sigaradan dumanlar çıkmaktaydı. Gordon sağına döndüğünde ona doğru yürümekte olan Dick’i görerek bir anda ona sarıldı. Uzun süren bir sarılmadan sonra Dick, yaşlı adamı omzundan tutarak özür dilemeye başlamıştı.

Dick: Beni affedebilir misin?
Gordon: Öldüğüne inanmıştım, Dick! Asla… bir daha asla yapma.
Dick: Gerçek şu ki… Ölmüştüm. Bir arkadaşım, o yardım etti.
Gordon: O mu? Nasıl?
Dick: Sonra anlatırım, Gordon. Seni onunla tanıştırayım.

İkili karşılarındaki küstah İngilize doğru giderken Gordon adamın anlayamadığı bir şeyler söylediğini duymaktaydı. Karşısına geldiklerinde bir anda onlara doğru dönen adam, devasa bir şekilde sırıtarak tüm dişlerini ortaya çıkarıp elini uzattı.

Constantine: John Constantine, hizmetinizde.
Gordon: Jim Gordon.
Constantine: Kim olduğunu biliyorum, Jim. Herkesin kim olduğunu biliyorum.
Gordon: Pardon?
Dick: Onun açıklamasına izin vereyim.

Dick henüz kendisinin bile anlamadığı konuşmayı tekrar dinlememek için arkasını dönerek boşlukta süzülen kafeye doğru süzülmeye başladı. O sırada John, Jim ve kendisi için birer sandalye yaparak Jim’e oturmasını söyledi. Şaşıran Jim sakince oturarak John’u dinlemeye başladı.

Constantine: Görüyorsun Jim. Ben bir büyücüyüm. Evrendeki en iyisiyim. On sene önce olan her şeyi yaşanmadan önce gördüm. Durdurmaya çalıştım ancak Azazel tarafından durduruldum. On yıl boyunca cehennemde tutsak tutuldum.
Gordon: Azazel?
Constantine: Evet, dostum. Cehennem’in üç presinden birisi… Herneyse, Azazel on senedir beni cehennemde tutuyordu ama ben, sonunda kaçmayı başardım…
Lucifer: Hayır, başaramadın.

Gordon arkasından gelen sese doğru ayağa kalkarken sesin sahibi tarafından durduruldu. Sarışın ve yakışıklı olan adam sakince konuşmaya devam etti.

Lucifer: Hayır, lütfen. Oturmaya devam et, Jim Gordon. Ben, Lucifer Morningstar.
Gordon: Sen Şeytansın…
Lucifer: İsimlerinden birisidir, Gordon. Ancak sana şunu sorayım, iki kötü arasında seçim yapman gerekirse hangisini seçersin; dünyanı yok edeni mi, yoksa dünyana ışığı vereni mi? Kararını ver, zamanımız yok.
Gordon: Bir karar vermeme gerek yok.

Gordon kendisine uzatılan eli sıkarak Şeytan’ın gözlerine dimdik baktı. Lucifer gülümseyerek Gordon’u alarak Dick’in gittiği kafeye doğru gitmeye başladı.

Constantine: Evet, büyücüyü arkada bırakın. Otuzbirciler…

DEVAM EDECEK.


(Geek Velet) #50

Eve gidince atabilirim. Bir Batman hikayesi yazmıştım. Tabii üstünde bayağı değiştirmem gereken şey var. :slightly_smiling_face: Sağ ol Frid. :+1:


(Acıktım) #51

Güzel bir şeyler yaz kanalda içerik oluştururuz.


(Volkan Şahin ) #52

@FordPrefect ile yaptığımız istişareler sonucunda ortaya çıkan ilk numune.

Sıfır Yerçekiminde Yapılacak Birkaç Şey

Tüm zamanların en çok okunan kitabı Otostopçunun Galaksi Rehberi, nereden bakarsanız bakın geveze bir kitaptır. Bu gerçekle ilk defa Rehber’in önsözünün giriş kısmının üç bininci sayfalarında karşılaşırsınız; eğer o kadar sayfayı kalıcı bir beyin hasarı almadan okuyabildiyseniz. Gerçekten de Rehber’in bir önsözünün olması fikri, tarihin en kötü uygulanan fikri olmadan önce, kulağa güzel gelen fikirlerdendir. Tıpkı Pazar akşamı arkadaşlarınız tarafından “Hadi, bu sefer daha önce hiç gitmediğimiz bir bara gidelim.” fikrinin yalnızca kulağa hoş geldiğini, ama bazen alışkanlıkların bizi hayatta tutan pamuk iplikleri olduğunu, zil zurna sarhoş iken sizden daha da zil zurna sarhoş biri tarafından bıçakla tehdit edildiğinizde anladığınız gibi, Rehber’in önsözünün olması fikri de şahane bir fikirdi. Ama sonra fikrin uygulanması gerekti, çünkü fikirlerin bir noktadan sonra uygulanması gerekir. Ve her şey felaket şekilde sonuçlandı.

Her gelen editör, kendisinden önce gelen editörden daha iyi olduğunu göstermek için önsözü şişirdikçe şişirdi. Şu anda bile şişmeye devam ediyor. (İlk halinde sadece havlu temizliği ve panikten kurtulma önerileri yer alıyordu.) Bir noktadan sonra, her gün artan sayfa sayısıyla Rehber’in önsözünü saklamak için ekonomik olarak zor durumda bulunan bir gezegendeki yerliler ile anlaşılmış ve bütün bir önsöz; siyah, saydam dikdörtgen kayalara işlenerek gezegene taşınmıştır. Bu plan, bir süre için iyi işlese de gezegendekilerin tuhaf davranmaları ve birbirlerini bu dikdörtgen kayalar için öldürmeye başlamaları üzerine yetkililer, bunun önlenmesi gerektiğini düşünmüştür. Birbirini sebepsiz yere öldürenlerle uğraşmak konusunda uzman olan yetkililer, ortada bir sebep olması durumunda sorunu nasıl çözeceklerini bilemediklerinden Rehber’in görevlilerinden yardım istemişlerdir. Bunun büyük bir hata olduğunun anlaşılması çok uzun sürmemiştir.

Önsözü uygun bir yere taşımak görevini üstlenen Rehber görevlileri, olası bütün ihtimalleri tartışmış, uzun süren kavgalar ve küskün müzakere görüşmeleri ardından nerede yemek yiyeceklerine karar vermişlerdir. Çorbalarını içip ana yemeklerini beklerken ve bir an dört kafalı, sekiz antenli, altı kollu N’ghuai ırkının en gözde kadın temsilcisini izleyip büyülendikten sonra Rehber’in önsözünün yazılı olduğu dikdörtgen kayaları evrenin dört bir tarafına gelişigüzel bırakma konusunda anlaşmışlardır. Tek bir itiraz, cılız bir şekilde yükselmiştir: “Ana yemeği bekleyemez miydik?”

Böylece Rehberin önsözünün yazılı olduğu kayalar evrenin dört bir yanına, kimselere haber vermeden gönderilmiştir. Bir yörüngeye girip gezegene iniş yapabilen kayalar, ne yazık ki çoğunlukla yanlış anlaşılmış, ya ilahi bir hediye ya da komplo teorisyenlerine meze olarak görülmüştür. Kimileri, önsözün Hayat, Evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai soruyu içerdiğini, bunu ancak bütün kayaları okuyan birinin bulabileceğini söylemektedir. Kimileri ise yalnızca Rehber’in geveze olduğunu söylemektedir.

Sonuç olarak, Rehber gevezedir. Önsözler çoğunlukla can sıkıcıdır, nadiren ölümcüldür. Ama Rehber eğlence vadeder, en azından eğlenceli bir ölüm… Eğer iki kafanız yoksa Rehber’in önsözünü okumaya çalışmak tek kafanızın patlamasına neden olacağından ölümcül olacaktır. Zaphod Beeblebrox, iki kafalıdır ve Altın Kalp’in komuta bölümünde dört gözüne taktığı okuma gözlükleriyle, bir yandan sağ elinin serçe parmağıyla kafalarından sağda olanının sağ kulağını kaşır ve yüzünde çok çetin bir işle uğraşıyormuş ifadesi takınırken, diğer yandan yan tuttuğu Rehber’in ağırlığını hesaplamaya çalışıp, önsözü okumaya başlamıştır.


(Sapere Aude!) #53

Hiç olmamış, bir daha yazmayın.


(İbrahim Korkmaz) #54

Ford, bir derdin mi var? Konuşmak ister misin?


(Sapere Aude!) #55

Güzelim seriye ne yapmışlar, derdim bu.


(🚀🌌Uzay'a meraklı Astronot) #56

Bahar geldi,çiçekler açıyor, Marvin bile pozitif olmuş diyordum ki…Bir saniye bu metnin yazılmasında senin katkın yok mu ? :grinning: Yoksa depresifliğin benliğindeki pozitiflik kırıntılarının varlığını reddetmesi üzerine yeni kişilik mi yazdı ?

Not:Burda ki kırıntı bir elektronun çapından daha küçük olmakla beraber varlığı bilimsel olarak kanıtlanamamıştır.:upside_down_face:


(Sapere Aude!) #57

Katkım var. Çoğu fikrim, hiç şaşırtıcı değil ama, dikkate alınmadı.


(Umur) #59
Üçüncü Sayı

Drake sessizce hücresinin tavanına bakarken buldu kendisini; birazdan sayım yapılacak dedi kendi kendisine, sonra hücreler kitlenecek. Dokuz senedir her gün olduğu gibi olacaktı ama bu gece farklıydı. Bu gece, özgür olacaktı. Ağır bir şekilde kafasını alt ranzaya uzatan Drake, eski düşmanına doğru dimdik bakmaktaydı. İkili dokuz senedir yanyana düşmanlıklarını köşeye fırlatmış, kaçacak bir plan için hazırlanmışlardı. Kusursuz bir plan, kimsenin ölmediği bir plan. İki yüzlü bir avukat ve dünyanın yeni en zeki dedektifi… Daha iyi bir kombinasyon olamaz diye düşündü. Ne kadar yanıldığının farkında değildi.


Constantine ağır adımlarla kafeye doğru giderken kimsenin fark etmediği bir sebep yüzünden olduğu yerde durdu. Sağına döndüğünde boşlukta hiçbir şey göremiyordu ancak birisinin, bir şeyin varlığı onu rahatsız etmekteydi. Kafasının arkasında onu izleyen birisinden korkuyordu John. Hayatında ilk defa, boşverip kafeye dönmek yerine olduğu yerde durdu.

Otuzbirciler diye düşündü içinden, nasıl olurda fark etmezlerdi.

Kapısı açılan kafeden dışarıya çıkan Dick, boşluğa doğru bakarak yavaşça hareket etmeye başladı.

Dick: John?! Neredesin?

Bağırışlarına cevap bulamayan Dick, havada süzülen sigarayı eliyle tuttu. Boşluğa doğru bakarken birisinin onu izlediğinden rahatsız olarak hızlıca kafeye geri döndü.


Eski Arkham Akıl Hastanesinin alarmları son ses çalarken Tim Drake ve Harvey Dent yanyana bir şekilde özgürlüklerine doğru koşmaktalardı. Gotham Nehri hemen önlerinde görünüyordu, atlamalarıyla eski buhar tüneline girmeleri gerekiyordu. Planın en büyük sorunu ise Dent’in çatıya çıkarken şiddet aşığı bir gardiyanla karşılaşması olmuştu. Şimdi gardiyan iki kat aşağıda ölü bir şekilde yatıyordu. Tim, Dent’in ona seslendiğini duydu.

Dent: Eğil!
Tim: Ne?
Dent: Eğil, aptal!

Silah sesleriyle birlikte yere yığılan Tim Drake’e bakan Dent koşmayı bırakarak geri dönmeye başladı. Sıyırmış olmalı diyordu kendisine, sıyırmış olmalı.

Tim’i sırtına alan Harvey Dent zıpladığı gibi yere düştü. Hızlıca ayağa kalkarak etrafına bakan Dent, karşısında altın bir miğfer takan bir adam buldu. Artık Arkham’da olmadıklarını fark etti, altından duvarlara sahip bir odada durmakta olan Dent, hala taşımakta olduğu Tim Drake’i yavaşça yere bıraktı.

Yorgunluktan dizlerinin üstüne düşen Harvey Dent, karşısında parıldayan adamın uzattığı ele bakarak bekledi.

Dr Fate: Harvey Dent, ben Doktor Fate ve kader ikiniz için uzun bir hikaye yazdı.
Harvey: Peki o kim?

Harvey, Fate’in arkasında durmakta olan gölgeyi işaret etmekteydi. Tek eliyle baygın halde yatan Tim’i tutan Harvey gölgelerin arasından gelerek karşısına çıkan adamı görünce şaşırmıştı. Öldüğünü sandığı Floyd Lawton sırıtarak ona doğru bakıyordu.

Lawton: Ne o, Dent? Kuşlara mı aşık oldun?
Harvey: Kapa çeneni, Lawton.
Fate: İçeriye geçelim mi?


Gözlerini açan Jason Todd kendisini çarmıha gerilmiş bir şekilde buldu. Ellerindeki kurumuş kanlara bakarak suratını ekşiten Jason, etrafında neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Karşısındaki devasa tahttan başka görünürde bir şey yoktu. Kalbinin atışı çok sesli gelmeye başlamıştı. Tahtta oturmakta olan adam yavaşça ayağa kalkarak Jason’a doğru yürümeye başladı.

Adam: Söylese Jason… Ben kötü bir adam mıyım?
Jason: Siktir git.
Adam: Şimdi, neden öyle olmak zorundasın? Yaptıklarımı biliyorum Jason, Dünyanın En Kudretli Koruyucuları yok edildi. Çünkü ben öyle istedim!

Adamın sesi bulundukları odada yankı yaptı. Jason kafasını kaldırıp adamın suratına bakmak istemiyordu ancak adam adım adım bir şekilde ona doğru yaklaşmaktaydı.

Adam: Hayatta olanlara bak Jason. Onlar insanlar… Bir tane bile süper yok. Tabii, iki büyücü var ama yine de… İnsan.
Jason: Senin gibi mi?
Adam: Aynen öyle! Ben yaptıklarımı insanlığa olan sevgimden yaptım Jason. Bana yardım eden herkes, onların hepsi gitti. Joker? Two-Face? Riddler? Luthor? Hepsi ya idam edildi, ya da hapisteler.
Jason: Bu seni herkesten daha manyak yapıyor.

Adam, iki eliyle Jason’ı çenesinden tutarak kendisine bakmaya zorladı. Jason görmekte olduğu surat karşısında kafasını çevirmeye çalışsa da başarısız oldu. Kömür siyahında bir tene sahip olan adamın gözleri bembeyaz bir şekilde parlıyordu. Gülümseyen adam konuşmaya devam etti.

Adam: Bunu siz gelişin diye yaptım. Gökyüzünde gezen süper bir adama bel bağlamayın diye yaptım! Neden biliyor musun, Jason? Çünkü bir şey geliyor.
Jason: Ne?
Adam: Evet. Kötü bir şey geliyor, Jason. Umarım hazırsınızdır… Unutma, seni ben seçtim Jason. Hepinizi ben seçtim.

Jason bir anda kendisini apartmanında buldu. Ellerinde çarmıh izleri duruyordu, kanepesinde ise simsiyah bir leke.

DEVAM EDECEK.


(Berkay Küçük) #60

Part 2.

Donna yürüyordu. Kule’nin koridorları altın rengine bürünmüştü adeta. Kıpkırmızı bir ışık ise onun bembeyaz tenini aydınlatıyordu. Anlayamasada tüm bunların bir anlamı vardı. Kule zamanın geldiğini fısıldıyordu.

içeriden bir ses duyuldu.
-Sizi bekliyoruz prenses.
Donna: Artemis neden buradasın Kraliçe Hippolyta’yı Cennet Adasında kim koruyor.
Hippolyta: Demek yıllardır burada yaşıyorsun kızım. Burada olmamın ne anlama geldiğini biliyordun Donna.
Donna: Diana, kız kardeşim, nasıl, kim, inanamıyorum…
Terry ve bebeğimden sonra anne anne hazır değilim ben…
(Donna ağlamaya başlar.)
Şimşekler Titan kulesinin çevresini yakıp yıkmaktadır. Yaklaşmakta olanı müjdeliyorlardı adeta.

Hippolyta: Ellerini uzat Donna, Diana’nın emanetlerini büyük Hera adına sana uzatıyorum kızım. Belki biz seno yeterince eğitemedik cennet adasında ancak. Erkek egemen toplumda sen yepyeni bir aile edindin. Sen ve dostların ustalarınızın emanetlerini ve temsil ettikleri değerleri üstlendiniz. Davamız artık senin davan Donna.

^Ekran açılır^
Çok güzel görünüyorsun Donna.
(Donna’nın gözleri dolar)
-Diana cevap ver bana. Savaşı kazanmadan Olympos’a ulaşmadın değil mi? İnsanlık tarihinin en büyük savaşcısı insanlarını korurken öldü.
-Beni çok iyi tanıyorsun benim Harika Kadınım. Ben her zaman seninle olacağım. Bunu unutma üzerindeki zırh üzerinde olduğu sürece seninle omuz omuza savaşacağım.
^Ekran kapanır.^

Donna etrafına baktığında Artemis ve Hippolyta çoktan gitmiştir. Kyle yaklaşır…
Kyle:Beni affet prenses Diana ile omuz omuza savaş meydanında ölmeme izin vermediler. Wally ve ben yaşamak zorunda bırakıldık.
(aniden bir ses yükselir…)
-Sizin savaşınız bugün başlayacak.


(halı, kilim, travel) #61

Daily Bugle - New York City Midtown Lisesi birinci sınıf öğrencileri New York Atom Araştırmaları Merkezine düzenlenen okul gezisinde, yapılan deneyi yakından izlemeleri için insandan arındırılması gereken alana sokuldu. Geziden dönen öğrencilerin radyasyon hastalığı şüphesiyle apar topar hastaneye kaldırıldılıp karantina altına alındığı öğrenildi. İhmalkar okul müdürü, Fizik öğretmeni ve Kurum çalışanları sabah saatlerinde gözaltına alınarak savcılığa getirildi. Verdikleri ifadede çok pişman olduklarını belirten şüpheliler, eğitime katkı sağlamaya çalıştıklarını söylediler.

Müşahede altındaki öğrencilerden P. P. (15)’nin deney sırasında yüksek dozda gama radyasyona maruz kalan zehirli bir örümcek tarafından ısırıldığı anlaşıldı. Öğrencinin hayati tehlikesi sürüyor.