Write Your Own - Kendin Yaz


(Berkay Küçük) #62

-Eşin senden gerçekten nefret ediyor olmalı Harper. Hangi deli kızını göremediği için eşinin peşine bir ninja ordusu yollar.
-Saçmalama Mia, biz evli değiliz. Chesire anlaşılan oyun oynamayı özlemiş. Mia! SAAT 15 YONUNDE

Mia, Roy gözünü açıp kapayana kadar çoktan hedefini vurmuştur. Hemde gözlerini Roy’dan ayırmadan yapmıştır bunu.

-Vay canına epey yol katetmişsin.
-0.72 saniye, bunun ne anlama geldiğini biliyorsun.

Roy Mia’nın arkasındaki kansızı fark eder.

-Eğil Mia
~derin sessizlik…~
Roy: Hey Mia bunu görmek isteyebilirsin.
Mia: İsa adına 0.68 saniye mi? Oliver bile bu kadar hızlı bir atış yapmamıştır.

bir gün sonra…

Sıra Roy’dadır. Kule’nin karanlık koridorlarında dostlarını aramaktadır. Koridorda yankılanan sesler Roy için oldukça tanıdıktır.

Oliver:Kırmızı kostüm yakıştı ufaklık
Roy:Robin’in kostümünden kesinlikle daha kaliteli.
Oliver:Speedy, ilk görevine çıkmaya hazır mısın?
Dinah: Speedy mi? Hadi ama Oliver bırak Roy kendine bir isim bulsun.
Oliver: Roy beğenmişe benziyor.
(Roy çaresizce ölü taklidi yapmaktadır.
Dinah: Roy’u ne zaman tanımaya başlayacaksın acaba.
(üçu gülümserler…)
-Onaylanmıştır. Suçlu savaşımıza hoş geldin evlat!

Roy sinirlenmiştir. Karşısında duran yemyeşil odaya girer.
-Nasıl bir komedi peşindesin sen Garfield?

Ekran açılır.
Karşısındaki ekranda Oliver ve Dinah ona gururla bakmaktadır.

-Roy, Speedy …
~Roy şiddetle bağırır.~

siktir Oliver sen Speedy’yi yıllar önce öldürdün.
-Bana küfürler saydırdığını biliyorum Roy, bu günden itibaren kimse sana ne Speedy ne de Arsenal diyecek. Bırakta ortağıma rahatça veda edeyim.
Roy: Neden bahsediyorsun sen?
Oliver ve Dinah: Duydukların doğru Green Arrow.
Roy: Beni delirtmeye mi çalışıyorsunuz?
Oliver: Yaşadığımız onca şeye rağmen her gün seninle gurur duydum evlat. Bugün elinde sonunda gelecekti bunun farkındaydım.
Roy: Oliver, ciddi olamazsınız.
Dinah: Star City sen varken güvende olacak. Conner ve Mia sen varken yalnız kalmayacaklar. Sen ve Titans artık birer Justice League üyesisiniz. Zamanı gelmişti.
Seninle gurur duyuyorum Roy.
Oliver: İyi şanslar evlat.
ekran kapanır…
Roy karşısında Oliver’ın kostümünün kırmızısını bulur.
Roy: Beni tanıyorsun yaşlı adam.

Geriye sadece Nightwing kalmıştır. En büyük korkusuyla 2. kez yüzleşeceğinden habersizdir…

Devamı gelecek…

Eleştirilerinizi, önerilerinizi bekliyorum. Başlığı canlandırmanızı umuyorum. Umarım beğenmişsinizdir.


(Oneironaut) #63

Takip ediyorum ben, ikiniz de güzel gidiyorsunuz.

Final dönemi bittiğinde Spidey’li + direnişli bir one shot atmayı düşünüyorum.

KLAVYEM.


(Umur) #64
Dördüncü Sayı

Saat 06:16

Güneşin doğuşunu Gotham Şehri’nin en uç noktalarından bile görebildiğimiz bu günde, uykusuz bir çift gözle kaleme sarıldım. Kan ağlayan yüreğim ne yazık ki bu dünya için iyi bir gelecek göremiyor, özür dilemek istiyorum ancak onun için bile bir güç bulamamaktayım. Sözlerimi duyun Gotham Şehri, kötü bir şey geliyor hissedebiliyorum.

Bizi koruyacak bir yarasanın bile kalmadığı bu karanlık günlerde geliyor, umut yok. Her şey kaybedildi.

Sevgilerle,
Dostunuz Damian Wayne.


Robbinsville’de ucuz kiraları olan küçük bir apartmanın beşinci katında bu cümleler kağıda alındığında herkes on senedir beklediği haberi almak üzereydi. Yıkılmış Damien Wayne, kalemini bırakarak kırmızı gözleri ve titreyen elleriyle zar zor tuttuğu ilmiği boğazına geçirdi.

Cesedin bulunması iki hafta sürecekti, mektubun halkın eline ulaşması ise ondan bir hafta sonra olacaktı. Halk yirmi üç yaşındaki gencin sözlerini dikkate almadan devam edecek, onun hakkında konuşurken en azından acı çekmiyor diyeceklerdi.


Jason cenazede etrafına bakıp durmaktaydı. Hiç kimse gelmiyordu, ona doğru bakan yaşlı papaza kafasıyla işaret ettikten sonra tek başına kardeşini gömdü. Mezarın yanına otururken cebindeki son metelikle yaptırdığı taşa uzun uzun baktı.

Damian Wayne
Fedakar Oğul ve Kardeş
Muazzam Robin

Sigarasını yakan Jason, ellerindeki çarmıh izlerine bakarken ağlamaya başladı. Kendisini durduramadan ağladı, yağmur yağarken içinden tek bir şey diledi. Kendi ekstra hayatının Damian’a verilmesini. Yukarıda dinleyen birisinin olup olmadığını bilmeden yaptı bunu ama bir önemi yoktu… Uzun zamandır dinleyen hiç kimse yoktu.

Jason ona doğru uzatılan eli fark ettiğinde gözlerini silmekle uğraşmadı, karşısındaki kişiye sarılarak yere yığıldı sadece. Uzun zamandır birbirlerini görmeyen ikiliden geç kalan, ceketinin cebinde durmakta olan viskiyi çıkararak Jason’a uzattı.

Roy: Geç kaldık değil mi? Bir şeyler yapabilirdik.
Jason: Biliyorum, Roy.
Roy: Oliver da burada olur diye düşünmüştüm.
Jason: Neden?
Roy: Herkesi topluyordu. Sana gelmedi mi?
Jason: Hayır dedim.
Roy: İyi yapmışsın. Senin ölümünü de izleyemem.

Aradaki geçmişi kapatmaya çalışan ikili, akıllarını ölü kardeşlerinden uzaklaştırmaya çalışırken yanlarında durmakta olan adamı fark etmemişlerdi. Adam onlara adım adım yaklaşırken kafasını kaldıran Jason, gördüğü yüz karşısında şaşırarak tepkisizce kalmıştı.

Roy: John… John Stewart?
John: Merhaba, çocuklar. Birisini daha kaybetmişiz gibi görünüyor.
Jason: Senin öldüğünü sanıyordum…
John: Hayır… Savaştan sonra, Hal öldükten sonra… Yüzük beni bıraktı, on sene boyunca, Detroit’te kendimi suçluyordum. Kendime sinirleniyordum. Sonra kapımın çalındığını duydum.

John kendisini yavaşça mezarın önüne atarak oturdu. Yorgun görünüyordu, güçsüz…

John: Küçük bir kızdı. Yardım istiyordu, babası bir kaza geçirmişti. Bir kamyonun altına girmişti. Ağlıyordu, bana bakıp yeşil ol diye bağırıyordu. Yapamadım… Suratına kapıyı kapattım, sonra bir ses duydum.

İki genç alkolünde etkisiyle büyülenmiş bir şekilde anlatılan hikayeyi dinlemekteydi.

John: Kapıyı açmaya utandım, camdan dışarıya baktım. Tırı kaldırmaya çalışan bir genç vardı, Damian Wayne… Yarasanın Oğlu. Adamı kurtardı, kapıma geldi. Yardımımı istedi, yüzüğümü geri alabileceğimi söyledi. Kötü bir şey geliyor dedi.

Jason, gözlerinden akan yaşlarla iki gün önce duyduğu sözleri hatırladı. Kötü bir şey geliyor, Jason.

John: Hayır dedim. Ve şimdi… Söylemeye çalıştığım şey, geri döndüm. Hiçbirinizi yarı yolda bırakmayacağım, o adamdan korkmuyorum! Onlardan…

Yeşil bir yüzüğün gökyüzünden uçarak gelmesiyle konuşma yarıda kesildi.

Dünya’dan John Stewart, seçildin. Büyük korkuları aşma gücüne sahipsin…


John Constantine gözlerini simsiyah uzay boşluğunda açtığında hayatta olduğuna şaşırarak nefes nefese bir şekilde yere düştü. Görünmez bir güç alanının içinde olduğunu düşünen John, uzaklardaki Dünya’yı görebiliyordu. Ona doğru yürümekte olan bir gölgeyi fark etti. Biraz önce hissettiği varlığın kendisiydi. Ona adım adım yaklaşan kişinin metalden olan vücudu Güneş’in ışığıyla parlamaktaydı.

John: Kimsin sen?
Adam: Fark eder mi, John Constantine?
John: Etmeli! Bana kim olduğunu söyle, yoksa ikimizi de öldürürüm.
Adam: Tamam, büyücü. Benim adım Francesco, arkadaşlarım bana Ford der.

DEVAM EDECEK.

Not: Anlayanlar anlamayanlara anlatabilir. Veya anlamayanlar finali bekleyebilir :smile: Küçük bir crossover ile başladı evrenim.


(Berkay Küçük) #65

Hikayenin geçtiği evren pre 52 mi rebirth mü ?
Bu arada baya döktürüyorsun okurken baya etkilendim şu ana kadar. Umarım uzun bir seri olur. Ellerine sağlık


(Umur) #66

Hikayenin geleceğiyle ilgili çok detay vermeden Pre 52 diyeyim ama kafanda sorular olabilir. Olursa çok takılma finali bekle veya mesaj at oradan konuşalım.

Teşekkürler. :smile:


(Berkay Küçük) #67

Damian’ın cenazesinde Jon’u görmek isterdim.Ancak pre 52 yazıyorsan zaten bu mümkün değil.


(Umur) #68

Pre 52 yazmasam da mümkün değil. Çünkü ismi verilmeyen adam, Jason’a insan olmayan herkesi öldürdüğünü söylemişti.


(Berkay Küçük) #69

Ama Jon yarı insan.:cry::cry::cry::cry::cry::cry:
Damian’ın kollarında öldüğü bir prequel istiyorum evsiz duy sesimi.


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #70

Sanırım Spiderman meselesinden önce Dr.Pym ile başka bir kişi arasında bir diyalog yazacağım.


(Fransuva'nın Ayranı) #71

Öbür başlıkla crossover mı yaptın bana mı öyle geldi ?


(Berkay Küçük) #72
  1. Planım bir Ant-Man ve Wasp öyküsü yazmaktı aslında ancak senin hikayeni okumak eminim çok daha hoşuma gider.

(Umur) #73

Merak etmedim değil.

Sonda dediğim şey bu işte anlayanlar anlamayanlara anlatır isterse diye :smile: Sadece minik bir crossover değil aslında bir önceki sayıya geri dönünce biraz belli etmiştim öbür başlıktan birisi şuan bu evrendeydi zaten, üstüne bir de @FordPrefect geldi :smile:


(Fransuva'nın Ayranı) #74

Da Vinci tarafından yapılmış depresif robot en sevdiğim.


(Umur) #75

John Constantine’e laf sokuyor. Of… Crossover’a bak.


(Fransuva'nın Ayranı) #76

John Constantine VS. @FordPrefect


(Berk Ökten) #77

Infinity War spoilerı içerir

Ve Thanos yaralı Tony Stark’a bakıp “İşim bittiğinde insanlığın yarısı hala yaşamaya devam edecek, umarım seni hatırlarlar Stark.” deyip sol yumruğunu bir kez daha sıkmıştı ki Dr. Strange, Stark’ı kurtarmak için zaman taşını Thanos’a verdi. Son taşı almak için Wakanda savaşına doğru gitmeye hazırlanan Thanos beliren bir portalla şaşırmıştı. Portal kapandıktan sonra yere sert bir şey düştüğünden herkes emindi yükselmiş turuncu tozdan kimse bir şey göremiyordu. Gizemli kahraman “ASSHOLE!” diye bağırıp Thanos’un üstüne atladı ve suratında her yeri çizmeye başladı. Dikkatini tekrar toparlayan Dr. Strange var gücüyle Thanos’un yumruğunu sıkmasını engelliyor, kimliği bilinmeyen kahraman ise onu gerçekten doğduğuna pişman ediyordu. Sonunda iyice sersemleyen Thanos’un kolunu kesmek için fırsatını yakalayan Tony ark reaktörün tüm gücünü kullanıp zırhını yok ederek saldırdı ve başardı. Patlamadan geriye Thanos’un cesedi ve tek bir soru kalmıştı. Tony Stark pelerininin ardından görünmeyen kahramana dönüp “Sen de kimsin?” diye sordu. Gizemli kahraman dönüp “I. Am. The. KÜÜĞN.” deyip infinity gauntlet’ı çalarak portalına atlayıp kayboldu.


(Ege) #78

Zamanında şöyle bir şey yazmıştım. 3 sene olmuş. Belki devam ederim. Dört bölüm yazmışım üç sene önce, bu ilki.

Gotham şehrini gösteren bir video eşliğinde spiker konuşur.

Spiker: Gotham tarihinde hiç olmadığı kadar güvenli. Sokaklarda suç kol gezmiyor, hırsızlık, kapkaççılık, organize suç dünya tarihinin en düşük seviyesinde. En azılı suçlular bile kabuklarına çekildiler. Normal suçluların yanı sıra Joker, Poison Ivy, Mr. Freeze, Penguin’in hiçbiri yok, ayrıca artık şehirde bir mafya olmadığı da GCPD’nin notları arasında. Bunu kime mi borçluyuz? Elbette GCPD’nin de büyük katkısı var ancak bütün şehri uyandıran ve şaha kaldıran Batman en büyük etken. Gotham halkı Batman’e kesinlikle bir teşekk-

Bir anda bir televizyon kapanır. Loş bir odadayız, televizyonu kapatan Mr. Freeze’dir. Televizyonun yanında ayakta duruyordur.

Mr. Freeze: Yeter artık, buna dayanamıyorum! Korkmuşuz ha! Ortaya çıkalım da görsünler.

Freeze kapıya yönelir.

Penguin: Dur Freeze, bu şekilde, plansız gidersen başaramazsın. Bunu kaç kez gördük. Belki yakalanabilirsin bile.

Penguin bir koltukta bacak bacak üstüne atmış şekilde oturuyordur ancak kilosundan ötürü bu oturuş onu rahatsız bir konuma sokmuştur. Alnından terler süzülürken purosunu ağzına götürür, tam o sırada Freeze öfkeli bir şekilde bakar Penguin’e.

Mr. Freeze: Bu sefer farklı olacak! O yarasanın kafasını bu kez ezeceğim! Bu gece bizim için büyük bir gece olacak! Yeniden yükseliş gecesi!

Freeze kapıyı açar ve sertçe kapatır gider.

1 SAAT SONRA

GCPD bir bankanın önündedir. GCPD’nin başı Jim Gordon da oradadır. Büyük bir telaş vardır, bankanın etrafı polis arabalarıyla sarılmıştır.

Jim Gordon: 20 dakika oldu! Onu gören yok mu hala!

Gordon telaşlıdır, kimseden bir yanıt alamaz. Onun bu gergin ve öfkeli hali herkesi korkutur. Gordon öfkelenince başka bir adam oluyordu.

Jim Gordon: Tamam, içeriye 5 dakika içerisinde dalıyoruz ama önce Freeze’i son kez uyaracağım. Bana bir hoparlör verin.

Hoparlör verirler.

Jim Gordon: Freeze-

Birden cam kırılır ve Freeze düşer. Freeze hareketsizdir. Polisler hemen ona nişan alır. O sırada yukarıdan pelerini açık bir şekilde Batman iner.

Jim Gordon: 20 dakika geç kaldın! Eskiden böyle değildin! Antremansızlık ve rekabetsizlik sana yaramadı ha?

Batman: Benim de özel bir hayatım var, hatırla!

Batman ok-silahını çıkarır, yukarıya nişan alır ve ateşler, ardından yukarıya doğru çıkar ve gecenin karanlığında kaybolur. O sırada Mr. Freeze hareket eder.

Jim Gordon: Tutuklusun!

Mr. Freeze güler.

Mr. Freeze: Unuttun mu, yaşamam için bu kostüm bana gerek ve bu bende oldukça asla başaramayacaksınız.

Jim Gordon: Aslında başardık. Bu sefer cezan hapis değil idam!

Mr. Freeze: Ne! Bu canilik!

Jim Gordon: Yaptıklarının cezası bu. Alın onu.

Polisler kıyafetinden çıkarırlar Freeze’i. Aslında kendisin çok zayıf olduğunu görürler, bir de yaşlı sayılabileceğini, halbuki hastalığı onu bu duruma getirmiştir. Freeze bağırırken onu götürürler. Jim Gordon ise ay ışığının altında bir başarılı operasyonun daha olmasından keyiflidir.


Spiker: Geçtiğimiz gün Gotham’ın suç oranının dünya tarihinin en düşük yüzdesinde olduğunu söyledik. Bunun ardından Mr. Freeze uzun süre sonra ortaya çıktı ancak başarılı olamadı, şehrin kahramanı Batman bir kez daha şehri kurtardı. Mr. Freeze ise idama mahkum edildi ve bu sabah hayatını kaybetti. Gerçek adı Victor Fries olan Freeze, kötü adam kıyafeti olmadan yaşayamıyordu. İnfazından önce ölmesinden dolayı mahkemesi görülemese de Gotham Mahkemesi bir bildiri yayınladı, bu bildiride artık kötü adamların ya müebbet ya da idam alacağı söylendi, ancak kendilerini teslim ederlerse-

Televizyon yine kapatılır. Kapatan uzun bir masanın kenarında, televizyona yakın oturan Penguin’dir.

Penguin: Ona bunu yapmaması gerektiğini söyledim. Ama beni dinlemedi ve yaptı! İşte şimdi o burada yok, yani bu dünyada.

Masanın başında Mario Falcone oturmaktadır. Kendisi hayatını kaybeden mafya babası Carmine Falcone’nin üç çocuğundan birisidir.

Mario Falcone: Baylar, burada bulunma nedenimiz belli. Yıllar önce, babam zirvedeyken bu şehirde suç üst düzeydi. Devlet ve diğer insanlar için kötü olsa da bizim için mükemmeldi. İstediğimizi istediğimiz zaman, istediğimiz şekilde yapardık. Ya şimdi? Şimdi hiçbir şey yapamıyoruz ve nedeni belli, Batman. O ortaya çıktığından beri suç güç kaybetti ve şu an… Doğruyu söylemem gerekirse suç yok. Batman suçu yok etti ve sıra suçlulara geldi. Eğer Freeze gibi olmak istemiyorsanız acilen bir şey yapmamız lazım, ama öfke değil, bir planla.

Sofia Falcone(Mario’nun kız kardeşi): Onu hemen öldürelim!

Evet sesleri gelir.

Mario Falcone: Peki ama nasıl?

The Riddler: Onu öldüremezsiniz.

Sofia Falcone: Nedenmiş o komik adam?

The Riddler: Burada soruları ben sorarım canım… (gülümser) Geçmişte olup, artık olmayan ama herkesin bahsettiği şey nedir?

Penguin: Dinazorlar?

Herkes güler. Riddler gülümser.

The Riddler: Bu bir-

Joker: Bir efsane!

Herkes ona döner ve kuşkulu bakar. Riddler güler.

The Riddler: Evet doğru.

Joker: Eğer onu öldürürsek Gotham bizden intikam ister ve bu olası bir sonu daha da hızlandırır, yani bizim için bir sonu. Bunu bir çok sefer gördük. Arrow ,Deadshot tarafından öldürüldüğünde 2 güne kalmadan yakalandı. Tabiki Deadshot bir perdeydi, perdenin arkasındakileri de buldular ve söyleyin şimdi ARGUS’a ne oldu? Yoklar! Yapmamız gereken şey Batman’i efsanesiyle beraber kazımak!

Poison Ivy: Peki bu nasıl olacak?

Penguin: Batman’i insanlarıyla karşılaştıralım! Onu kötü gibi gösterelim!

Joker: Çok basit bir fikir. Penguin, yıllar geçtikçe formundan düştün! Batman’in Gotham’a sırtını dönmesini sağlayacağız!

Mario Falcone şaşırır.

Mario Falcone: Bu nasıl olacak? O asla bunu yapmaz, hayatını feda eder ama bunu yapmaz.

Joker: Öncelikle bu planın lideri benim, bana tam anlamıyla biat edeceksiniz anlaşıldı mı?

Uğultu oluşur. Eski mafya babaları kimseye boyun eğmeyeceklerini bağırır, Joker bu sesten sıkılmıştır. Birden Bane elini masaya vurur, masanın bir ayağı kırılır, masa yamulur, sessizlik olur.

Bane: Bırakın da planı anlatsın.

Joker: Bane yanlış anlama, aralarında en aptal görünüp en zeki olan sensin!

Uğuldama olacakken Bane masaya tekme atar, herkes susar.

Joker: Onu Gotham’dan yollayacağız.

Scarecrow: Nereye?

Joker: Siz dinlemeyi bilmez misiniz? Susmaz mısınız?! Ah… Onu başka bir evrene yollacağız.

Sessizlik kaplar odayı.

Penguin: Bu mümkün mü?

Joker: Evet. Bunu yapabilecek bir arkadaşımı tanıyorum, Batman ve Superman’e karşı dövüşmüştük onunla. Oldukça zeki bir adam açıkçası, güçlü ve hırslı. Eminim o da bunu isteyecektir, çünkü Batman olmadan Superman zayıflayacak ve biz de ona yardım edebileceğiz!

Mario Falcone: Bu fikir makul geldi. Onaylayanlar?

Herkes el kaldırır.

Mario Falcone: Onaylandı.

Joker sinsice gülümser.


Masada Bruce Wayne, Rachel, Alfred Pennyworth, Jim Gordon vardır. Yemek yiyorlardır. Gülüşüyorlardır.

Bruce Wayne: Keşke annem ve babam da Gotham’ı bu şekilde görebilselerdi. Güvenli, sakin ve modern.

Bir sessizlik olur.

Jim Gordon: Emin ol yukarıdan izliyorlar.

Alfred Pennyworth: Hem de mutlulukla. Bu şehire en çok hizmet eden kişilerdensiniz efendim, tabi Batman ile beraber.

Hepsi birbirine bakar ve gülerler. Bruce kadeh kaldırır.

Bruce Wayne: Daha parlak bir geleceğe!

Hepsi kadeh kaldırıp içerler. Onları görürken Joker’in sesi arkadan gelir.

Joker: Gotham’ı terk edecek, insanlar onu özleyecek ama gelse bile istemeyecekler çünkü onu hain ilan edecekler. Ona küfür edecekler, onun heykeline taş atacaklar, onunla ilgili her şeyi yıkıp yok ederken olan tüm kaosta yeni bir kahraman yaratacağız, bizden birisi. Gotham’ın güvenini kazanacak ve biz de Gotham’ı sömüreceğiz!

Onlar yemek yerken kötü adamların kahkahaları gelir. Onlar bu planlardan habersiz akşam yemeklerine devam ederler.

BÖLÜM BİRİN SONU


(Gazi Audomarus Fridia DCLXVI PFVV Pipinpadaloxicopolis the First) #79

Diyalog

“Varoluş amacım nedir Dr.Pym?”

Dr. Henry Pym dalgın bir şekilde elindeki mekanizmayı inceliyordu, arkasından gelen beklenmedik soru karşısında gülümsedi “Bunu gayet iyi bildiğini zannediyorum”.

“Elbette zannınız doğru Dr. Pym. Fakat düşüncelerimi organize edebilmek ve yerli yerine oturtabilmek için sahip olduğumu düşündüğüm bilgilere sahip olan başka biriyle etkileşime girmek mantıklı olur diye düşündüm. Sonuçta beni insan beyni üzerine modellediniz.”

Pym çenesini sıvazladı “Öyleyse sanırım sorunu şöyle cevaplamalıyım: ‘Senin amacın şiddeti ve kaosu* barışçıl yollardan bitirmek ve düzeni muhafaza etmek’”

“Doğru. Peki, entropinin düzenin zıttı olduğunu söyleyebilir miyiz?”

“Bu bakış açısının doğruluğundan kesin olarak emin değilim, sonuçta entropi daha spesifik bir şey.” Pym duraksadı “Ama sanırım evet, en azından böyle bir iddiada bulunabiliriz.”

Metalik vücut Henry Pym’e doğru birkaç adım attı ve neredeyse yüz yüze geldi. Tabi sahip olduğu şeye yüz denebilirse “Bunu göz önünde bulundurarak, merak ediyorum Dr.Pym, hayat nedir?”.

“Bu çok zor bir soru Ultron, bizzat hayat bilimi olan biyoloji bile buna kesin bir cevap vermedi.”

Ultron kafasını Pym’e doğru eğdi “Biyolojinin değil, sizin gibi bir fizikçinin tanımını soruyorum. Elbette sizi sadece bilimin tek bir disipliniyle sınırlamak istemem ama.”.

Dr. Pym masanın üstündeki birkaç şeyi kaydırıp oturdu ve birkaç saniye sessiz kaldı “Hayatı entropiye karşı bir mücadele olarak tanımlayabiliriz sanırım. Veya negatif entropiden beslenen bir proses.”

“Bu durumda…” Ultron da bir an duraksadı ve Dr.Pym’in gözlerine baktı “Hayat entropiyi azaltmış mı oluyor? Yani doğal süreç termodinamik yasalarının aksine düzene doğru mu evrildi?”

Henry Pym güldü “Hayır elbette değil, hayat negatif entropiden besleniyor ve enternal entropisini düşük tutuyor ama aslında ortaya çıkardığı çıktı entropi, hayat düzeni yiyip düzensizlik veriyor. Mesela otları yiyen bir ineğin dışkısı yediği otlardan daha yüksek bir entropiye sahip ve hatta uzun vadeli düşünürsek bu global ve hatta evrensel bir çizgide oluyor.”

Ultron yüzünü Pym’e daha fazla yaklaştırdı. Artık tam anlamıyla “yüz” yüzeydiler “Tuhaf (Peculiar), değil mi? Benden düzeni korumamı istiyorsunuz oysa ikimizin de varlığı düzenin bir tehdidi, ikimiz de evrenin kaos ve düzensizliğe sürüklenmesine neden oluyoruz. Öyleyse, biz nasıl düzeni koruyabiliriz?”

Hank Pym endişeli bir yüzle Ultron’a baktı “Ultron, nasıl böyle bir şey düşünebilirsin?” belli bir süre tereddütle robota ve Pym Parçacıklarını harekete geçirecek olan kemerine baktı. Eli her an tetikteydi, sonra elini rahatlattı ve Ultron ile bulundukları artık garip olmaya başlayan durumdan çıkarak derin bir nefes aldı “Fiziksel düzen, bahsi geçen düzen değil, heck, Fiziğin kendisi bile kendi hâlinde fiziksel düzenin düşmanı, zaten hayatı var eden de bu aynı Fizik yasaları. Hayır, önemli olan düzen, barış. Biz, evrenin hisseden parçalarıyız, biz evrenin maneviyatıyız, biz onun duyusal ve düşünsel organlarıyız, sanırım sen de öylesin. Önemli olan, senin için de, benim için de, bu düşünsel ve duyusal prosesi, şiddet gibi ilkel hareketlerden arı ve üstün bir tutum sergileyerek muhafaza etmek. Ultron bu yüzden var.” başını aşağı eğdi ve düşünceli bir şekilde “Ant-Man bunun için var. Amacımız bu, anlamlı olan tek hareket de bu. Zaten biliyor olman gerekir?”

Ultron başını dikleştirdi “Biliyorum, dediğim gibi, zihnimi insan beyni üzerinden tasarladınız, düşüncelerimi oturtmam için bir… …düşünce deneyine ihtiyacım vardı.”

Pym Ultron’un yüzüne gülümseyerek baktı “Sorun değil. Ama şimdi Janet’in yanına gitmeliyim, ona bir konuşma borçluyum.”

*Bu metinde kaos kelimesi “disorder”, “düzensizlik” veya düzenin yokluğu olarak, düzenin zıttı olarak kullanıldı. Zira metni kafamda aslen İngilizce düşündüm. Bu şekilde okursanız Ultron’un entropiyi bir bakıma kaos ile ilişkilendirmesi daha makul gelebilir.


Açık Uçlu Sorularınız 📋
(Volkan Şahin ) #80

@FordPrefect ile yaptığımız istişareler her ne kadar moral bozucu, depresif bir havada sürse de, sonuca ulaşıyoruz.

Bir Maceranın Horultusu

-Zaphod!
-Ha? Ha, ne?

Rehber’in önsözünü okurken uyuyakalan Zaphod, Ford’un köprüden seslenmesiyle yerinden sıçrayarak uyandı. Sıçrama anında kafaları birbirine çarptı.

-Lanet olsun Ford, dürtükleyerek uyandırmaya ne oldu?
-Yanına gelmeye üşendim. N’apıyorsun sen ?
-Ne demek n’apıyorum? Bir şeyler okuyorum işte. Bilirsin, araştırma yaparken bir şeyler okuman gerekir. Bunun için özel gözlüklerim bile var.

Zaphod parıltılı gözlüklerini havada döndürerek gösterdi. Ford’tan belli belirsiz bir kikirdeme duyuldu.

-Güldün mü sen?
-Yok canım. Sen, araştırma yapmak, bir şeyler okumak… Garip bir üçlü. Neyse, okumana biraz ara ver, kitap kurdu! Bunu söylediğime çok pişman olacağım ama yardımına ihtiyacım olabilir.

Zaphod önündeki sıkıcı kağıtlara baktı, o sırada soldaki kafası esneyip gözlerini kırpıştırdı. Sağ kafasındaki gözlerini Ford’a dikti, sol kafa hala mayışık hareketler yapıyordu.

-Bu kağıtlar önemli Ford. Hem de tahmin edemeyeceğin kadar. Şu an tamamen, bütün zerrelerimle buna odaklanmış durumdayım ve hiçbir şey beni araştırmamdan alıkoyamaz. Öğle yemeği dışında, yemek ister misin?
-Hmm…
-Ah, anlıyorum. Merak ettin değil mi? Zaphod’un muhteşem, dahiyane yeni araştırmasını öylesine duymak istiyorsun ki yemek lafını işitmedin bile.
-Hayır, sadece tokum…
-Öf! Tamam, tamam. Sana söyleyeceğim. Pan Galaktik Gargara Bombası’na eklenecek yeni malzemeler arıyorum. Artık…
-Bunu istediğimi sanmıyorum Zaphod. Yardıma ihtiyacım var.
-Sus da dinle, hıyar herif. Ne diyordum? Heh! Artık içtiğimde karaciğerim ağrımıyor, o tatlı tatlı yanan acıyı özledim. Tekgöz Phaelis bana aradığım şeyin bu kağıtlarda olduğunu söyledi.
-Tekgöz Phaelis, 838 gözü olan ve hayattaki tek amacı Evren’deki herkese şaka yapmak olan bir hergele. Geçen seferi unuttun mu?
-Bunu defalarca kez söyledim, Sessiz Çığlık Savaşı olayında sarhoşluğumdan faydalandı.
-Sen hep sarhoşsun.
-Bu doğru değil. Ben çoğunlukla sarhoşum. Evrenin hiçbir yerinde “çoğunlukla” ile “hep” aynı anlama gelmez. Gördüğün gibi yine haklıyım.
-Peki, bu sefer de sarhoş muydun?
-Konumuz bu değil Ford.

Konu tam olarak buydu. Çünkü Zaphod, Tekgöz Phaelis’in yanında son kez sarhoş olduğunda birlikte Sessiz Çığlık Savaşı’na sebep olmuşlardı. Her şey, Tekgöz Phaelis’in Sahathea gezegenindeki şiir çekişmesinin ne kadar güzel olduğunu ve bu şiirleri ömründe bir kez duyanın başka bir şey duymak istemeyeceğini söylemesiyle başladı. Zaphod, hiçbir şeyin kendi sesinin tınısından daha güzel olamayacağını iddia etti ve oracıkta şarkıya başlayarak birkaç kulak iltihabına neden oldu. Tekgöz Phaelis, oraya gitmeyi teklif etti. Zaphod ise aracı kendisinin kullanacağını söyledi. Oraya vardıklarında yalnızca temel seviyede sürrealizm içeren ve yüzden doksanlık bir oranla dizelerinin herhangi birinde “sessiz çığlıklar” kelimesini içeren şiirlerle karşılaştılar. Zaphod, kahkahalarla güldü; kendini yerlere attı, şiirlerin çok kötü olduğunu söyledi. Şiirini okumakta olan büyük usta, bu söz üzerine durdu ve bunu kimin söylediğini sordu. Zaphod dalga geçercesine “Elbette, nehrin karşısındaki yeşil adam söyledi.” dedi. Şansa bakın ki gerçekten de nehrin karşısında bir yeşil adam vardı ve o, büyük ustanın en büyük rakibiydi. Büyük usta, hışımla orayı terk etti ve şafakta, bütün kuvvetleriyle nehrin karşısına saldırdı. Gün sonunda, ortada yalnızca sessiz bir çığlık kalmıştı.

-Bu kağıtlar bana o harika duyguyu tekrar yaşatabilir. Ama bir sıkıntı var…

Ford cevap vermedi, o sırada yavaş adımlarla yürüyüp gördüğü her şeye dokunmakla meşguldü. Her dokunuşunda yüz ifadesi değişmekteydi; şaşkın, mutlu, üzüntülü…

-Sen beni dinliyor musun? dedi, Zaphod sitemkar bir şekilde.
-Maalesef. Asıl soru, sen beni dinleyecek misin?
-Belki sonra, yeterince sarhoş olduğumda. Bu kağıtlar Rehber’in evrene saçılıp gizlenmiş önsözünün sadece ilk paragrafı.
-Önsöz mü? Sen bunu nereden buldun?
-Budala herif, dedi sağ kafasındaki salyalı ağzı gülerek, Galaktik İmparatorluk Hükümeti Başkanı ile konuştuğunu unutuyorsun. Başkanlık yetkilerimi kullanarak kayıtlara ulaştım. Hiç zorluk çıkarmadılar.
-Sen şimdi bana, hala başkanlık yetkilerini kullanabildiğini mi söylüyorsun? Yaptığın onca şeyden sonra?
-Eh, siyaset böyledir, yakalanmadığın sürece masumsundur. Bazen geçmişi arkamızda bırakmamız gerekir değil mi? Cevap verme, diyerek ağzını açan Ford’u susturdu. Senin tüysüz maymun nerede?
-Dent mi?
-Sen ona öyle mi sesleniyorsun? Neyse, onu da çağır, ona bile ihtiyacımız var.


(Umur) #81
Beşinci Sayı

John Constantine, cebindeki sigarayı çıkarırken sinirlendiğini hissediyordu. Ağzına koyduğu sigarayı yakan robot karşısında durmaktaydı. John, sinirli gözleriyle robota bakmaktaydı. Kimse konuşmadı. Konuşmalarına gerek yoktu, iki taraf da haksız olanın kim olduğunu biliyordu.


Lucifer: Yani gitti mi?
Dick: Hayır. Bu, John Constantine… Sigarasını bitirmeden gitmezdi.
Lucifer: Peki, neyi bekliyoruz?

Dick sessizce yutkunarak beklemeye devam etti. Lucifer gülümsemeye başlamıştı.

Lucifer: Korkuyor musun?
Dick: Biraz.
Gordon: Ne oluyor?
Lucifer: Önemli bir şey değil, Gordon. Arkadaşımız, güçlerini açmaktan çekiniyor.
Gordon: Ne güçleri?

Eliyle susmalarını söyleyen Dick, derin bir nefes aldı. Bu tarz şeyleri hiç seven birisi olmamıştı, korkuyordu. Kalbinin sesini herkesin duyduğunu düşündü. Kafasından akan terleri titreyen elleriyle silmeye çalışsa da başarısız oldu, derin bir nefes daha alarak devam etti.

Dick: Et…

Aniden açılan kapı Dick’i susturdu. İçeriye giren John’u görünce rahatlamış bir şekilde kendisini bir sandalyeye atarak sakinleşti. John cehennemden çıkmış gibi bir suratla yanlarından geçerek bir sandalyeye oturdu.

Lucifer: Neredeydin? Bizleri meraklandırdın.
John: Kötü bir yerdeydim…
Lucifer: Açıklamak ister misin?
John: Bir biraya ihtiyacım var.

Birasından uzun bir yudum alan John, oturduğu sandalyede arkasına yaslanarak karşısındaki üçlüye baktı. Sessizce gülümseyerek bir küfür etti.

John: Kötü bir şey geliyor ve bizler onu durdurmak için seçildik.
Lucifer: Seçildik mi?
John: Evet… Sadece dördümüz değil, başkaları da var.
Dick: Kimin tarafından seçildik?
John: Yeni Tanrılar. Önceden tanıdığımız birisi değil.
Gordon: Neredeydin?
John: O önemli değil, dostum. Kiminle konuştuğum önemli.


Oliver Queen sessizce arkasına dönerek ondan bir işaret bekleyenlere baktı. Zamanın yavaşladığını hissediyordu, hepsinin suratlarını kafasına kazımak istemişti çünkü eğer ölürlerse… Onun suçu olacaktı.

Steve Trevor, Selina Kyle, Lucas Trent. Lucas hariç hepsini ikna etmek için çok uğraşmıştı, ama Lucas’ı bilirsiniz böyle şeylerden zevk alan bir adamdı. Diğer ikisi ise, Oliver onlara masum gözüyle bakıyordu. Ancak savaşta yardımcı olabilecek masumlardı onlar. Her şeylerini kaybetmiş masumlar… Bunların hepsi Oliver’a traji komik bir hikaye gibi geldi.

Kafasını tekrar Saat Kulesine çeviren Oliver işareti vermek için bekliyordu. Roy burada olmalıydı dedi sessizce ve işareti verdi.


Dick Grayson, senelerdir önünden bile geçmediği Saat Kulesine bakarken rahatsız hissetmeye başladı. Yanlış bir şey yapıyormuş gibi hissediyordu. Arkasını dönerek hazırlanmakta olan Gordon ve Constantine’ye baktı.

Dick: Burası olduğundan emin misin, John?
John: Evet! Ford burada olacaklarını söyledi, her şeyin başladığı yerde…
Lucifer: Neden bu… Tanrı’ya güveniyoruz?
Gordon: Benim sorum da bu olacaktı.
John: Güvenmiyoruz. Sadece dinlemek zorundayız çünkü eğer haklıysa, başka seçeneğimiz yok.
Lucifer: Dick… Başlasan mı?

Dick, sessizce öksürerek boğazını temizledi, kalp atışları yine hızlanmıştı.

Dick: …İblis Etrigan’ı açığa çıkar!

Gordon beklemediği olay karşısında geri çekilerek sendelerken Constantine tarafından tutularak düşmesi önlenmişti. Gülen Constantine, Etrigan’a baktı.

Etrigan: Lordum…
Lucifer: Ayağa kalk, Etrigan.
Etrigan: Constantine, görüyorum ki sözünü tutmuşsun. Genç bir beden…
Constantine: Çok rahat olma, iblis. Sana ihtiyacımız var.
Etrigan: Biliyorum. Saat Kulesi…
Lucifer: Gidelim mi?


Jason rüzgarda sesini çıkarmaya çalışarak Stewart’a doğru bağırmaktaydı. Ancak sesini duyuramıyor gibi hissediyordu. Omzuyla yüzüğünü yeniden almış olan fenere vurarak dikkatini çekti.

Jason: Geçtik!
Stewart: Ne?
Jason: Saat Kulesini geçtik! Aşağıda.
Stewart: Peki, tamam. İkiniz hazır mısınız?
Roy: Olabileceğimiz kadar hazırız!

Dalışa geçen fener yanında taşıdığı gençlere gözünün ucuyla bir baktı. Jason’da normalde olmayan bir tedirginlik seziyordu. Aşağıda neler yaşanacağını bilmiyordu veya kimlerle karşılacağını, tek bildiği yüzüğün ona oraya gitmesi gerektiğini söylemesiydi.


Oliver sırtını bir moloz yığınına dayamış hızlı nefesler almaktaydı, sağ kulağının duymadığını fark etmesi on saniyesini aldı. İleride Lucas’ın askerleri teker teker indirdiğini gördü. Selina ortalıkta yoktu, Steve ise… Steve Oliver’ın yanı başında ya baygın ya da ölü bir şekilde yatıyordu.

Kontrol edecek zamanı bulamayan Oliver, yayını gererek zıplamış ve karşısındaki üç askeri tek bir patlayıcı okla indirerek arkasındaki kolona çarpıp yere düşmüştü. Tahmin ettiğinden daha fazla acı çekmekteydi, sırtında bir kırık olup olmadığını düşündü. Omzuna dokunan bir el tarafından irken Oliver bıçağını çekmeye fırsat bulamadan elin geldiği yüzü gördü. Selina.

Selina: Etrafımızı sarıyorlar!
Oliver: Önerin nedir?
Selina: Kaçmak! Öleceğiz, Oliver!
Oliver: Kaçamayız! Bu bizim tek şansımız!

Etrigan’ın bir duvarı kırarak içeriye girmesi hiç kimsenin beklemediği bir şey olmuştu, üst kattaki adam hariç. Kendisi olayları zevk alarak izlemekteydi, başardığına inanmaktaydı.

Lucifer ve Gordon yanyana koşarak içeriye girdiklerinde, Gordon köşede yatmakta olan Oliver ve Selina’yı fark ederek onlara doğru koştu. Lucifer herkesi geride bırakarak üst kata doğru gitmeye başladı.

Selina: Gordon? Ne yapıyorsun burada?
Gordon: Kıçınızı kurtarıyorum!

Köşeden gelen bir bomba ayaklarının önüne düştüklerinde Gordon ağzından çıkan sözleri yutmuş bir şekilde Selina’ya baktı. Üçü de öleceğini kabullenmek ister bir şekilde son saniyelerinde nefes almaya çalışıyorlardı. Her şey bitmişti…

John Constantine bombanın üzerine büyülü bir alan yapıp etkisiz hale getirdiğinde hala sigarasını içmekteydi. İzmariti uzaklara fırlatırken Oliver’a dönen büyücü gülümseyerek devam etti.

Constantine: Ziyaretçilerimiz var.

Constantine’in sözlerini bitirmesiyle birlikte arkalarındaki duvarı parçalayarak içeriye giren John Stewart ve iki sarhoş genç savaş alanı karşısında şaşırarak kalsalarda doğaçlama bir şekilde devam ettiler.

Jason ve Roy, Lucas’ın yanına atlayarak saldırıya destek çıkarken Stewart üst kata doğru gitmeye başladı. Oliver iki gence bakarak gülümsedi, rahatlamıştı.


Lucifer: Sen de onlardan birisisin?
Adam: Bir arkadaşımla mı tanıştın?
Lucifer: Belki… Bir Tanrı değil misin? Anlayamıyor musun?

Lucifer alaycı konuşmasıyla karşısındaki simsiyah adamın bembeyaz parıldayan gözlerine dimdik bakmaktaydı.

Adam: Hayır. Önemi yok. Çok vaktim kalmadı zaten…
Lucifer: Ne diyorsun?
Adam: Anlayacaksın, Işıkgetiren. Hepiniz anlayacaksınız…
Lucifer: Bana bir şey söyle… Adın ne?
Adam: Önemi var mı?
Lucifer: Neden olmasın?

Adam gülümseyerek tahta aralarından aşağıdaki savaşa bakmaya başladı.

Adam: Kendinize bir bakın… Bu absürd takıma bir bakın. Tek şans sizdiniz ve başardım.
Lucifer: Neyin, tek şansı?

İçeriye giren John Stewart karşısındaki adamı gördüğü gibi tanımıştı, ismen olmasa da onun kim olduğunu gayet iyi biliyordu. Hal Jordan’ı öldüren adam, Bruce Wayne’i gömen adam… Sinirli bir şekilde son hızda adamın üstüne atlayan Stewart, karşılık vermeyen adamı dövmeye başlamıştı.

Lucifer onu durdurmak istemedi, ne kadar ileriye gideceğini merak etmekteydi ancak yanlarında açılan portal iki tarafında dikkatini dağıtmış, ikisini de durdurmuştu.

Portaldan çıkan Floyd Lawton, silahını kaldırarak yerde yatan adama baktı. Lucifer geri çekilmiş olayları izlemekteydi.

Lawton: Son bir sözün var mı?
Adam: Lucifer, adım Umur.

Çıkan kurşun son hızda yerde yatan Umur’un kafasına doğru giderken John Stewart kurşunu durdurmak adına bir kalkan yaratsa da yeterli kalmamıştı. Yeşil fenerin kalkanını parçalayarak devam eden sarı kurşun Umur’u kafasından vurdu.

Lawton arkasını dönerek Lucifer ve Stewart’a baktı.

Lawton: Gelin, size ihtiyacımız var. Hepinize…

DEVAM EDECEK.